... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 puan daha


Ne fena şeyler hissediyor insan ayrılmaya yüz tutarken ve aslında, kendi yazdıklarına bile yıllar sonra baktığında ne kadar açık ve net yapılması gereken şey: "Olmuyor" deyip bitirmek. O zaman da biliyorsun da, öyle olmuyor işte.

Dün kitaplığımı yerleştirirken bir defter geçti elime; günlüğümden ayrı tuttuğum, sıkıntılarını günlüğe bulaştırmamak için özellikle özensiz seçtiğim herhangi bir defter. Biraz okudum, içim sıkıldı, sonra kendimi beğendim güzel yazmışım diye, hani konunun içeriğine dalmayıp bakabilseydim dışardan, daha çok beğenirdim belki...

Bu aralar romantik komediler izlemek istiyorum. İzlemek ve küfretmek, hiçbir zaman olmayana.

Müteredditin Günlüğü



"Sevgili günlük,

Bugün, güneş yakıcı yüksekliğe ulaştığında uyandım. Saat 9 filandı, kimisi için geç bir saat. Benim karanlık odamda 11 gibi uyanabildiğimi hesaba katmalı bu bilgiyi değerlendirirken. Neyse, uyandım ve çadırda duramayıp kalktım. Matı dışarı çekip orada yattım, uyudum da galiba biraz.
Sonra kalktım, kahvaltı ettim. Biraz kitap okudum, mandalina yedim. Denize girdim. Çıkamadım. Sonra çıktım. Biraz daha mandalina yedim, sonra da akşam yemeği. Biraz daha kitap okuyup, şarap içtim. Sırtüstü yatıp yıldızlara anlamsız bir anlamla baktım. Ay battı, uyudum.

Bugün her zamanki gibi bir gündü, çünkü zaman durmuştu."

Fotoğraflar bana ait.
(15-19 Kasım 2010, Tereddüt Koyu)


keşke yalnız bunun için sevseydim seni


olur mu anımsamamak onaltıncı louis'yi
14 temmuz 1789 akşamı, louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
"bugün kayda değer bir şey yok..."

(Cemal Süreya, 18 Aralık şiirinden)
Tümü şuradan okunabilir.

Ya... Aslında anladınız siz onu. Ama sevdiğim bir alıntı var yine de:

'Have you ever had the experience,' Leon continued, 'of finding, in a book, some vague idea you’ve had, some shadowy image from the depths of your being, which now seems to express perfectly your most subtle feelings?'

(Gustave Flaubert, Madame Bovary)

Şiir sevmem. Cemal Süreya'yı açar açar okurum.

Dün gece tekrar bu şiir! Küçükken ben de, ben de öyle yazardım günlüğüme ama illa ki yazardım, yalnız değilmişim, yalnız olmamak hem de Cemal Süreya'yla (yoksa onaltıncı louis'yle mi?) yalnız olmamak... Ne güzel.

Aslında anlamıştınız siz onu. Ben yine de anlatmak istedim. Ne olur, ne olmaz.

anonim

j'ai confience en mon propre réalité...

yazdıklarımın tamamen, yüzde yüz anonim olmasını, kimseye ben şunu yazdım dememeyi, sevdiklerimden, okuldan, kulüpten, dergiden, işten, iş yerinden, evden, İstanbul'dan bahsetmemeyi isterdim.

ama o zaman blog kişisel olur muydu? olamazdı.

en güzel yazılar hüzünlerden çıkar aslında. ya da ben şimdilik öylesini daha çok becerebiliyorum. bununla ilgili bir şarkı olsa gerekti, tabi ki var, "acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir"

yazmayacak değilim ama kendi kendime yazacağım bir müddet. nasıl biriyle konuştuğumuz şeyler sadece bizim aramızda ve bizimle kalıyor ve kimseyle paylaşılmıyor ise (paylaşılamıyor değil, paylaşılmıyor, bilerek ve isteyerek, cebren ve hile ile) benim de yazdığım bazı şeyler artık sadece benimle bir defter arasında. belirsiz bir süre, uzunca olmasını umabiliriz.

sabah kalktığımda artık fazladan uyumadığım 5 dakikalarda gecikme pahasına karaladıklarım, akşam yatmadan çiziktirdiklerim... yazdıklarım diyemiyorum çünkü daha çok çiziktirme benimkiler, elin akla yetişme çabası (belki ben bile tekrar okuyamayacağım onları?), hepsi sadece benim.

bir süre sonra buna alışacağız ve hep beraber hiç aramayacağız onları. emin olun böyle olacak, daha önce oldu. biliyorum. bildiğim gibi yapıyorum.

ha, çaptan düşecek değilim, gene üç beş yazı çıkar benden günde :) hem daha mutlu, daha huzurlu olacaktır gördüğünüz yüzüm; fena mı? ve ben aslında durduk yere birine öylesine "sevgilin olayım mı?" diyebildiğim serbestim için, ancak bu kadar tanındığım için mutluyum.

*

tamamen anonim olan bloga ne denir biliyor musunuz?

günlük.


(12 Ocak 2011, İstanbul)

Görsel: Bertrand Demee, Photographer's Choice Collection

bellatrix için günlük vakti

bugün iki saat uyudum. dün gece değil, bugün. dün gece uyumadım.

bir okul üşümesi, bir cadde mantısı, bir ev oturması sıkıştırdım 12'de uyandığım güne. ev oturması, liseden arkadaşlarımla. biri ortaokul-lise, biri ilkokul; yani dile kolay 20 yıl. benim bu aralar anlatabileceğim hiçbir şeyin onlar için karşılığı yoktu, ben de anlatmadım. zaten işlerimiz güçlerimiz, konuşulacak şeyimiz çoktu her zamanki gibi.

beyza'nın doğumgününü unuttum. hayır, beyza'nın doğumgününün 9 ocak olduğunu değil, bugünün 9 ocak olduğunu. bu da özür diler gibi yazılan bir şeydir; hayır, amacım o değil. beyza artık bu blogu, kafasına estikçe okuyor biliyorum. o dışa dönerken ben tam tersini yapmamalı, beyza'mın doğumgününü unutacak kadar kaybolmuş olmamalıyım.

örneğin 174 sayısını sektirmeden aldığım uykusuz'un 1 tanesini almayı unutacak kadar kaybolmuş olmamak gibi. yok, aslında 173 sayıyı ben aldım. ilk sayı ben dergi satılmayan bir yerdeyken çıktığı için eski sevgilim almıştı, benim için, sabah telefonuma gelen kapak resmi ile uyanmıştım, bir de dergiyi tuttuğu eli de çekmişti ki elinde olduğunu anlayayım diye. gazetenin tarihini gösterme kafası. keşke o fotoğraf telefonumla birlikte çalınmış olmasaydı.

bir insana kaç kez aşık olabilirdiniz? kaçını hatırlayabilirdiniz? ben karşılıklı birer tane hatırlıyorum, benimki bu anlattığım an, onunkini de yeri gelirse yazarım.

şu an, tam da şu an bunu düşünme zamanımmış: ilk aşkları, aşkların ilklerini, ikincilerini, üçüncülerini... sorgusuz ilk mutluluğu, birinden ayrılmış olmanın hüznüne rağmen yaşanan o pis ama paha biçilmez mutluluğu.

yazacaklarımı tam zamanında yazmış, neyim var neyim yoksa tam zamanında söylemişim. bunun için mutluyum.

bundan sonrası...
gönülden gördüğüm saatli maarif takvimine göre, bellatrix için günlük yazma vakti beyler.

Sıradan, basit ve Eski

Ne zaman televizyonda bir müzik kanalı geçsem, Şebnem Ferah'ın sesi ve Eski şarkısının şu şarkının şu sözleri geliyor kulağıma:

"Sıradan, basit bir günün uğruna
Hiç dua etmemiş, henüz yalvarmamıştım"

Eski, Kelimeler Yetse albümünden beri en çok beğendiğim şarkısı olabilir kendisinin. Bir ara, Şebnem Ferah dinlemeye dayanamadığım bir döneme girmiştim. O ne bağırmaydı öyle! O dönem bu şarkıyla kapandı demek için belki erken ama, umalım da öyle olsun.

Sıradan basit bir günün uğruna yalvarmak...

Okuma-yazmayı söktüğümde başladım günlük tutmaya. O zaman kimse günlük kavramının illa ki her günü kağıda dökmeyi gerektirmediğini anlatmadığından, mutlaka en azından şunu yazardım yatmadan:

"Sevgili günlük,
Bugün her zamanki gibi bir gündü.
Yarın görüşürüz."

Unuttuysam ve uyumadan aklıma geldiyse, gece yatağımdan kalktığımı biliyorum bunu yazmak için.

Sıradan, basit bir günde yazacak hiçbir şey bulamıyordum ama bunu bile yazıyordum.
Şimdiyse sıradan, basit bir gün uğruna yalvarıyorum ki, bana yazacak daha çok zaman kalsın.

Büyümek, her daim dolu olmak demek sanırım. Emin değilim, daha o kadar büyümedim.


(22 Eylül 2010, Ankara)

Fotoğraf: 2007, Yoncaköy (İzmir)

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!