... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

görsel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
görsel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

35. yıldönümü

15 Nisan 2020 ve ben 35 yaşındayım. Dünya üzerinde 35 yılı devirdim. 35. yıldönümüm bugün. Bazen kendimi bir işe yaramamışım, bir yere ulaşamamışım, yanlış bir yoldaymışım gibi hissediyorum. Sonra bilge Cheshire Cat'in sözünü hatırlıyorum: "Nereye gitmek istediğini bilmiyorsan, hangi yoldan gideceğin fark etmez."

Geçenlerde Koç burcu beyninin komik bir tasviri çıktı karşıma, @glossy_zodiac adlı bir Instagram hesabında. Biraz bununla oynamak istedim. Kişisel blog böyle şeyler için vardı, dimi?



blind optimism
Buna karşı çıkmakla başlayabilirim. Kötümser addedilebilecek bir gerçekçiliğim vardır. Beni tanıyan kimsenin buna karşı çıkacağını sanmıyorum. Öte yandan, insanların panik, kaygı ve stres seviyesinin yükseldiği durumlarda (şu anki gibi global bir pandemi ilan edildiğinde mesela) sinir bozucu derecede soğukkanlı olabildiğim için, topluma göre iyimser kalabilirim. Ama kör iyimserlik? No.

zero tolerance for idiots
AF. Tabii ki. Cahil bir derece ama geri zekalıya tahammül etmek gerçekten zor. Geri zekalıyla söhpeti kestim.

generosity
Fena değilim sanırım. Ben kendimi aksi yönde yargılasam da cömert, eli açık biri olarak tanımlıyor beni insanlar. Umarım bu daha ziyade duygularla ilgili bir cömertliktir. Yoksa, yani. Koca servetimi çarçur edip, yine de ketum ve soğuk bilinmek istemem. (Benden de ne ketum olurdu ya!)

their hella sad playlist
Tekne tatilimizde (Temmuz'18) bir rakı masasında "Efkar." listemle insanlara "böyle ölmeyiz, füze at" dedirtmişliğim vardır. Bir ara neredeyse listenin adını S-400 olarak değiştirecektim, sonra ergen olmadığımı hatırladım.

scary temper tantrums
HEM DE NE! Fakat, saman alevinin sözlük karşılığıyım.

hating liars & fakes
İş mülakatlarımın vazgeçilmez yanıtı: Beraber çalışmayı en çok istemeyeceğim insanlar yalancılar ve -mış gibi yapanlardır.

baby energy:
Bir bebek gibi meraklı bir enerjiden bahsediliyorsa eğer, evet, benim o. Bir kadın bana "yaşsız" olduğumu söylemişti. Olgunluğun verdiğini bu bebek enerjim alıyor sanırım. Ya da tam tersi.

great humor
Kendime çok gülüyorum DERMİŞİM.

loving attention
Ama bunu sevmekten birazcık utandığım için, gizlisinden.

short attention span
Özellikle yavaş konuşan (ayh!) insanları ve "bunu iyi dinlemem lazım, burası çokomelli" dediğim konuları dinlerken. 

cuddling that leads to sex
:)

memes
Çok severim ama seçiciyim. Eyyorlamam bu kadar.

more memes
Tamam artık.

sex
:))

"Fight me" "Make me"
Athena'nın Pis şarkısına bir klip çekilecek olsa, moodboard'un tepesine bunu yazardım. İyiymiş. Vardır böyle tahrik unsurlarım. Fiziksel şiddete karşıyım, kavgaya değil. Kavganın kalitelisi tatsız da olsa, elzemdir. Hele sonu, tadından yenmez. Şimdi smiley koydurmayın bana.

taking risks
Pek sanmıyorum. Zaman kaybetme riskini göze alamadığım için, bir soruyu nasıl çözeceğimi düşünürken aslında çözmeye bir yerinden başlasam çoktan bitireceğim kadar zamanı denize dökmüş, matematik hocamdan da azar işitmişliğim vardır.

unconditional love & royalty
Doğru bu.

giving 0 fucks
Keşke. İnsanlar yanlış anlamasın diye kendimi anlatmakla harcadığım zamana bazen üzülüyorum.

impulsive decisions
(bkz. taking risks)


35 özelinde değil ama büyümenin iyi yanı kendini olduğun gibi kabullenmeye yaklaşmak. Ben bugün arkadaşlarımın yolladığı pastayı üflerken bir dilek tuttum; geçen Kasım ayının başında güneylerde bir yerde bulduğum şeyi, tamamen kendime ait olan o şeyi hiç unutmamayı diledim.

Mutlu yıllar bana.


(15 Nisan 2020, Mecidiyeköy)

Valizim dolu yine

"Kemerini bağlıyorsun. Uçak yere inmekte. Uçmak, yolculuğun tersidir: Mekanın süreksizliğini aşarsın, yok olursun, kendi de zaman içinde bir tür boşluk olan bir süreç için hiçbir yerde olmamayı kabul edersin; sonra yok olduğun yer ve zamanla ilgisi olmayan bir yer ve anda ortaya çıkarsın. Bu arada ne yaparsın? Senin dünyadan, dünyanın senden kopukluğunu nasıl değerlendirirsin? Okursun; bir havaalanından ötekine gözünü kitaptan ayırmazsın, çünkü sayfanın ötesinde boşluk, uçuş molası mekanlarının, seni barındıran ve besleyen madeni rahmin, her daim farklı, ama her daim aynı olan yolcu kalabalığının sıradanlığı vardır. Matbaa harflerinin sıradan tekbiçimliliği aracılığıyla yaşanan bu başka soyutlama sürecinde kalmana değer: Burada da adların çağrıştırma gücü seni hiçliğin değil, bir şeylerin üzerinden uçtuğuna ikna eder. Emin olmayan ve tahmini bir biçimde yönlendiren aygıtlara kendini emanet etmek için bir miktar bilinçsizlik gerektiğinin farkına varıyorsun; ya da belki bu edilgenliğe, gerilemeye, çocuksu bağımlılığa karşı dizginlenemeyen bir eğilimi kanıtlıyordur. (İyi ama sen uçak yolculuğuna mı kafa yoruyorsun, okumaya mı?)"


Metin.
GIF.


Makongo

Bu hafta sahadaydım. Pazar gecesi çıktığımız yolda, 5 gün içinde 4 farklı yerde geceleyerek ve gece gündüz çalışarak kendimi iyice yordum. Öyle ki, döneli 1 gün oldu ve ben sanırım bunun 15 saatini uyuyarak geçirdim. 


Yolculuğun büyük bölümü gerçekten yolda geçti, bir cipin içinde, neredeyse patika denebilecek bozuk yollarda hoplaya zıplaya... Gana'ya geldiğimden beri ilişkimizin birkaç basamak birden atladığı Kindle'ım, en azından hava kararana kadar bana eşlik etti. Portakal Kız'a yolda başladım, yolda bitirdim. Bi gülümseme yerleştirdi yüzüme. Sonra da aşağıdakileri karaladım, ileride lazım olur...

///


Tamale'de dünkü toplantıdan sonra, engebeli yolların elverdiği en yüksek hızla, mis gibi bir günbatımında Makongo'ya ulaştık. Amacımız, uçlarından turnike yapılarak göle dönüştürülmesine rağmen herkesin hala nehir diye andığı Volta gölünü geçecek "platoon" denen feribota binerek önce Pru, oradan da Sene bölgesine doğru ilerlemekti. 



Hikayenin gerektirdiği üzere feribotu kaçırdık, ve bu, "o zaman köprüden geçeriz Harem'e" ya da "körfezi dolaşıveririz canım" diye halledebileceğimiz bir durum değildi. Gölü geçememek, gölü geçtiğimizde bağlanacağımız yola karadan ulaşmak için 3,5 saat uzaklıktaki Tamale'ye geri dönmek, daha uzun bir yolu tekrar karadan gitmek, dolayısıyla neredeyse 8 saat kaybetmek demekti. O da, sürücümüzün uyuma payını hesaba katmazsak... Gölü geçmekte diretmek ise, ertesi sabah 9.30'da kalkacağı söylenen (çünkü Gana'da böyle şeyler ancak bir iddiadır), feribota binmek üzere bir gece kaybetmek demekti.


Nehir kenarında, iş arkadaşlarım oranın yerlileriyle konuşup ne yapacağımızı kararlaştırmaya çalışırken ben gülmeye başladım. En son Eylül ayındaki gezimizde böyle olmuştu; kestirme yolu kullanmak için bizi telefonların ve dolayısıyla harita uygulamalarının çekmediği orman yollarına sokan (ve aslında o bozuk yollarda saatte 30 km ile giderken, ana yolda olacağından çok daha fazla zaman kaybeden) şöför sayesinde aç karnına bir miktar daha sallanırken gülmeye başlamıştım böyle. Sinir bozan ve hatta çaresiz diye adlandırılabilecek durumlara karşı gülme refleksi geliştirdim farkında olmadan. Fotoğraf falan çektim. Güzel oldu fotoğraflar.


Yakında, bitişiğinde çalışanlarının kalacağı ufak bir ev de olan bir klinik vardı, oraya gittik bizi misafir edip edemeyeceklerini sormak için. Benim dışımda herkes Ganalıydı ama bu, herkesin tanrı misafiri kabul edeceğini garantilemiyordu elbette. Hele de ortada, güvende tutulması gereken ilaçlar da varsa, sorumlu hemşirenin "ah benim kör merhametim yok mu, nasıl aldım seni o depodan içeri" trajedisinden kaçınmak istemesi çok doğaldı. Onlar ne yapacaklarını tartışadursunlar, bizimkiler de en yakın yerleşim alanına geri dönüp bir misafir evi bulma seçeneğini daha mantıklı bulmaya başladı. Böylece sabah kalkıp, erkenden iskeleye (iskele dedimse, gölün kenarındaki herhangi bir alçak seviyeli alan) gelebilir ve 9.30 feribotunu yakalayabilirdik. Bu esnada ben yıldızlara bakıyordum. Mole Doğal Parkı ve Cape Coast sahiliyle beraber, Afrika'ya geldiğimden beri gördüğüm en yoğun yıldızlara. Bellatrix'i buldum, bakıştık. Mutlu oldum.

Sonra hemşireye tuvaleti sordum, o da bana soruyla karşılık verdi (bunu, anlamını kaybetmemesi için Türkçeye çevirmiyorum):

_ Do you need a place for a wee-wee or is it the nature's call?

Güldüm. Dedim "kardeş biz ona number 2 diyoruz turist olarak gittiğimiz yabancı ülkeler ve repliklerini ezberlediğimiz yabancı dizilerde" dedim. Dışımdan sadece "we call it number two" dedim. Hemşire de güldü. Sonra bir kapıyı açtı ve bana, içinde bir gider dahil hiçbir delik bulunmayan bir odacık gösterdi. "Buraya mı?" dedim, "Buraya" dedi herhangi bir yeri işaret ederek, "you can squat here". Ulan squat kim, ben kim; gören de spora başladım zannedecek... Neyse, böylece, 19 Kasım 2015 Dünya Tuvalet Günü'nde alaturka tuvaletin dahi ne büyük bir nimet sayılabileceğini düşünerek, paçamdaki ıslaklığı görmezden gelmeye çalıştım.





Sonuç olarak, yaklaşık 30-40 dakikalık mesafedeki Salaga adlı yere (köy? kasaba? bucak?) geri dönüp kendimize kalacak bir yer bulduk. Yemek bulamadık ama; bir adet karpuz bastırdı açlığımızı. Misler gibi uyuduk, ertesi gün aynı iskeleyi sabahın erken saatlerinde görmek üzere... Sonrası da, harmattanın kuru rüzgarları ve yeni keşfettiğim şarkılar eşliğinde bir feribot yolculuğu ve sahadaki son gün, remember remember the twentieth of November. Yolda pazar görünce satın alınıveren yavru keçiler ve onlara çok benzeyen dev yerelmaları. Dev yerelmaları ve dev yapraklar. 




Devler ülkesindeyim adeta. Dev yorgunluklar ve plansızlıklar ve de dev gökyüzleri ve ormanlar ülkesinde.


20 Kasım 2015
Kuzey Bölgesi, Gana

Fotoğrafların gerisi için: https://instagram.com/bellatrixbegins/

O kadar kolay ki şu an panik olmak.

Erce'ye,
















O kadar kolay ki şu an panik olmak. İstemediğim garantili hayata geri dönmekle, alıp paramı çıkıp bir daha ilaç isimlerini sadece eczanelerde göreceğim bir hayata cüret etmek arasında kalıyorum. Gecenin bir yarısında bundan sonra özel sigortam olmayacağını düşünerek uyanıveriyorum. Yine gecenin bir yarısında kafama esip de tee nerede oturan arkadaşımın yanına gidemeyebileceğim geliyor aklıma. Bunların ne kadar önemli olduğunu -güya- tartıp, önemsizleştirmeye çalışıyorum. Diğer alternatiflerden ve onları kullanan diğer insanlardan örnekler buluyorum kendime. Bir teklifi reddederken içimden "ikinci bir teklif göndermezlerse olay benden çıkmış olur" diye kısmet pazarlığı yapıyorum. Gördüğüm her şeyi, içten içe istediğim şeyin bir işareti sayıyorum. Okuduğum her alıntıyı. O kafayı yakaladığımda kaybetmemeye çalışıyorum. "Sikerler kariyerini" diyorum. Kefenin cebine CV'mizi mi koyacağız, diye düşünüyorum. Kurnazlık yapıyorum. Tabi aslında hocayı değil, sadece kendimi kandırıyorum.

Belirsizlik sevmiyorum. Hiçbir belirsizlik benim yüzümden orada olmasın istiyorum (sürekli bir yanıt arayışım da bu yüzden, bir şeye hakkım olduğunu düşündüğümden değil).

O kadar kolay ki şu an panik olmak. Ama dönünce, lazım gelirse beraber karalar bağlayacağımıza söz verdiğim bir dostum var. 

O yüzden, panikleri ikinci bir emre kadar erteliyorum.



22 Kasım 2015
Kumasi, Gana





bazen Afrika

#thismagicaldepression


Görsel: dutronc


Bir Parçası Bende

"Bir Parçası Sende!" etkinliği diyor Facebook, devam ediyormuş. Daha başlamadı ki oysa; duruşma 10:30'da. Hem ben İstanbul'dayım. Gitmediğim etkinliklere gidiyorum demek adetim değildir. Gel gör ki, hayır'a da basamıyorum.

Ethem'in duruşması var bugün.

Artık hepsini ve sayılarını birbirine karıştırdım. Bu kaçıncıydı? Katili biliyoruz, Ahmet Şahbaz. Gözünü kırpmadan sokak ortasında adam öldüren kıdemli polis. Ah pardon, kıdemi mi durdurulmuştu ceza olarak? Annelerin çocuklarının eline hafifçe vurması gibi kötü bir şey yaptıklarında; "DIT! Uslu ol bakayım!"

Nasılsa kaçırırlar seni mahkeme salonundan ve polis adliye önünde bekleyenleri dağıtmak için olay çıkarır, polis olay çıkarınca duruşma ertelenir.

Bu kaçıncıydı bu, yoksa bu anlattığım Ali İsmail'in son duruşmasında mı olmuştu?

Ne
ol-
muş-
tu?

Şişli Belediye Başkanı seçilen Hayri İnönü'nün (ben de bilmiyorum İnönü'nün nesi olduğunu, pek de ilgilenmedim açıkçası) ilk icraatı Sıracevizler Parkı'nı Berkin Elvan Parkı yapmak olmuş. Aferin. Normalde birden çok parka, bahçeye, anıta aynı ismin verilmesini garipser, hatta saçma bulurum. Şimdiyse her yere diyorum hep aynı isimleri verelim, inadına. Gayrettepe'de seçim öncesi her gün baştan asılan "İcraate Bakarım!" reklam panolarının üzerine inatla Katil Var! Hırsız Var! yazılması gibi. Ertesi gün tekrar asılsınlar. Tekrar yazılır. Tekrar asarlar. Kağıt biter. İnsanı gazlayarak bitiremiyorsunuz.

Sadece çocukları öldürmeye yetiyor gücünüz.
Öldürdüğünüz çocukların ismini vereceğiz her yere.


Faruk Tarınç'ın bir çizimi var ya geçen haftalarda çok paylaşıldı. Şu işte:


Telefon ekranımı kaplıyor. Masaüstümü de. O kadar güzel ki. Bilgisayarı açıp bir süre boş boş bakıyorum. Üzüntüyle değil hayır, ama söyleyemem de tam olarak ne ile olduğunu. Birkaç şey var. Ethem'in elindeki ekmek dolu torbayı ilk bakışta fark etmemiştim. Fark ettiğimde ağladım. Şimdi yine ağlama geldi bak. Bir de şu yuhalama meselesini düşününce sakin duramıyorum. Pis herif. Rezil insanlar.

Bu çizime, bir çizime ne kadar uzun bakılabilirse o kadar uzun baktım. Hala da bakıyorum. Ethem'e aşık oluyorum. Berkin'in oğlum olduğunu sanıyorum. Diğerlerinin de kardeşim olduğunu. Cidden sanıyorum bunları. Üstelik daha önce aşık olup olmadığımdan bile emin olmayan halimle.

Siz bana soruyordunuz, tanışmadığın adamlardan nasıl hoşlandın, diye. Ben size diyorum ki ben birine, öte dünyada ekmek aldı belki diye aşık oldum. (Sizinle anlaşamayız ki biz.)

Ah, gençler...
O kadar sevdim ki resminizi, işte bugün de konuşmadı benle. Ama olsun.
Bir parçanız bende.

(... ~ 07 Nisan 2014, İstanbul)

Zeyyat ayakkabısı


"Zeyyat ayakkabısı aldım kendime, onda da neredeyse aynısından bir çift vardı. Şimdi yaşasa, bir örnek ayakkabılarımızı giyip dolaşırdık (o üşümemek için çift kat çorap giyerdi), Teşvikiye AFM'nin kapanmasına rağmen sinemaya giderdik belki, eminim City's'den nefret ederdi, sonra Saray'da oturup çay içerdik, okumaya fırsat bulamadığı yazarlardan bahsederdim ona... Belki de bana, hala okumadığım kitapları olduğu için kızardı, kim bilir, artık kızacağı kadar büyümüşümdür. Koca adam ayakkabısı giydiğime bakılırsa..."


bir nevi jeux d'enfants

Ağlamayın Melisler!


Böyle buyurdu Freud.

(Uykusuz 2013/07, Yetkin Gülmen, Esnek ile Geniş)

İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların "Tecrübe" dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana "Tecrübeli" denir.

Sigmund Freud


Bunu dövme yaptırsam yeri.

 

moses

Pokeimam'a inanıyorsunuz da...

Pokeimam'ı özleyenler de buraya, vıyvıyvıyvıyvıyvıyvıyh...

nereye de koydum RTE'yi acaba...

Obama'nın "doğal" fotoğrafları vardı ya hani, seçimden önce günün yorgunluğuyla gazeteleri karıştırır, eşinin yanında huzur bulurken...


Hah işte, bu aşağıda göreceğiniz fotoğraf da o hesap.

Dekor bakkal. Ama boş bakkal. Bu boşluk halkın cüzdanıı temsil ediyor diyebilirdi, Umut Sarıkaya olsa. Mesela yani. Hatta daha ileri gidip, "siz burda sefa içinde yaşarken halk petit beurre gibi çifte kavruluyor" da diyebilirdi.


"Başbakanımız"mış...


Mesela yani.

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği tarafından 26 yıldır aralıksız olarak sürdürülen "Vakıfbank - TFMD Yılın Basın Fotoğrafları" yarışmasında ödüller sahiplerini buldu.

Yarışmada Yılın Siyaset Fotoğrafı Ödülü, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul'da bir markette yapmış olduğu telefon görüşmesinin yer aldığı kareye verildi.

Anadolu Ajansı'ndan Kayahan Özer'in çekmiş olduğu fotoğrafta Başbakanımız'ın doğallığı dikkat çekiyor.

erdal bakkaling


Çok iyi düşünmüşsün, çok güzel düşünmüşsün de kardeş,
gönüllerin bakkalını dışarıda bırakmışsın,
e oldu mu şimdi?


Lütfen Hugo Oynamayınız.

İngilizce, sen kocaman bi çılgınsın!

forever young

çok saçma olurdu çünkü
forever young dövmesi yaptırmak
kendini sıklıkla yaşlı hissederken.

Kavanozdaki Jar Jar Binks

Küçüklüğüme dair hatırladığım şeylerden biri, televizyondaki "Kavanozdaki Adam"dan inanılmaz korktuğum. Kafamı annemin arkasına filan gömermişim bir lunapark seferinde Ahtapot'a bindiğimizde yaptığım gibi; ya da içeri odalara kaçar, program bitene kadar dönmezmişim. Bunları hayal meyal hatırlıyorum, ama gözümün önünde kavanozda bir adam tiplemesi oluşmuyor. Yani neyden korktuğumu şu an hatırlamıyorum.

Bugün kavanozdaki Jar Jar Binks'le karşılaştım. Bu sefer güldürdü.
Hiç korkmadım.

Daha çok gülmek isteyenler için: jJj JEDI OCAKLARI jJj

bu bir işaretin yarisi olmalı.

"Yaris'e var mısın?" reklamlarını bilirsiniz, ÇiziYORUM tarzı esprilerin reklama dönüşmüş halidir...

Şu açıdan başarılı olabilir bu reklam: Yaris'e, Yaris'i filan derken insanın aklına hep sokakta görse tanımayacağı o marka ve modeli düşürdüğü için... Bir keresinde Kazım Koyuncu'dan Hayde dinliyordum bir havalimanı dönüşü. O şarkıda "çıktım çami budadum / endurdum yarisina" der. Yarisina. Bundan da reklam olur o zaman, diye düşünmüştüm arabadayken.

Sonra "bunu kimse anlamaz bellatrix, kimse de şaşırmaz ve gülmez buna senin gibi" dedim kendi kendime ve unuttum bunu.

Bugün mailime şu düştü:


Bir yerlerde benim gibi saçmalayabilen, saçma çağrışımlarıma burun kıvırmayacak, anlattıklarımın dikkatlerini çektiği insanların var olduğuna inanmak için biraz daha fazlasına ihtiyacım var bu aralar.

Ama kabul ediyorum, iyi denemeydi.

the ball is over

Bizim demirlerimiz de demirdi, biz de aynı saate bakıp "geç kaldım!" diyorduk belki.

Biz görünürde daha yakındık birbirimize (o yüzden birbirimizi daha çok yakabiliyorduk da - ve işte o yüzden "görünürde" diyorum ya).


Biliyor musunuz, ben insanların artık dans etmeye gitmemesine çok ama çok üzülüyorum.


Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!