... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

diyalog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyalog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yanlış.

_ Senin kadınlığın doğru değil.
_ ...
_ ...
_ Doğru.


(bu aralar, İstanbul)

Özlemişim.

o: Bi de şu var sonuçta, bu insanları bu işe ben soktum...
ben: Tamam da bu iş yani, düşünüp taşınıp karar verdiler. Broker gibi tavsiye verip 13 milyon dolar kaybettirmedin adamlara.
o: Hangi filmi izledin en son?
ben: Wolf of Wall Street'i izlemedim daha.
o: ...
ben: Onu sormayacak mıydın?
o: Evet.
ben: Daha izlemedim.

Bazen hiçbir şey değişmemiş gibi oluyor ve ne kadar güzel olduğunu hatırlıyorum.

Creme de l'entreprise

Kızın teki geldi bugün bizim bölümün oraya, genç, üstünde nenemin tayyör diye adlandıracağı bir siyah-beyaz elbisenin modernleştirilmiş hali (üstelik daha ilk kez giyildiği belli). Saçlar fönlü, topuklar yüksek, yaş küçük... Biraz daha uzatırsam Tamirci Çırağı'na bağlayacağım, o yüzden konuya giriyorum.

Kız, yanında kendinden de küçük bir kız daha getirip yandaki direktör odasına sokmaya kalktı; sonra korprıt firmada işe girenlerde doğuştan var olan bir hiyerarşi sezgisiyle olsa gerek, vazgeçip dışarı çıktı. Yanda bizi gördü, kendini tanıtma veya bizimle tanışma ihtiyacı duymadan şunu dedi:

_ Hukuk'ta staj yapacak yeni arkadaşı getirdim de, sanırım kimse yok şu an.

"Yok" dedik, "sen kızı bırak git, o bizim stajyerlerle otursun burada, avukat hanım gelene kadar."

Kendini tanıtma ihtiyacı hissetti sonra ("neden sonra" belki de daha iyi oturur buraya)

_ Ben İK'nın yeni asistanıyım. İşe başlayalı 1,5 hafta oldu (buçuğunu sayacak kadar az, evet) Memnun oldum.

Ortamdaki en kıdemli insan bendim:
_ Memnun olduk, klinik araştırmalar ekibiyiz biz de.
_ Ayyy klinik araştırmalar mı, umarım bir daha hiç karşılaşmayız!
_ Sen bilirsin.

İK'cıların bu tavırlarına alışkın olduğum için çok sakindim. Sükunetim EQ'sü düşük insanlarda ve erkeklerde "trip atıyor" olarak algılandığından, kız gereksiz birtakım jest ve mimiklerle kendini açıklamaya girişti. En az Joey kadar yanlış bir "havada tırnak işareti" yaparak:

_ Hayır yane klinik araştırma deyince hastane, hastalık, hep üzücü bir şeyler filan, kötü oluyorum.

Aynı ifadesiz suratla "sen" dedim, "bir ilaç firmasında çalıştığının farkında mısın?"

_ Farkındayım tabiy, hatta buraya girmek için çok uğraştım. Çok mutluyum, ^ihi^.


"Hayırlı olsun" dedim, daha ne diyeyim, "asıl bize hayırlı olsun" dedim içimden. Bu kız, bu geveze ve "şaka yapmıştır o canım" kız, şirketin tam orta yerinde duruyor. Bir pazarlamacı, satışçı, finansçı değil; hepsine aynı mesafede olması gereken bir yerde konumlanmış ve bunu bilmekten daha önemli bir işi -bence- yok.

Hep aynı kaliteyi korumayı başaran insan kaymaklarına, yavaş yavaş ama kocaman çapçaplı bir alkış...

Yumurtanızı hangi bakış açısıyla alırdınız?

_ Bakış açısının farklı olması ne demek anne?

_ Farklı yönlerden bakmak, veya aynı yönden bakıp farklı şeyler görmek demek yavrum. Mesela bak, ununu elemiş, eleğini duvara asmışlar için bu sadece bir tava. İnsanların aşka ihtiyaçlarından beslenen kişiler ve i'lere nokta yerine yuvarlaklar veya kalpler yapan ergen ruhlar için bu bir "romantik tava". Benim gibi gerçekçiler içinse, bu bir dört yapraklı yonca. Dört yaprağında birer yumurtanın kırılabildiği, iki kişi yumurta yiyecekken üçüncüyü nasıl bölsek diye endişe etmedikleri... Şanslı insanların tavası yani.

Bakış açısı farkı budur yavrum; tavayı kalpli ya da yapraklı,
bardağı dolu veya boş, tıklarsan onlarca pencere açtıracak internet sitesi reklamlarındaki kadın silüetlerini sağa ya da sola dönüyor görmektir. Bakış açın ne olursa olsun değişmeyen şey ise, bu tavanın indirimde 9,90 tülay lalesi oluşudur. Çünkü, bazı somut gerçeklerden kaçılamaz.


pakize

_ Bilmiyorum artik ne tarzi, pakize tarzi olabilir zira laboratuvarda alip incelenesi vaka.



(içimdeki manyağı ortaya çıkarıyorsun asluuu)

ekstrem

b: Sen bu ay masraf yapmadın mı daha?
s: Yapamadım işte ya ekstrem gelmemiş, geç uyandım duruma sonra da ekstrem eve gitmiş falan da filan da...
b: Ama seninki çok ekstrem bi durum yahu.

because penis in vagina


Hatırlamadığım bir yaşa ait bir diyalog var; sen de 8, ben diyeyim 10 yaşındaydım herhalde:

_ Peki bebekler nasıl oluyor anne?
_ 16 yaşına gelince de onu anlatırım kızım.
_ Üüüüf çok zaman var daha!

Aslında benim annem, aldığı eğitimin insan altyapılı olmasının da verdiği "normal bunlar ki" duruşuyla, 10-12 yaşlarında adet görme konseptini kuzenime (ve daha küçük olan bana) açık yüreklilikle anlatmış bir kadındır. Bugün ben rahat rahat "penis" diyebiliyorsam, bunun sebebi sadece Fizyoloji dersinin 26. bölümü olamaz yani. Irsi, ırsi.

Yine de, bebek oluşumu noktasında biraz utandığını sanıyorum. Anne sonuçta. Sağolsunlar, babamla kendilerini basmama izin verip bir çocukluk travması da yaşatmadılar bana hiç.

16 yaşımı bitirdikten sonra bir gün, annemin sözü geldi aklıma. O zamana kadar tabii ki her şeyi öğrenmiş, bazı şeyleri de hissetme fırsatı bulmuştum. Yok, aynaya sprey sıkıp tersten izleyince şifresiz olan Cine5'ten öğrenmiş değildim bildiklerimi. Cinsel eğitim dersi filan almıştık koca bir konferans salonunda.

Annemi kıstırdım mutfakta bir gün...

_ Anne, sen bana 16 yaşında bebeklerin nasıl olduğunu anlatacaktın ya...
_ ("Hassiktir hatırladı" ifadesiyle) Evet kızım.
_ Heh işte onu öğrendim ben.

Böyle kısa devre yaptırırlar adama.

"Aksın..."

tek başlangıçlı iki yazı.
ilki burada.


Bir arkadaşın doğumgününden çıktığımız hava ağarma saatlerinde, Deniz'i benim evde, metus'un eski, benim yeni çekyatımda misafir ettim. Gözlerim kapanırken takside, blogdan, yazmaktan, oradan buradan konuştuğumuzu hatırlıyorum. Sonra eve gidip biraz daha mırıldanmak için kendimi zorladıktan sonra, Deniz'i cep telefonunun şarjını bitirircesine çaldığı müzikle başbaşa bırakıp yattım. Ertesi gün öğle saatlerinde uyandığımızda kafalarımızın mayhoşluğuna sadece sade kahvenin iyi geleceğini düşünüp mutfağa girdim. Deniz ortalarda dolanıyordu. Kahveyi hazırlarken ona şimdiye kadar hep kız arkadaşlarıma anlattığım bir şeyi anlattım, fikrini almak için. (Benim erkek görüşlerine saygım yüksek, ihtiyacım çoktur.)

Söyledikleri, duymak istediğim veya duymayı umduğum şeyler değildi. Birbirinden sevimsiz iki seçenek koydu önüme, ya öyleydi, ya da böyle. Üçüncü bir seçenek, bir perde arkası, bir kaçış yolu yoktu erkek gözüyle.

Sonra onun eski sevgilisinden bahsettik. Olmayan, oldurulamayan ilişkilerden biriydi. "Böyle bir şey olmamalı ya" gibi bir şey dedi Deniz, "uğraşmasın insan bu kadar. Ben öyle bir şey istiyorum ki artık, ilişki kendiliğinden aksın işte böyle, aksın abi..."

Ben de ona bir akşamımı anlattım. Ben bir akşam bir yerde bir websitesi içeriğiyle uğraşıyordum, yanımdaki bilgisayarda bir adam işine bakıyordu, bir kadın da azıcık ötedeki koltuğa uzanmış televizyon izliyordu. Hiçbirimiz konuşmuyorduk. Sonra ben ayağımı karşımdaki sandalyeye uzatıyordum, adam kalkıp masanın öte tarafındaki metal kutuyu kendine doğru çekiyordu; kadın kalkıp gidiyor, mutfaktan kola alıyordu. Hiçbirimiz konuşmuyorduk. Ben çakmak aranırken adamın ekranına bakıyordum, adam işine devam ediyordu, kadın kitap okuyordu. Hiçbirimiz konuşmuyorduk. Ben işimi bitirmiş, bilgisayarda boşluyordum; adam kalkıyor, kadının ayaklarının dibine oturmaya gidiyor ve güzel bir müzik açıyordu, kadın kitap okumaya devam ediyordu. Hiçbirimiz konuşmuyorduk ve... ve o kadar işte. O evde üçüncü kişi olmak güzeldi, rastgeleydi, akıcıydı.

Deniz'le birbirimize baktık. "Hah işte" dedi o. İkimiz de konuşmadık sonra.

so many men, so little time

k: Olm apartmana bi girdim, biri dvd izliyo!
b: Normaldir, giriş katında onlarca bekar erkek oturuyor kuz...
k: Ohannezmiş! (Onlarca ifadesini de Ernest Hemingway'den beri duymadıydım.)

Geçenlerde Murphy hiç adeti olmayan bir harekette bulundu. Giriş katındaki "onlarca" çocuktan sanıyorum en yakışıklı olanını tam ben keyifle apartman kapısına doğru sekerken cama çıkarttı; bundan iki-üç gün sonra da kapılarının önünden geçerken aynı çocuğa aniden kapıyı açtırdı. Çocuk için kötü, benim içinse şahane zamanlardı; zira ben o anlarda ne kadar bakımlı ve güleryüzlüysem onun da saçı başı o denli dağınık, eşofmanının dizleri bir o kadar çıkmış ve tişörtü de o kadar sağa sola yıvışmıştı.

Bütün gün DVD izlemek kolay değil tabi yakışıklı, biliyoruz. Bu görüntüler hiç de önemli değil ev halinde. Sevimlisin bile.

ZTB EAH KA EK

bazen telefona yapmak istediklerim (temsili)


1 numaralı zorlama

_ Merhaba beyefendi, Etik Kurul sekreteryasına bağlar mısınız?
_ Burası bekleme odası, santralden bilgi alabilirsiniz.
_ Santrali aramıştım ben ama...?
_ Hiçbir şeye basmayın, bağlanırsınız tekrar.
_ Peki teşekk...
(çat!)

2 numaralı zorlama

(Arizona Dream gibisinden bir bekleme müziği ile dakikalar geçer...)

_ Alo?
_ Merhaba hanımefendi, Etik Kurul sekreteryasına bağlar mısınız?
_ Nereye?
_ Etik Kurul. Klinik Araştırmalar Etik Kurulu.
_ Bi saniye bekleticem.

(sessizlik...)

_ Hastanemiz bünyesinde öyle bir yer yok hanfendi.
_ Sağlık Bakanlığı'nın sayfası önümde açık hanımefendi, orada yazıyor.
_ Artık yokmuş ama.
- Hanımefendi, dün onaylandı kurulunuz. Bilen biri vardır mutlaka, rica etsem...
_ Bi saniye. (ahizeyi ağzından çıkarır ve azıcık uzaklaştırır) Yavuz aaabiiiiiiii! Yavuz abiii! Burada etik kurul mu var?

(homurtular, mırıldanmalar...)

_ 300000'den Sema hanımla görüşebilirsiniz.
_ Peki teşekk...
(çat!)

3 numaralı zorlama

_ Alo?
_ Sema hanımla mı görüşüyorum?
_ Evet, hayrola?
_ Sema hanım, etik kurulunuz dosya kabul etmeye başladı mı acaba?
_ Dün kurulduk ama hocalar çok yoğun, kimseyle doğru düzgün toplanamadık daha, o yüzden henüz dosya almıyoruz. Uygun zamanlarını yakalarsam bir toplantı yapacağım ama...
_ Peki, teşekkürler.
_ Rica ederim.

(hayrola diye girdik ama, düzgün çıktık bi konuşmadan, oh be!)

SONUÇ: Ankara'da hala aktif bir Etik Kurul bulunmamaktadır.

(x'in sıfır çıkmasından nefret ediyorum!)

Bir gün soracaklar.

_ Bana bu kadar kötü bakıyor olamazsın.
_ İstersen sarhoş olmadığında konuşalım.
_ Sarhoş olmadığımda konuştuk.
_ Anlattın mı kimseye?
_ Anlatmadım.
_ Anlatsaydın, öyle diyordun ya? Dalgasını geçecektiniz hani?
_ ...
_ Kafanda şu şişeyi kırabilirim şu an.
_ ...

Hiçbir şey yokmuş gibi davranmak, hiçbir şey bilmeyen insanlar için ne kadar olağan.

Sen ve o. Nasıl böyle.

Anlatmadın. Anlatmadın, veya anlatamadın. Çünkü hepsi sana kızacaktı. Bir hafta öncesi için değil, bir hafta sonrası için.

Ya da kimse kızmayacak, çünkü kimse anlamayacaktı; kendini onun yerine koyamadıkları için.

Ne kadar önemsiyordu bazen başkalarını (gerçekten) ve başkalarının gözündeki kendini (bu, onun gördüğüydü)

Bir gün gelecek, soracaklar "ne oluyor?" diye. Ona gidecekler, sana gelecekler, "normal değil bu haller" diyecekler, ne oldu, ne oldu da siz böyle? Ne oldu da siz bu kadar? Ne oldu da birbirinizden?

Uzaktınız.

Soracaklar ama anlatamayacaksın.

Ya da çok iyi anlatacaksın ve hepsi yanlış anlayacak.



Hazmedemiyor. Uğruna canını feda edebileceği adamın, onun için egosunu feda edememesini hazmedemiyor.

(22 Ekim 2011 ~ 24 Kasım 2011, İstanbul

Teflon

_ Nooldu abi şimdi?
_ Ya kız hasta oldu yataklara düştü filan diye düşünüp geri getirdi babası. İbrahim paşaya getirdikleri iyi bi doktor vardı, onu getirdiler gösterttiler filan, kızın göğsünde yaralar başlamış, dediler veba bu... Abi bulaşıcı hastalık sonuçta, vebalıya dokunan ölüyor da ona bakan doktor noluyor? Adam yıllarca tıp okuyor, sonra hoop vebadan git...
_ Heralde bakıyolardır çaresine kuz.
_ Nasıl bakıyolar abi, dokunarak bulaşıyo hastalık işte.
_ O senin dediğin teflon hikayesi gibi. Hani var ya, teflon tavaya hiçbir şey yapışmıyorsa teflon, tavaya nasıl yapışmış kafası... Yalnız 60 sayfa Yiğit Özgür okudum, sen çizgi öyküden beter çıktın yahu.
_ Şey var mı o kitapta, hani kadın içeri gidiyo geliyo da sürekli muhabbet değişiyo, sonra silah alıp geliyo falan?
_ Var. Amca da var. Yekteran Baymedir bile var olm, "baharla birlikte denize düşen ilk yekteran"...

(it goes on without end)

legen...wait for it-

a: 800 oldu mu?
b: Yok, daha 300 filan.

Eşeğin siki (konulu)

Bu akşamımız "konulu konulu", Harun komserimin dediği gibi. Lakin attığım başlık benim konum değil; iki saattir kapının çalınmasını bekleyerek çöpün etrafında dolaşıp, muhabbetin kapıyı açabileceğim bir seviyeye gelmesini bekleyen ben, tamamen masumum.

Kapıcı (kusura bakmazsanız apartman görevlisi diyemeyeceğim eşeğe atlayan adama), yan komşuyla ekir ekir güldükleri bir muhabbete balıklama dalıp, çıkamadılar iki saat. Ulan kapımın dibindesiniz, girin içerde tartışın ne zıkkım tartışacaksanız... Komşum olacak adam kapıcıya "sen eşeğe atladın mı?" diyor, kapıcı "atladım tabi köy yerinde, atlamadım diyen yalan söyler" diyor, komşum olacak adam "öyle dimi, ilk eşekle mi oluyor" diye sürdürüyor muhabbeti; tüm konuşmalar da aynen bizim evin içinde. Bunlar iki kadın, acaba evdeler mi diye düşünen yok.

Ha, seslerinin yettiğince hayvanlı porno film aktarırken seslerini kısmak akıllarına gelmiyor ama, kapıyı aniden açınca nasıl kaçışacaklarını da bilemiyorlar. O kadar normal bir şey konuşuyorsanız neden çil yavrusu gibi dağılıyorsunuz o vakit? Durun, kapıyı kapatmadan bi iyi akşamlar, nasılsınız, evden memnun musunuz deyin filan, yok dimi, o yüz kalmadı çünkü, eşeğin sikine gitti o yüz.

Yav bu erkekler yok mu... Yarısından çoğunu at çöpe, ver kapıcıya, kendisiyle beraber bıraksın sokağa.

Tespih



_ Hocam bunda imame yok?
_ Olur mu evladım, tespihte hata olmaz.

yemişim gıdasını

_ Flört ruhun gıdasıdır.
_ Ay yiycem ruhun gıdasını o olacak!

Gereksiz Anlamlandırmalardan Kaçının.

v: Gereksiz anlamlar yükleme be kadın!
b: Abiş benim işim bu. Anlam yüklemek. Hatta anlamı sırtıma yüklemek :) Sonra da böyle eziliyorum yüklediğim anlamların altında amk.

Hürrem (bebekli dizi)

Zalim (ellerine sağlık) gibisinden...
Ajansın birinde, patron sorar:
_ Bu sezonda başlayacak olan bebekli dizi var mı? Bir bez markasını sokalım diyoruz da reklama...
_ E Hürrem'in dizisi var ya? Her hafta doğuruyor zaten...
(teşekkürler kuzen!)

iyice

_ Ne düşünüyorsun?
_ Hakan Günday'ı.
_ Aa, sen iyice delirdin.
_ Senin için.

uçmuş bu

b: ...sonuçta 2008'in ortasından beri uçak kullanıyorum.
onlar: uçak mı kullanıyorsun sen? ooo, şuku uçak kullanıyormuş oğlum!
onlar: uçmuş bu uçmuş. ne kullanıyosun sen?
b: e uçaaak...
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!