... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

#LegalizeIt

Şemsi İnkaya'nın "Bizim Kız" gibi zengin oğlan / zengin görünümlü kız filmlerinde yaptığı bir iş vardır. Bizim gibi seksenküsürlüler için ne idüğü belirsiz olan, ama bir şekilde, meslekleri sınıflandırmaya yetkili abiler tarafından kutsal addedilmediğini içten içe bildiğimiz bir iştir bu. Hani elinde hep bir torba vardır, sallar onu sürekli, torba şıkır şıkır eder... Hah, işte o tombalacılık imiş. Peki ben ne sanıyordum Şemsi İnkaya'yı? Torbacı! 


Torbacılık diye bir iş olduğu çalınmış ya kulağıma "insanlar esrar içiyomuuuuş!" zamanlarında, ben de parçaları farkında olmadan birleştirmişim işte. Bu işin o işle ilgisi olmadığını anlayana kadar epey bi günahını almışımdır, İnkaya'nın değilse de senaristin. Adama bak ya, demişimdir, İstanbul'un orta yerinde, hem de gündüz gözü torbacılık yaptırıyor Şemsi Amca'ya!

Bu da böyle bir anımdır. Legalize It diye el sallayarak ayrılıyorum burdan.


GIF'i film fragmanından aldığım ekran görüntüleriyle yaptım, yani kaynak "Bizim Kız".

Hemofili değilim.


"Peki, deyip bırakamazsın sen" dedi bir arkadaşım geçenlerde. Doğru, geçemem.

Hiçbir şeyi kısa kesmeyi beceremedim.

Peki deyip bırakamam. Tam bir cool gibi üç kelimelik tweetler atamam, hele de bir şey anlatasım varsa, seller götürür her yeri. Kendimi açıklarım sürekli, şunu şu yüzden yaptım, bunu bu yüzden düşündüm; o şöyleydi, demek ki bu böyle. Kimseye açıklamazsam kendime açıklar, kimseyle konuşmazsam kendimle konuşurum. 8 aydan kısa ilişkim yoktur (ergenlik dahil). Olup bitmiş bir şeye aylarca, olup bitmiş bir kişiye yıllarca üzülmüşlüğüm vakidir. 3 saniyelik ses kayıtlarım olmaz. Giriş / Serim bölümlerimi tekrar okuyunca en az ikiye ayırırım. Hiç tanımadığım insanlara uzun e-maillerle yanıt veririm. Hiç tanımadığım hadsizlere uzun yorumlar döşeyebilirim. Fotoğrafların altını doldururum. Profilimi doldururum. Çalma listelerinin açıklama bölümlerini doldururum. Çok uzun, kendimi bile bıktıracak kadar uzun süre boyunca aynı kişiden hoşlanabilirim.

Ve tabi ki tüm bunları bir önceki cümlenin hatırına yazdım.

///

Hemofili değilim, allahtan. Benimki tamamen psikolojik.






Yanlış.

_ Senin kadınlığın doğru değil.
_ ...
_ ...
_ Doğru.


(bu aralar, İstanbul)

VR

Çal: https://open.spotify.com/track/5dGWwnkTaiQGqZBtcBnmCc


Dışarı, hava hala aydınlık ve benim kafam güzelken çıkmanın iyi yanları da var. Una Noche en Napoles dinleyerek çıktım kapıdan. Tamamen planlı bir şey değildi ama tamamen tesadüf de değildi; ilk birkaç şarkıyı bilerek atlamıştım.

Bazen böyle Santana'dır, Caro Emerald'dır, Guadalupe Pineda'dır, o havalarda oluyorum. Bir yerlere yolculuk ediyorum; gözümü kapadığımda oradayım işte, bir tabloya bakar gibi değil, sanal gerçeklik gibi içindeyim. Yukarıdan aşağıya, soldan sağa, çengel bulmaca. Etrafıma bakıyorum, bavullar, mutfak, kitaplık, masa, balkon, deniz, koltuk, minder, deniz, koltuk, deniz, şömine, bavullar. Avize var mıydı, yok muydu hatırlamıyorum ama olmamasını seçiyorum ve olmuyor; orada avize yoktu ki zaten?

Pastel rengi, uzunca bir çan eteğin üstüne ince bir bluz giymişim, saçlarımı toplamakla toplamamak arasında kararsız kalıp sonunda açık bırakmaya karar vermişim, salonundan, balkonundan, her yerinden deniz görünen, kapısı hep açık bir dairenin mutfağında, yalınayak, müzikle birlikte hareket ederek kahvaltı hazırlıyorum. Herkes bir yerlerde, uyukluyor filan. Ekmek kızartıyorum pam pam pam. Domates doğruyorum fım fım fım.

Saat kaç umurumda değil. Hangi gün, umurumda değil. İstanbul'da ne olmuş, umurumda değil. Saçımı biraz kestirsem mi? Uçları çok uzadı. Ufacık bir hayat lazımmış bana, bir ara fazla abartmışım. Biraz daha yemek pişirmem lazım, hep bulaşık hep bulaşık olmaz. Şarkı değişmesin, geri alayım. Peynir de çıkarmak lazım. Salatalık kalmış mıydı ya? Dans etmeyi özledim. Keşke dans etsek. Burada, mutfak ortasında. Hep çok minik şeyler lazım oldu bana.

"Ben de çay demleyeyim."

Çok minik şeyler.



aşk, memleket


Bu ülkenin düze çıkacağına dair umudum yok.

Yıllar boyu yalnız olunca, hem de dağ başında filan değil yani, koca metropolde, bunca insanın, bunca sözde ihtimalin arasında yalnız kalınca, direnmek zorlaşıyor. Arada bir şeyler oluyor, umut ediyor insan. Gezi gibi. #direnaşk. Sanıyor ki bir sabah güneş doğarken parkta tutulan elinin, o elin diğer hallerinden bir farkı var. Bir ortak noktada buluştu biriyle, iki ortak umutları var sanıyor. Oysa yok öyle bir şey. O o sabahın el tutuşu, yarına Allah kerim.

Bizim neslin gençliği en dibe vurmak umuduyla geçti. Dibe vurduğumuzda "işte bu dip, daha ötesi yok" diyecektik ve ayağımızı vurduğumuz gibi yükselecektik, oh diyecektik, nefes alacaktık. Burada yaşamaya uğraşmamızın bir karşılığı olacaktı. İnadımız sonuç verecekti.

Boşversene.

Ben aşka inanıyorum. Aşk diye bir şeyin varlığına inanmak için ille de benim başıma gelmesi, ya da geleceğini düşünmem gerekmiyor. Aşk var, görüyorum birilerinin gözünde, duruşunda, saç okşayışında filan. Olması da güzel bence. Hala umutlu insanların olması güzel.

Uzunca bir süre olacağını düşündüm. Sonra epey bir zaman "ben olmayacağını düşüneyim de, olursa sevinirim" dedim kendi kendime. Pek çok şey için dediğim gibi. Bu yerleşti kaldı. Hep bu şekilde düşüneceğim sanıyordum. Sonra bir sabaha karşı, bıcır bıcır konuşurken aniden, böyle 1 saniye içinde hiç ağzını açmamaya karar veren bir adamı takside bırakıp eve girdim. Pencereden dışarı baktım ve şöyle dedim: "Kimseyle tanışmak istemiyorum artık."

Sigarayı da böyle bırakmıştım. Mantıklı bir açıklaması yok. Ama gerçek. Dibe vurunca yukarı çıkılacak diye bir kanun mu var? Belki yeterince su alıp batıyordur insan, tekne, her neyse.

Fake it until you make it gerçekmiş. Olmayacağını düşüneyim dedim, olmadı.

Ameliyat masalı bir oyunda biri ustalıkla kalbimi almış, başka hiçbir şeye dokunmamış gibi. Alarm ötmemiş (no alarms and...), oyun bitmemiş ama benim kalbim yok. Umursayamıyorum, uğraşamıyorum, ilgimi çekmiyor. Üzülemiyorum, kızamıyorum, gazete önlerinde yatamıyorum. Gerçekten, üzgün bile değilim. Hüzünlü değilim. Dev bir kabullenmişlik geldi yerleşti içime. Şikayetçi değilim.

Bu memleketle ilgili ne hissediyorsam aşkla ilgili de onu hissediyorum.

Boşversene.

Valizim dolu yine

"Kemerini bağlıyorsun. Uçak yere inmekte. Uçmak, yolculuğun tersidir: Mekanın süreksizliğini aşarsın, yok olursun, kendi de zaman içinde bir tür boşluk olan bir süreç için hiçbir yerde olmamayı kabul edersin; sonra yok olduğun yer ve zamanla ilgisi olmayan bir yer ve anda ortaya çıkarsın. Bu arada ne yaparsın? Senin dünyadan, dünyanın senden kopukluğunu nasıl değerlendirirsin? Okursun; bir havaalanından ötekine gözünü kitaptan ayırmazsın, çünkü sayfanın ötesinde boşluk, uçuş molası mekanlarının, seni barındıran ve besleyen madeni rahmin, her daim farklı, ama her daim aynı olan yolcu kalabalığının sıradanlığı vardır. Matbaa harflerinin sıradan tekbiçimliliği aracılığıyla yaşanan bu başka soyutlama sürecinde kalmana değer: Burada da adların çağrıştırma gücü seni hiçliğin değil, bir şeylerin üzerinden uçtuğuna ikna eder. Emin olmayan ve tahmini bir biçimde yönlendiren aygıtlara kendini emanet etmek için bir miktar bilinçsizlik gerektiğinin farkına varıyorsun; ya da belki bu edilgenliğe, gerilemeye, çocuksu bağımlılığa karşı dizginlenemeyen bir eğilimi kanıtlıyordur. (İyi ama sen uçak yolculuğuna mı kafa yoruyorsun, okumaya mı?)"


Metin.
GIF.


beni neden sevmediniz nokta

"Zaten ilişkiler şöyle böyle" diye yazı yazamıyorum, öyle olmayan ilişkiler var etrafımda. Nasıl oldular bilmiyorum ama varlar işte, görüyorum.

"Erkekler şu şekil kadınlardan hoşlanmaz" diye ahkam kesemiyorum, çünkü tam da o şekil olan pek çok kadın tanıdım (son zamanlarda daha da fazla tanıdım hatta) çoğu da bir ilişkiyi bir şekilde yürütebiliyor. Daha önemlisi, ilişki kurabiliyor. Kurabilmiş. Olmuş yani.

"Belli bir bedenin / kilonun üstündeki kadınlar sevilmez" diyemiyorum, aksi örnekleri var etrafımda pek çok.

"Kısmet değilmiş yaa" deyip geçemiyorum, çünkü kendime bunca kaderciliği yakıştırmıyorum - hani benim müspetbilimci kimliğim?


Bu kadar yanıtsız kalmak canımı sıkıyor. O yüzden, yanıtsız her ihtimalden ve her adamdan kaçtığım gibi bu yazıdan da kaçacağım galiba. Hazır bugün 1 kez daha vazgeçmişken...

Bu lafı hiç sevmiyorum ama, vallahi sözün -ve sorunun- bittiği yerdeyim.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!