... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

alternatif şiir

yerin seni çektiği kadar ağırsın,
sevgilinden ayrılmak istediğin kadar yalancı.

(22 Nisan 2013)

Paper covers rock.

Hiç kimse, özellikle de bir yazarsa (yazar olmasına rağmen değil, dikkat!) birinden bir post-it notuyla ayrılmamalıdır. Sevdiği ve seviştiği kişinin yüzüne bakacak yüzü olmalı insanın.

Eğer bu ayrılık gerçekleşirse, yazar olan diğeri bir hikayenin en sağlam esprilerinden birine imza atabilir.

Carrie'nin Berger ile ilişkisinden elde ettiği yegane fayda, bence bu repliktir: "Paper covers rock."


http://www.youtube.com/watch?v=vPhCvyb5jeQ

Yalandan da Olsa

13 Ekim 2011 Perşembe saat 6 sularında, bir arkadaşıma atmadığım bir mail var. Şöyle demişim:

"Bu ne lan.

Hiçbir şey demeseydin.

Böyle bir genel durum mu var artık, “adam gibi ayrılamamak” şeklinde? Ben sizin iki haftalık ara verme durumunuzu da bilmiyordum da, ne olursa olsun, cevap çok komik. Komik derken, gülünç. Ayrılmak için kavga dahi edilmiyor, tartışılmıyor, hatta yüzyüze konuşulmuyor bile artık, şaka mı bu?"

Az bile demişim.

Birini hayatına sokuyorsun, sen daha çok uğraşıyorsun ya da o, fark etmez, sonuçta kaynaşıyorsunuz kardeşle. Zamanınız beraber geçiyor, bir gün, iki gün; sinemaya, yemeğe, içmeye gidiliyor, bir hafta, iki hafta; tatile gidiliyor, bir, iki, üç ay...

Alışıyorsun. Tek sözcük bu aslında.

Sonra adam soğuyor. Bilmiyorsun nedenini, bilmiyorsun ama bir şey olsa erkek adam söyler, değil mi? O pek eleştirdiği "karı gibi kıvırma" yoluna gitmez erkek adam... Ama bu, bir şeye kızmış mı, kırılmış mı, derdi ne, belli değil. "Neyin var?" "Yok bir şey." "Seninle ilgili değil, işler çok yoğun bu aralar." "Sonra konuşalım."

Görüşülmeyen iki hafta geçiyor aradan, adam bir mesaj atıp ayrılıyor senden. Diyor ki "yalnızlık iyi geldi." Kesip atıyor alışkanlığını, şu sebebi göstererek sadece:"Biz farklı insanlarız." (
Aynı mı olacaktınız yarraam?) "Yüzyüze görüşmeyelim biz, böyle iyi" diye karar veriyor üstüne.

Ben olsam bir şey demeden duramazdım, dediğim şey de bir işe yaramaz, yine can acıtmazdı ama ben demiş olurdum... Lakin susmak daha iyi, daha çıldırtıcı. Ve başkasına akıl vermek kolay...

Hiçbir şey demeseydin.

İnsan yıllardır
görmediği arkadaşını görse, ona bile icabında "bi gün kahve içelim" demeyi borç biliyor kendine, yalandan da olsa. Onunla bir sırayı paylaşmışlığı dedirtiyor bu lafı. Bir kadının hayatını, iş çıkışlarını, haftasonlarını, tatillerini, kalbini, yatağını paylaşan adam demiyor bunu.

Kabullenmeyi reddediyorum bu işin gidişatını. Bu reddedişimin beni hayatım boyunca mutsuz edebileceğinin farkında olarak reddediyorum.

İnsan olup gelin, başımın üstünde yeriniz var. Sonunda üzülebiliriz de. Ama üzüldüğümüze üzülmeyiz en azından.

2 puan daha


Ne fena şeyler hissediyor insan ayrılmaya yüz tutarken ve aslında, kendi yazdıklarına bile yıllar sonra baktığında ne kadar açık ve net yapılması gereken şey: "Olmuyor" deyip bitirmek. O zaman da biliyorsun da, öyle olmuyor işte.

Dün kitaplığımı yerleştirirken bir defter geçti elime; günlüğümden ayrı tuttuğum, sıkıntılarını günlüğe bulaştırmamak için özellikle özensiz seçtiğim herhangi bir defter. Biraz okudum, içim sıkıldı, sonra kendimi beğendim güzel yazmışım diye, hani konunun içeriğine dalmayıp bakabilseydim dışardan, daha çok beğenirdim belki...

Bu aralar romantik komediler izlemek istiyorum. İzlemek ve küfretmek, hiçbir zaman olmayana.

Belki Eylül'de keramet vardır.

Görsel şuradan.


_ Ayrılalım Hamdi. İkimizin de içi sıkılıyor. İkimizin de içi aynı anda sıkılmıyor ama. Aynı sessiz geceye doğru içim sıkılıyor da demiyoruz. E biz zaten hiçbir şey demiyoruz. Birbirimize hiç uygun değiliz biz. Ayrılalım iyisi mi. Hem Eylül ayı geldi bak. Belki Eylül'de keramet vardır.

Yataktan fırlamayı hak etmek lazım.


Bizim patron, dünyanın en sikko korprıt muhabbetlerinden birinin üstüne bana şunu dedi: "Hata yaptığını kabul etmek istemiyorsun, çünkü ettiğin zaman kendini acımasızca eleştireceksin." Evet eleştireceğim, eleştiriyorum da zaten. Ama yanlışsın patron, eleştiriyorum çünkü kabul ediyorum hata yaptığımı. Çok büyük keşkelerim olmayışı, hiç hatam olmadığı anlamına gelmez. Biraz da pişmanım, ne yalan söyleyeyim. Zaman geçiyor(du), zaman değerli(ydi). Her anlamda, her yerde böyleydi.

Herkes "aslında sen tam da benim evlenmem gereken adamsın" dediği adamlardan ayrılıyor. Ben de eski sevgiliyle karşılaşmadığım gün bunu düşündüm, üzüldüm ve de. Biz de ayrıldık çünkü. Seviye, eğitim, zevkler, gülünen şeylerin çoğu aynıydı ama olmadı. Yine bir İELlinin yıllar önce bana dediği gibi "çekimin hiç mi önemi yok?" Çok bayat bir replik gibi gelmişti o zaman, boşa atıp şansını deniyor diye düşünmüştüm.

Üzüldüm ayrıldığımıza evet, bir kez daha üzüldüm karların ortasında. Ama özlemedim ki. Olay bu. Şimdiden istemekten vazgeçtiğim bir adamın ömür boyu bana katlanmasına, buna katlanmasına razı olmak.

Özlemedim, demek ki ikimize de iyilik yapmışım. Hem, arkadaşlık bir yalan, en azından bir süre. Kişi, arkadaş kalmayı sözde çok istediği ve konuşmayı çok özlediği sizi, ilişkiye dönüş umudu bittiği anda aramamaya başlıyor. Siz aradığınızda da ayda yılda bir, canınız isteyerek aradığınızda yani, pek önemli olmuyor ve önemli olmadığı belli de ediliyor.

E sonra ben neden yattığım yerden kalkıp, dışarı çıkıp özellikle günaydın diyecekmişim ki eski sevgiliye, 1,5 saat uyumuş en pespaye halimle üstelik?

Yataktan fırlamayı hak etmek lazım.


(Şubat 2011, Uludağ)
Görsel: http://weheartit.com/entry/7278691

Hadi beyler, yükleniyoruz, bir-ki...

Bakalım bugün vereceğimiz omuz, kocamanımızı yerden kaldırmaya yetecek mi?
Bu konudan hareketle aşağıdaki açık mektubu yayınlamayı bir borç bilirim:

Sevgili erkekler,

Lütfen harap olmayın. Erkekler ağlamaz demiyorum, ağlamasınlar da demiyorum. Hatta ufak bir duygu kırıntınız olduğunu ve taşlaşmadığınızı gördüğüm için seviniyorum bile, ne yalan söyleyeyim. Özellikle bazılarınızın ağlamasını isterdim. Kötülüğünüzü istediğimden değil.

Ama harap olmayın be abi; sağlam durun yine de.

Ben, biz... Birileri bir şekilde yanınızda olacak illa ki ama toparlayın, toparlamak için bir şey yapın. Ben nasıl görüyorsam üzüldüğünüze değmediğini (ve değmeyeceğini, asla), siz de fark edin çabucak ve elimi tutup kalkın yerden.

Hadi bakalım.

...çünkü ayrılanlar hala arkadaş.

Nasıl altından kalkıyor, hiç anlamıyorum. Nasıl yaşıyor, nasıl hissediyor, nasıl bu kadar rahat?
... Ben deli gibi korkarken.

Bana uzakken iyi geliyor o. Bir kol boyu mesafe alıp öyle dursun. Hiçbir şey sormak, bilmek istemiyorum. Bilmezken iyiyim. O da konuşmasın, sormasın, sadece cevap versin. Olduğu gibi kabullensin. Beni olduğum gibi kabullensin. Ben ne benimle, ne de bensiz; böyleyim.

Ben mi o mu diye sorulmasın bana. Ben, hep ben. Başka bir yanıt veremem. Daha mutlu olamam, bu kadar mutsuzum çünkü. Her şeyi, her şeyi bıraktım; hala çok mutsuzum.


...
hiçbir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte her şey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
yalnızlık hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
...


Özgür
-lüğümüz
yoksa
yalnız
-lığımız
mıdır
?


(22 Eylül ~ 25 Ekim 2010, İstanbul)
Şiir: Attila İlhan - Ayrılık Sevdaya Dahil
Fotoğraf: Ara Güler (1965)

Q = m.c.Δt


Aşık olmadan aşk acısı çekiyor, terk edilmeden yalnız kalıyorum.

***

Buz var karşımda, beni çağırıyor, serinim ben bak ne güzel, ferahlarsın diyor, elimi uzatıyorum... Yapışıveriyorum.

Ayrıl sıkıyorsa diyor, evet, ayrılamıyorum. Ayrılmaya çalışmak canımı çok acıtıyor, ayrılma düşüncesi de öyle ama yapışık kalmak da az değil, 'ne seninle ne de sensiz'... Başka sıcaklıklar olmasa hissettiğim, buza kesmem an meselesi. Her yere yetişip her yere yanımda taşıyorum onu da, insanlar soruyor "bu ne?" diye, cevabım yok işte, benim bir parçam o diyorum, "nasıl bir parça?" diyorlar tek kaşlarını kaldırarak, saçmalamayın diyorum. Bazı yerlere beni almıyorlar onunla, tek başına çıkman gereken yollara buzla çıkamazsın. Bana uzatılan bazı eller uzatıldığında havada kalıyor, elim dolu, tokalaşamıyorum, tutamıyorum.

Kelimelerim bazen bitiyor ama onunkilerin bittiği kadar değil. Ben kendimle konuşuyorum, o kendi kadarını kabul ediyor, evet, öyle, ne yapayım, diyor, bilmiyorum diyor. (Benim buzu sevdiğime inanıyorsun da, onun kabullenişine neden inanmıyorsun?) İnsanlar soruyor "neden bu kadar abartıyorsun?" diye, cevabım yok işte. Susuyorum, ona da kızamıyorum, doğası bu demek ki; doğası bu diye kızılır mı hiçbir şeye? Aldığım eğitime yakışmaz bi kere.

Sonra iyi saatte olsunlar geliyor, her zaman yok yere gelmiyor iyi saatte olsunlar, ben bunları yaşar, düşünür, canımı sıkarken nasıl kurtulurum veya kurtulur muyum diye; o benden esirgediği azıcık sıcaklığı nasıl başkalarına dağıtır/başkalarına nasıl dağıtır/o başkaları nasıl başkalarıdır, anlamıyorum, ben bir yerde hata yapıyorum herhalde. Çok kızıyorum, işte o zaman elimi vurup vargücümle duvara, kırasım geliyor onu, elimi de kıracağımı bilerek. Zaten kendime de kızıyorum, çocukları sehpaya çarpınca annelerin sehpadan aldığı intikam gibi aynı, kendi kendime ceza veriyorum, ben de kırılayım lan, ne var ki. Buz kırılsın gitsin istiyorum, canı yansın istiyorum, benim gibi. Ben yanıyorum çünkü...

Ve o yavaşça eriyor.

Ve benim tek yaptığım, boştaki elimle bunları yazmak oluyor.
Tatminsizlik dizboyu.

***

Benim için kavga etmeyen, benim için 'benimle' bile kavga etmeyen bir adamı seviyorum. Çok seviyorum, yapacak bir şey yok.

Dedim ya, ayrılık ilişkisel bir şey değildir illa ve ben bugünün geleceğini çok önceden görmüştüm... İletişime ve gerektiği kadar şiddete inanırım ben ama bu çok kötü oldu; lagda kaldık tabir-i caizse;

İşte şimdi, tanıdığım kimsenin anlamayacağı bir yerdeyim.
Yalnızlık ömür boyu.

Anlaşamamalar

_ İki medeni insan gibi, anlaşarak ayrılalım diyorum, dedi kadın.
_ Anlaşıyorsak neden ayrılalım ki? dedi erkek.


watching the series, havin' a wine

"Look, nobody likes to be alone, especially after a break-up. But that’s when we discover who we really are and what we really want."

(Ted Mosby, HIMYM)

I guess that's what rebound guys are all about, not that I chased any.

And I guess that's what one year is all about; not that I found anything about myself that I did not know of.

Then maybe, I should have found a rebound guy.
Well, too late for that.

naçizane (on beş): Sufle Edebiyatı

İnsanlar ayrıldıklarında görüşmüyorlarsa, bunun "birbirini görmek istememek" dışında bir nedeni var bence ("Affet, nefret ettim senden" durumunda ayrılanları tenzih ederim. Dünya barışı adına onlar zaten görüşmesinlerdir).

Naçizane fikrim odur ki bu neden, beraber ne yapacağını bilememektir. Ortada kalmak, ne konuşacağını bilememekten filan bahsetmiyorum. Daha önce de beraber onlarca, yüzlerce kez yapmış olduğunuz ama artık size garip gelecek anlar yaratacak veya özelliğini kaybedecek şeylerden bahsediyorum.

Sinemaya mı gideceksiniz? Nereye? "Aaa, orda bi çocuk vardı patlamış mısır satan, hani sana 50 lira fazla para üstü vermişti hatırlıyor musun?" DAAAT! Tehlikeli Bölge. "Sahilde yürüyelim" mi, baştan kötü zaten bu fikir, yanınızdan sürekli sizin de bir zamanlar olduğunuz şekilde sarmaş dolaş sevgililer geçerken hiçbir şey yokmuş gibi davranmak, sadece ortada gerçekten hiçbir şey yoksa mümkün olabilir. Bu da ancak yıllar sonra olabilir, eğer McLaren's adlı barın üst katında oturan bir arkadaş grubu değilseniz. "Bi sergiye filan mı gitsek?" Tabi, ama zamanında sizi çeke çeke götürdüğü sergiler aklınıza gelmeyecekse. "Bizim bilmemkimin doğumgünü varmış, orada görüşürüz artık" İçkili ortam kötü fikir, ortak arkadaşlar daha kötü fikir. Gideceğiniz varsa da gitmeyin artık bence.

Bunların hepsi uygunsuz, garip (yine o awkward
işte!). Bir de lafa başlarken söylediğim "özelliğini kaybedecek şeyler" var. Tanıştığınızda, daha ilişkinizin adı konmadan yaptığınız şeyler, sadece ikiniz için anlam ifade eden şeyler. Senenin ilk karı yağdığında sufle yemek, gibi.

Şimdi kar yağdığında o sufleyi yememeniz gerektiğini biliyorsanız, yemeyin. Sufle güzel, sevimli, masum, heyecanlı bir şeyler çağrıştırmaya devam etsin, rahatsız etmeyin onu. Özel, özelliğiyle kalsın. Garip durumlara düşmesin.

Gidin, bir kahve için onun yerine. Kimse için bir önemi olmayan ve her yerde mantar gibi biten kahvecilerden birinde. Benden söylemesi.

Gerçek, Yalan ve Garnitürlerimiz

Ayrılmaların uzuuun aldım-verdim-ben-seni-yendim sürecinde akla gelen birkaç şey var. Herkes kolay kolay dillendirmez bunu ama var işte (çünkü kararsızlık içinde ne kadar zaman heba ederse etsin, sonunda kendini ve herkesi "sadece içinden gelen sesi dinlediğine" inandırmak ister insan).

Nasıl bir yemeğin sunuluşu ve yanında ne ile geldiği önemliyse, bir insanın sunuluşu da önemli; o yüzden ben garnitür diyeceğim bu ek nanelere. Adam sizin en sevdiğiniz yemek olmayabilir ama yanındakilerle doyarsınız belki (ama bir yersiniz, iki yersiniz; öyle hayat geçmez, söyleyeyim).

Garnitür dediğin patates kızartması, haşlanmış sebze, yeşilik, kırmızı lahana filan veya iyi bir aile, arkadaşların sevgiliyi çok sevip benimsemesi (karşılıklı; ama daha çok karşı tarafın arkadaşlarının kişiyi sevmesi o kişiyi düşündürür), "okumuş çocuk, boru mu" düşüncesi, para-pul, ev-barktır; birkaç şey daha sayılabilir böyle.
Ben en çok arkadaşlar kısmına takılmıştım. Gerçekten sevdiğin insanların gerçekten sevdiğin bir adamla anlaşamadığını (veya tam tersi) görmenin insanı hayattan nasıl soğutacağını bildiğimden olacak, hep bir korku olmuştur içimde: "Ya beni sevmezlerse?". Aslında sevilmeyecek bir insan olduğumu sanmıyorum. Hele veliler pek sevegeldi beni şimdiye dek. Ama birkaç insanı irrite ettiğimi fark ettiğim oldu (İyi de, ne yapayım yani, sen de "marangozcu" demeseydin?!)

Aslında bunların kafamı son kurcalamasının üstünden yıl geçmişti neredeyse; ta ki, dün o beni pek seven arkadaşlardan birine rastlayana kadar. Aynı uçaktaydık, indik, bana baktı ve tanıdığını belirten bir işaret yapmadı, ödeme sırasına girdik, ben ona (çünkü karşı karşıya gelmiştik artık) "Naber?" dedim, o beyninin içinde beni ve ismimi arayarak "iyidir, senden?" dedi, sonunda "Ee, Pınar!" diye ekledi.

Hakkını yemeyeyim, 2-3 denemeden sonra hatırladı beni aslında. Yine de hakkımda ne hatırladığından emin değilim. Oysa ki ben onun kim olduğunu, kiminle evlendiğini, evini, çocuğunu, nerede çalıştığını, baskın karakter özelliği olan dominantlığını hatırlıyorum. Tıpkı tanıştığım insanları da hatırlamaya ve karşılaştığımda selam vermeye (karşılık alamasam da) gayret etmem gibi. Neden hatırlıyorum bunları? Bilmiyorum.

Burdan varmaya çalıştığım nokta şu: Sizin, başkalarının da sizi onlar kadar sevmeyebileceğinden korktuğunuz, karşı tarafın o arkadaşları var ya... Onlar size siz olduğunuz için zerre kadar değer vermiyor olabilir. Çünkü siz sadece sevgilinizin yanında bir "aman ne şeker"sinizdir, gidişiniz olursa dönüşünüz olmaz. İşte bu arkadaşlar, yalandan arkadaşlardır.

Ben size biraz da, gerçek olan bir şeyden bahsedeyim. 7 yıl boyunca haftanın 5 günü veya daha fazla gördüğüm, sonunda kendimi kaybedercesine ağladığım kavgalar ettiğim, ilk heyecanım, ilk aşkım ama daha önemlisi arkadaşım bir adam var. Hala araşıyoruz ve görüşüyoruz, hala ben onun zaman zaman kendini veya beni paralamasına izin vererek onu dinliyorum ve ben onunla inanılmaz eğleniyorum. Ardından üzüldüğüm zamanlarda merak ettiğimin, çok merak ettiğimin aksine, yıllar geçtikçe sıradan olmadı, sevdiğim gibi kaldı.

Nasıl görüşmeyebilirim ki? Onun gözünde farklı bir yerde olduğumu ve olacağımı bilmek bana iyi geliyor. Onun bana bakışında 15 yaşıma ait bir duygu görmek hoşuma gidiyor. Aşk, tutku değil de; çocukluk, saflık, hayranlık belki. Sonra aradan 8-9 yıl geçmiş, büyümüş, değişmiş halimizle; hani onun o zamandan yaşamaya başladığı ama bende görmeye alışkın olmadığı hayata başlamış halimle beni gördüğünde sanki bir de şaşkınlık, ne yapacağını bilememe ifadesi ve belki ufak bir beğeni -ne de olsa iyidir benim muhabbetim- görüyorum gözünde. Bunlar hoşuma gidiyor işte.

Bir gece 22:30 sularında evinin önünden geçerken aklıma geldi, hazır ve kısa süre için buradayken bir kahve borcunu yerine getirmek üzere aradım, yanında arkadaşı vardı ama "madem kapının önündesin" indi aşağı ve inatla, ısrarla beni yukarı çağırdı yaklaşık 10 yıl sonra ailesini tekrar görmek üzere; çünkü annesi beni çok merak etmiş!

Beni, annemi, kardeşimi, hayatımı konuştuk. Daha doğrusu, onların hakkında her şeyi hatırlayan bu insanları güncelledim ben sadece; ne de olsa bu arada ben mezun olmuş, işe başlamıştım; kardeşim ikinci kez mezun olmak üzereydi ve ayıptır söylemesi eşşek kadar olmuştu. Ben ne yapıyordum, hayatımdan memnun muydum, ah bi de Gamze vardı o neredeydi, Nefise vardı, ne, evlendi mi, ne kadar erken!di, Maho vardı sonra, lisede de neler neler olmuştu değil mi, üff...

O kadar çok güldüm ki, gözümden yaş geldi o gece. O evden, arkadaşım yokken de kahve içmeye geleceğime söz vererek, herkese sarılarak ayrıldım gecenin 1'inde, o da, sabah 5'te kalkıp bir uçağa yetişiyor olacağım için. 10 yıldır benimle ilgili her şeyi hatırlayacak kadar beni sevmiş ve benimsemiş insanların yanından, dönüşümde 1 yılda adımı dahi unutacak kadar beni hayatına dahil etmemiş biriyle karşılaşmak üzere ayrıldım.

Sonuçta, gerçek olan o kadar büyük yer kapladı ki içimde, yalan olanı kafama takamadım bile...

Madem yeni yıla yaklaşıyoruz, bir dileğim olsun:

Herkese, bu kadar gerçek mutluluklar bahşolsun!

(28-29 Aralık 2009, Ankara, İstanbul)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!