Yokmuşum gibi hissettiğim zamanlarda yokmuş gibi olan şeylere ilgim artıyor benim. Daha çok sevmiyorum, ama daha çok dikkatimi çekiyorlar. Kara kediler mesela. Dilenciler. Çiçekçiler. Gözünün içine bakılmamaya çalışılan müdürler.
Bir kasedin en az dinlenen şarkısı.
Levent Yüksel'in en iyi kasedi ilk kasedidir, "Med Cezir". Uçurtma Bayramları da onun orda burda en az söylediği, benim en az dinlediğim şarkılardan biridir.
Bir rüya bir ümide yaslanıp yaralandıkTutunduk sevgilere düşe kalkaHep yol aldıkYenilme gel yenilmeBelki de aldatıldıkBelki dünya hiç dönmüyorİmkansız yanıldılarÖlüm yok ölünmüyorİmkansız ah imkansızGel, uçurtma bayramları varHaydi sevin de gelÖlümsüz özgür çocukluğunaYeniden yol verHaydi koş haydi gelBir avuç sevinç al annnendenBana da biraz verÖylesine öylesine yalnızız kiŞu koskocaman şehir ve biz bak ne olurBari sen gel
Ölümsüz, özgür çocukluğuna yol ver diyor Levent Yüksel. Tabi, ölümsüzüz, çünkü
ölüm yok, ölünmüyor.
Gerçekten de ölünmüyor, ağaçta takılınıyor hep, yere düşmektense. Bu söylediğim bundan sonra kahkahalar attığım tüm zamanları yalan, beni de sahte çıkarmasın ama ben bazen yaşamak istemiyorum, ama yine de ölünmüyor. Ölmüyorum, çünkü yaşamamak da istemiyorum. Çünkü pek de umurumda olmuyor.
Niye böyle, valla ben de bilmiyorum anne. Sırtımı neden bu tarafa verdiğimi açıklasam belki bir ipucu olurdu ama boşver, gereksizcesine uzun bir hikaye. Yorgunum ben. Sen denize bak, kafana çarpmak üzere olan olta kurşunlarına dikkat et ama, ben de Karaköy iskelesine bakmaya devam edeyim.
(17 Eylül 2011,Galata Köprüsü)