... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Şalter

sabah alışkın olmadığın bir trafiğe giriyorsun, arabanı hiç de güven telkin etmeyen bir yere bırakıyorsun, bina senin binan değil, döner kapılardan geçiyorsun, ziyaretçi kartını alıyorsun, elindeki renkli kalem, sürahi, decision maker (o olmazsa olmaz), kurutulmuş begonvillerle dolu vazon ve bilimum kıvırzıvır dolu kutuya şaşkın şaşkın bakan güvenlikçilerin (siz ortaköy'den mi geldiniz?) ve bir sürü takım elbiseli insanın arasından turnikelerden geçip, asansör bekliyorsun, biniyorsun, iniyorsun, başka bir şirketin adı yazan kapıya geliyorsun -halbuki sen iş değiştirmedin ki?!-, kartını okumuyor kapı ama bir de bakıyorsun ki hala şirket kartını okutmaya çalışıyormuşsun meğer; içerde koliler var, açıyorsun, dolaplar paylaşılıyor, yerleşiliyor, ama dolaplar senin dolapların değil ve yanında bi kapak yok ki panonu asabileceğin - en sevdiklerinin resmini göremiyorsun başını çevirince (neyse onu da halledersin bi şekilde); iş-güç hak getire tabi bugün ama napalım, sabah kahvesi yapıp getiriyor biri hatta sen mi yapmak istiyorsun kahveni - yok canım!, burası daha mı ferah - bence değil, bence öyle, aman ne modern, evet, ne modern falan filan, bu masa benim masam değil, bu dosyalar neden mavi değil de kırmızı, bu ilaçlar ne, bu adamlar kim... öğlen oluyor, ne, yemek kartı mı, iyi madem küçük burjuva sushico'ya gitsin o zaman (en azından kendinize bir iyilik yapın, seratonin için çikolata yemek şart değil ya?), yemekten sonra starbucks yok, merhabalar bellatrix hanım bugün nasılsınız? grande chai tea latte mi? yok, Pelin-Pınar yok, aslında ofiste kahve makinesi var ya, para harcamaya gerek de yok; neyse biraz çalışalım bari yerleştik sayılır artık, bak bir arkadaşın diyor ki bıraktığınız ofis de tatsızmış meğersem (bencilce, herkes için tatsız olmasını diliyorsun sonra kovalıyorsun bu fikri kafandan, olmasın, olmasın), üff hava kararıyor neredeyse, ofisten güneşin battığını gördüğün hiç olmamıştı ve bu değişik bir durum ama günbatımı izlemiyorsun ki, güneşin battığını görüyorsun alt tarafı ("tu sais… quand on est tellement triste on aime les couchers de soleil…") ve dürtüyor seni bir şey, yazman lazım, anlatman lazım ama burda bu şirketin de yasaklarına tabisin anlaşılan, blogspot açılmıyor!

neyse ki blogger, blogspot yasağının etrafından dolanıyor da bir çırpıda, 2-3 dakikada döküveriyorsun içindekileri ve her zamanki temkinle ctrl-a, ctrl-c ve aynen, olduğu gibi -

(07 Aralık 2009, gayrettepe)
bugün her şey ters...


düz hali, burada.

0 yazmadan duramayan var!:

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!