... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

mumford & me

...
and my head told my heart
"let love grow"
but my heart told my head
"this time no,
this time no"



or just the opposite.

and I told my head to shut the fuck up.
I told my hand to cross fingers.

we will have quite a story to tell when it happens.
we both will.

Evlenecekler, sözüm size!

Biz Zümrüt'le dalga geçerdik, alt tarafı kepli fotoğraf çektiricez, gözümüzü doğada değil dünyada olmayan bir renge boyayıp kafamızı "the exorcist" misali 180 derece döndürmeye çalışıyor, diye. Beterin beteri varmış meğersem.

Bundan sonra yeni evlenecekler (bkz. yeni evlenmek), düğün fotoğraflarının şu şekil olmasına azami dikkat gösterirse çok iyi olur çok da güzel iyi olur taam mı!

blush

*lık*

pembe kadehte pembe şarap içmek gibisi yok. yok, gerçekten yok. mesela bizim evde altılı bir kadeh seti var, içinde beyaz ve kırmızı yok. mavi kadehte mavi, turuncu kadehte turuncu şarap içemeyeceğimize göre, iddiamı kanıtladım demektir.

*lık*

"...sen nehirleri yataklarında ayırırdın da örterdin üstümü..." diye şarkı yapan bir grup dinlemeye değerdir. kim ne derse, kim ne kadar beğenmezse beğenmesin. hayatıma girdiğin için mutluyum büyük ev ablukada. ayrıca "sen nehirleri"nde bir kelime oyunu olduğunu ve onu fark ettiğimi düşünmek hoşuma gidiyor. onların hiç kelime oyunu yapma gibi bir niyeti olmamış olsa da.

*lık*

bazı kızlar tüm erkek arkadaşlarıyla, ne kadar yakın arkadaş olurlarsa olsunlar, hep ufak bir mesafede duruyorlar. yabirşeyolursa mesafesi diyorum ben ona. bir nevi temkin, herhangi bir sarhoş olma ya da çok yalnız kalma halinde her şeyin değişmesi ihtimalini göz önüne alma... ya da sadece, böyle bir aura. seksilik hali.

her an yatacakmış gibi görün ve göründüğün gibi yat.

*lık*

bana yüzyıllar gibi gelen birkaç yıldan sonra ilk kez, chat yapmak için büyük bir istek duyuyorum.
allahım.
nükhet duru'nun bununla ilgili bir şarkısı olmalı.

*lık*

murathan mungan şarkılarıydı sanırım, bir albüm vardı, gazetelerden birinin hediye verdiği. tümü murathan mungan'ın sözünü yazdığı şarkılar, ilk aklımıza gelenler tarafından değil de, başka şarkıcılar tarafından seslendirilen... çember'i nükhet duru söylüyordu. nükhet duru "ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın" derken "hani işte böyledir" gibi değil, "işte böyledir ve böyle olacak!" gibi, karar vermemi ister gibi söylüyordu. ders verir gibi. didaktik. gerilmiştim, neresindeyim çemberin, diye.

baktım, "söz vermiş şarkılar"mış albümün adı.

*lık*

yumiyum diye bir şey vardı, ne güzeldi o. ilkokulda dershaneye giderken çok yerdim. meyve suyunun, misbonumsu şekerlerin vişnelisini tercih etmem ilk, çokşeker standlarında vişneli yumuşak şekerlere filan saldırmam. ama yumiyumun vişnelisini çok severdim.

*lık*

televizyonda battal gazi'nin oğlu var ve emin olun, televizyondaki en komik ve tek izlenesi şey şu an bu. bir cellat (cellat olduğu da daha öldürme işine başlamadan kafasına taktığı maskeden belli bir cellat) adam asmaca oynarken üç çizgiyle çiziktiriverdiğimiz darağacını tahtadan yapmış, yere çakmaya çalışıyor. yere darağacı inşa etmiyor yani, almış ikea'dan, onu dikiyor yere. bir başkası, posta güvercinini angry bird gibi atıveriyor fiyuuuuv diye. bir başkası, erketeci rolünde, ebabil gibi ötüyor güya ama "adam geliyor la" diye seslense bu kadar dikkat çekmez. çok iyi olm. emin olun, bir kadın hiçbir zaman tecavüzcüsünü veya tecavüz teşebbüsçüsünü unutmayacağı ve ona aşık olacak kadar umutsuz olmayacağı için "bilimkurgu" olarak nitelendirilebilecek "fatmagül'ün suçu ne?"den çok daha iyi bir şey izliyorum. bilimkurguda çok iddalı değilim yalnız. fabl da olabilir.

battal mı, battal gazi mi olm, karar verin ama. "battal'ın oğluysan..." demeyin adama mesela. "çok güzel hareketler başlıyor" gibi bir şey bu. halbüse o programın adı o değil.

*lık*

dünyanın dört ülkesinde ve çeşitli şehirlerde dondurma yedim, sütlü çikolata parçalı carte d'or kadar iyi dondurma çok az yedim diyebilirim. hmm mm. afiyet olsun bize!

*lık*

isim-soyad itibariyle desteklendiği üzere, şimdiye kadar bana takılmış en güzel ve anlamlı takma ad "şuku"dur. çok seviyorum. ismimden daha şahane olmasın, bence çok iyi.

*lık*

herkes şarabını iiiçmiş, sıra şukuya gelmiş, iç şuku iç, iç ki sarhoş olasın, kafayı da bulasın, ııııııı... :} neyse şey.

Fact #11

Yazdın, yayınlamadın olacak, kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında...

Evet, yine oluyor.
Ve evet, çünkü korkuyorum.
:}

Novaljin duası

Kuzene, Novaljin diye okunan ilacı neden kullanmamamız gerektiği konusunda bir mail atıyordum bugün. Maili FYI diyerek bitirdim. 4 yılı aşkın korprıt iş ortamının getirdiği bir alışkanlık, kısa mesajları bile icabında FYI diye sonlandırmak. Kuzen cevap verdi: "FYI nedir, Fuck You, Indeed mi?"

Evet. Karşımdakinin İngilizceyi benimle aynı şekilde bildiği, aynı tarzı benimseyip konuştuğu yanılgısına yine düşmüştüm, tıpkı bundan yirmi yıl öncesinde olduğu gibi.

İlkokula yeni başladığım sıralarda, henüz apartman görevlilerinin kapıcı olduğu senelerde yani (teeey tey), oturduğumuz evin kapıcısı Nurettin efendi her akşamüstü uğrayıp "bir şey lazım mı?" diye sorardı. Bir keresinde kapıyı açtığımda bana aynı soruyu soran Nurettin efendiye "no" deyip kapattım kapıyı. Benim İngilizce bilgim yes, no ve "yes it is a book, allright please"den ibaret olduğu halde yaptım bunu. ("Yes it is a book, allright please" annemin anlamsız olduğunu bildiği halde kullandığı bir söz öbeğiydi, Ayrılsak da Beraberiz'deki frankafon çakması kayınvalidenin "je ne pas, s'il vous plait"i gibi bir şey işte. Tabi o seneler sonrasına tekabül eder. Neyse, telif mevzuuna girmeyelim.)

Kapıyı "no" deyip kapattığımı gören annem, ne yaptığımı sordu. "Hayır dedim işte" dedim. "Kızım Nurettin efendi okuma yazma bilmiyor, yesi noyu nerden bilsin?" dedi annem. Şaşırdım. "No'yu herkes bilir ya" dedim, ben biliyorum ya...

For Your Information'ı da herkes bilir ya!
Bilmez mi?
:)

Novaljin meselesine gelince...

Bizim doktorlar, Novaljin'in etken maddesi olan metamizol'ün, parasetamol ya da asetilsalisilik asit gibi bildiğimiz ağrı kesicilerden etkililik olarak farkı olmadığını, fakat kemik iliği hücrelerini başarıyla yok etme gibi bir yan etkisi olduğunu söylediler. Biz de onlara inandık, onlara sığındık. O yüzden (burayı makamlı okuyunuz) Novaljiiiine tercih etmiyoruz, FYI.

Gündönümü

Müjdat Gezen buna "Hayat..." demiş:

Ben "gündönümü" diyorum. Gün batar, döner, tekrar doğar. Günün batması her zaman kötü bir şey değildir, güzel batan bir gün için insan hayatından pek çok şeyi feda edebilir.

Aynı bu resimdeki gibi güzel batan bir gün için.

***

Ah Küçük Prensim! Senin o üzünç dolu küçük hayatını yavaş yavaş anladım böylece. Uzun bir süre günbatımındaki tatlılık, tek avuntun olmuştu. Bu ayrıntıyı dördüncü gün öğrendim. Ne demiştin bana o sabah?
_ Günbatımını çok seviyorum. Hadi gidip bir günbatımı görelim.
_ Ama beklemek gerek...
_ Neyi?
_ Güneşin batışını.

Önce ne şaşırmıştın! Sonra da kendi kendine gülmüştün. Demiştin ki bana:
_ Kendimi hep bizim oralarda sanıyorum!
Öyle ya, Amerika'da öğle iken Fransa'da günün batmakta olduğunu bilmeyen yoktur. Fransa'ya bir dakika içinde uçabilseniz günbatımına yetişebilirsiniz. Ne yazık ki Fransa çok uzak bir ülke. Ama sen küçük gezegeninde iskemleni şöyle bir kımıldatsan oldu bitti. Güneşin batışını, alacakaranlığın çöküşünü artık gör görebildiğin kadar... Demiştin ki:
_ Günde tam kırk dört tane günbatımı gördüğüm olmuştur.
Sonra da eklemiştin:
_Biliyor musun, insan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor.
_ Demek sen kırk üç gündür pek üzgündün?
Küçük Prens buna karşılık vermedi.

Küçük Prens, Antoine de Saint-Exupéry

Material girl?

"Parayla saadet olmaz diyen kişi nereden alışveriş yapacağını bilmiyordur."

Blair Waldorf

Bu lafın, eğer şimdiye dek kullanılmadıysa, çok yakında kullanılmasını bekliyorum bir alışveriş merkezi reklamında. Hiçbir zaman anlam veremediğim bir slogan olan E=mc^2'den daha uygun olacağı kesin.


bardak altsızlığı

Son birkaç gündür o kadar çok ağladım ki... Hepiniz için ağlamış olabilirim, bilmem feraha erdiniz mi? Neden ağladığımı, kim için ağladığımı unutacak, ağlamayı anlamsız ve saçma hale getirecek kadar çok ağladım. Hala da bitmiş gibi hissetmiyorum. Bitmez. Bitmez arkadaş. Her gün ayrı bir telefon konuşması yapıyorum. Canımı sıkan insanlar da, bana çok iyi davranan insanlar da kanıma dokunuyor. Keşke, diyorum, şu yaşadıklarımı anlatmak zorunda bile kalmayacağım insanlar hayatımın orta yerinde dursalardı sehpa gibi. Ben üzerlerine ağlasaydım ve bozulmasalardı, bardak altlığı bile gerekmeseydi onlar için. Eskiden nasıl gerekmiyorsa yine gerekmeseydi. Bir şeyi söylemenin bir dakika, bir bakış sürdğü zamanlardan, dört saatte bir cümle kuramamaya gelmeseydi iş.

Bak ne anlatıyorum gene...

Evin ortasında sehpanın durmadığını görünce ağladım ben. O yüzdendir her şeyi birbirine bağlamam.

Yalnızlık işte, napıcan.

Nisyan

Eski sevgilinin üstünde senin aldığın tişörtü görmek fena...
O tişörtü senin aldığından bi an emin olamamak güzel.

"Hafıza-i beşer, nisyan ile malüldür" diye bir söz var ya; işte onu arada bir de olsa hissedebildiğim, azıcık hafıza kaybına uğrayabildiğim zamanlarda kendimi şanslı hissediyorum.

Her şeyi hatırlamak kadar büyük bir lanet olamaz.

gün ah


Ağlama dürtüsüne karşı koymak değil büyümek. Ağlama dürtüsüyle birlikte anlamsız boş ve ıslak bakışları, aşağı kıvrılan dudak kenarlarını, kaybolan gamzeleri, bembeyaz olan yüzü de saklayabiliyorsan, büyüdün demek olabilir.

Bense, kalkıp gidiyorum. Değil bunları yapmak, ağlamamayı bile başaramadığım için.

//\

Değiştiremeyeceğiniz hiçbir şey yoktur, derler ya, inanmayın. Kolpa "zoru başarırız, imkansız zaman alır" ergenliğidir o, kibirdir, kabullenmemektir. Değiştiremeyeceğiniz şeyler var hayatta. Uzak durmayı seçebileceğiniz, uzak durmaya çalışabileceğiniz ama kesinlikle kaçamayacağınız şeyler. Davulcuya, zurnacıya da kaçsanız, suç da işleseniz, elin adamlarıyla sokaklarda cirit de atsanız, alevi biriyle de evlenseniz hani Allah muhafaza!ymış ya, veya yok yok, şahane ve püripak bir insan da olsanız hayatınızda olacaklar hep. İşin kötüsü, onları seveceksiniz. Çok sevdiğiniz için sizi çok inciten insanlardan olacaklar ama dedim ya, lastik içinde körebe oynar gibi veya ancak o kadar uzaklaşabileceksiniz. Yardımcı olmaya çalışıp olamayacaksınız. Ne emmeye ne gömmeye gelecekler, üstelik sunduğunuz hiçbir çözüm önerisi sorunu kökten çözmüyor diye sonunda size kızacaklar. Hepsi.

Nefesinizin çekildiğini hissedeceksiniz. Kaçtığınız en uzak yer arabanızın içi olacak ve sakinleşip marşa basmayı başarabilirseniz, varabildiğiniz ev.

//\

Bugün berbat bi gün... Aa bi dakka, berbat olan benim hayatımmış. Pardon gün, ahını aldım.

Read between the (red) lines.

MAIL 1, bir departmanın bir asistanı


Merhaba Arkadaşlar,

Bugün 1.Kattaki Malzeme dolabını her şeyi bulabileceğiniz şekilde düzelttim. Sizden bundan sonra dolabımızı düzenli tutmanızı rica ediyorum. Böylece eksiklerimizi zamanında fark edip gerekli siparişleri verebiliriz.

Teşekkürler.

Gamze


MAIL 2, bir departmanın bir çalışanı


Müthiş yeni asistan tarafından yollanan mail bu.

Sizce kırmızılarla ne ifade etmek istemiş kendisi., dayak istediğini olabilir mi acaba?



MAIL 3, başka bir şirketin 'ben'i


Şöyle bi cevap verebilirsiniz bence:


Eline sağlık Gamzecim, çok iyi yapmışsın.

KAD



Dünya devi olma iddiasında, korprıt bir şirkette olmasa komik olacak bir sürü şey, içeride çalışanlar için trajikomik olabiliyor. Nerenizle güleceğinizi bilemeyeceğiniz bir sürü hikayem var. O zaman için yaşamaya tahammülüm olduğundan, şimdi ise anlatmaya zamanım olduğundan çok çok daha fazla.


Bazı insanlara gerçekten inanamıyorum. Tsss, sometimes.

Zorunda mıyım, ha?

Ben siz istediğiniz her zaman saatlerce konuşmak ve dertlerinizi dinlemek zorunda mıyım? Hiç çözülmeyecek gibi duran ama yarın öbür gün yine, üstelik hesapta kızgın tarafın adım atmasıyla (sonradan tekrar bozulmak üzere) çözüleceğini bildiğim her soruna aynı dikkatle kulak kesilmek zorunda mıyım? Kendimden sıkıldığım, kendimi neredeyse özellikle hasta ettiğim, kimseyi aramadığım, bazılarını özellikle daha çok aramadığım; hiçbir şeye bağlı hissetmeyip boşlukta süzüldüğüm bu günlerde, siz bunu bilirken üstelik ve siz kendinizi bir köprüde oturmak gibi mutluluklarla avutabilirken (ne güzel bir şey olsa gerek avuntu!) ama ben yapamazken, ben hak vermek, empati yapmak, sizinle biraz daha mutsuz olmak zorunda mıyım?

Zorunda mıyım, ha?

Hayır.

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!