... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Balık İzlerinin Sesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Balık İzlerinin Sesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Afife Parcell

"Hayat, düşünenler için komedi, hissedenler içinse trajedidir."
Horace Walpole

Afife Piri olmak yerine Kenneth Parcell olmak isterdim. Dünyayı öyle görmek ve başka bir görme şeklinin olup olmadığını merak etmemek muhteşem bir şey olurdu.

Anladınız mı beni? Anladınız, değil mi? Buket Uzuner'in kitabını kapatıp 30Rock izlemeye giden bir tek ben değilimdir... Değil mi?

Off... Tamam.





Balık İzlerinin Sesi'nden, altını çizdiğim her yer:
http://bellatrixbegins.blogspot.com/2010/08/balk-izlerinin-sesi.html

öyle ki, başlık bile koyamıyorum. diyelim ki, kedi.

Romain'in ilk kez fark edişi Afife Piri'nin Afife Jale ve Piri Reis'in torunu olduğunu... O anki şaşırışı... İşte ben de bunu hissediyorum veya hissetmek istiyorum zaman zaman; kabullenememe, ırsi bir sıradışılık arayışı.

Ada biz küçükken çok güzeldi ama bana o öyküleri yazdıran ve yazdıracak olan sadece bu olamaz. Belki... Nüfus sayım memurunun yüzündeki şaşkınlık ifadesi, babaannemin Dame de Sion'lu olduğunu duyduğundaki. Biraz bu. Biraz, çocukluk travmaları, biraz, bisiklet, biraz, lavanta kokusu, evdeki A klavye ki şeridi bulunmayan?/satılmayan?, Varan hikayesi, ceviz ağacı, gönül borcu. Bunlar. Bir de belgeleme ihtiyacı.

Afife'yi Afife yapan dedesi, ninesi miydi ki oysa, yoksa o da normal miydi?

Ben aynaya baktığımda normal olmayan birini görüyorum, anormal değil, normal olmayan. Normaldışı. Bu iyi bir şey gibi - mi. Gibi. Çok normallerle şansım yok, biliyorum. İşte onlar o yüzden "kız", o yüzden "erkek" ve o yüzden "aile"; ve geniş masalarda yerim olamıyor.

Neden uyuyamıyorum?

Çok güzel gülümsemek istiyorum ve bir kedim olsun, adı İtalik ya da Sipsi olsun; ama ben bu çok sevdiğim isimleri hep kendim bulmuş olayım, ya?

Balık İzlerinin Sesi

"Sıradışı, büyük insanlar, daima sıradan zekaların şiddetli muhalefetiyle karşılaşırlar."
Albert Einstein
*
***

... sevginin en güzeli, en gereksinildiğinde verilenidir.

***

İstediğim, seçtiğim biri tarafından anlaşılmanın, doğru değerlendirilmenin ve beğenilmenin lezzeti yayıldı kanıma. "Doğru"nun tek ölçeğinin öznel olduğunu bile bile, sevindim.

***

İhanetin, hem de yakınımdan, sevdiğimden gelen ihanetin yakıcı bıçağı derimi yüzüyordu. Aaah! Saçmalıyorum ben, ihanet zaten insanın yakınından, güvendiğinden gelir yalnızca.

***

Normal insanların dünyasında, "normal erkekler", kadınlar ve çocuklarla konuşurken seslerini ya böyle yumuşatıp tatlandırırlar ya da acı katarak sertleştirirler. Çünkü "normal erkekler"in, kadınlar ve çocuklarla kendi doğal sesleriyle konuşma alışkanlığı ve eğitimi yoktur.

***

Şiirin saati sabah değildir! Bu şiirlerin tam saatiyse alacakaranlıktı.

***

"Sizce Afife, sizce insan çok istediği şeyleri ille de bilinçli olarak, uyanık ve ayıkken, sonra fiziki..."
Ellerini uzattı.
"Elleriyle mi gerçekleştirir?.."
Ellerime baktım, tertemizdi. Her şeyi anladım. Hiç düşünemediğim kadar çok cinayet işlemiştim ben...

(...)

İnsan normal olmasa da, düşündüğü kadar masum, içten ve dürüst olmadığını öğrendiğinde, bunu kabullenmesi ve hazmetmesi çok zaman alıyor!

***

Kapı çalındı; bir kısa, bir uzun. Göz göze geldik.
"Bu bir dost," diye fısıldadı Romain.
Doğrusu canım sıkıldı. Ben onu bir dostla bile paylaşmak istemiyordum. Günlerdir görüşmüyorduk, onu özlemiştim. Hem...

***

Bende insanların adlarını ve soyadlarını bir arada öğrenmek ve kullanmak merakı vardır. Bunu bir hobi olduğu kadar, adların simgelediği kişilere duyulan saygı olarak da görmek olası tabii. Kimse Madam Curie'nin adının Marie olduğunu önemsemez. Puccini'nin, Giacomo; Magellan'ın, Fernand; Goethe'nin, Johann Wolfgang; Robespierre'in, Maximillien; Tagore'un, Rabindranat; Nedim'in, Ahmet; Greco'nun, Domenikos Theotokopulus; Pascal'ın, Blaise; Dadaloğlu'nun, Veli; Rimski-Korsakov'un, Nikolai; Descartes'ın; René; Seyrani'nin, Mehmet; Lévi-Strauss'un, Claude; Nehru'nun, Çri Jawaharlal; Nijinski'nin, Vaslav; Nesimi'nin, İmadettin; Fitnat Hanım'ın, Zübeyde; Rilke'nin, Rainer Maria; Gutenberg'in, Johannes; Baudelaire'in, Charles Pierre; Şeyh Galip'in, Mehmet Esat; Debussy'nin, Claude Achille; Kaygusuz Abdal'ın, Gaybi; Frei'ın Günter; Bertan'ın, Günsu ve Grieg'inkinin Edvard olduğunu...

Ama ben önemserim!

***

Aitti mi dedim? Yani ait olmak, sahip olmak benim kavram hazineme girdi mi? Ne zaman oldu bu? Yoksa bunlar, burada, yüzyılardır engizisyonun,ateşin, çarmıhın, kanın, barutun başaramadığını başarıp, bizi normalleştirdiler mi?
Oldu mu bu?
Oldum mu ben?
Oldum mu?
Normalleştim mi?
Normal miyim artık?
Artık?
Artık normal miyim?
Tanrım benim aklımı koru!..
Normallerden...

***

Birkaç dilde düşünüp, düş görebildiğim halde, insanın en güzel sesleri asıl ana dilinde kullanabileceğine inanıyorum ben.

Bir insanın birden fazla ana dili olabilir. Annesinin, babasının, okul eğitiminin ayrı dilleri arasında doğup büyüyen bir çocuğun, bütün bu dillere tamamen hakim olsa da, asıl ana dilini belirleyecek tek bir koşul vardır: O da ninnilerinin dilidir!.. Ama ninnilerle büyümemişse... Onu bilemem. Ninnisiz büyüyenlerin apayrı bir kültürü vardır.

***

Aşkın asıl tanımı, hayranlıktır. Ve birbirinden farklı yüzlerce hayranlık çeşidi vardır.

Aşk, hayranlık boyunca varolan, hayranlık kadar süren... Hepsi o kadarcık ve o kadar çok.

***

"Yaşamak güzel, ama var olmak zor.O halde böylesi bir işin mutlaka bir nedeni olmalı. Yoksa değer mi onca sıkıntı, acı ve hüzne?

Bence var olmanın haklı nedenleri vardır.
1- Azıcık sevgi (eğer),
2- Bir avuç sevinç (kırıntısı),
3- Bir çimdik kahkaha (sesi),
4- Bir beygir gücünde heyecan (titreşimi),
5- Binlerde birlik arayış (sanısı),
6- Hiç biriminde vefa (umudu),
7- Şaka niyetine dostluk (bir nisan)
Hem sonra, "Ağaç vardır / İnsansa var olur".
Var olmak kendini yeniden yaratmaktır.^
Ve...
Ve aslında her şey yalnızca bir şakadır Afife!
Hepsi bu."

^ Albert Camus
***
*
İçinde bulunduğumuz durumun ciddiyetini işitiyor, görüyor ama algılayamıyordum. Aşk yanlış zamanda felç etmişti bütün duygularımı ve aşk bitene dek uyuşmuş olarak kalacaktım. Aşkın saatini ayarlamak, en çok bizler için olanaksızdır! Çaresiz gülümsedim. Çok güzel olduğumu hissederek, çok güzel gülümsedim. Aşk çok güzelleştirir!
*
Sonra dayanamadım ve bu halimle normal insanlara benzediğimi düşünüp, kendime içerledim.
*
***
*
Terlemeyi, hapşırmayı, hatta horlamayı ve gülmeyi olumsuzlamayan normal insan kültürleri, ağlamayı bir zayıflık ve zavallılık, ağlamaya direnmeyi güçlülük olarak görmüşlerdir. Ve normal erkekler, zayıf ve zavallı yanlarını göstermekten çok korkarlar. Halbuki normal erkeklerin hep güçlü görünmek zorunluluğu gibi çok zayıf bir yanları vardır ve normal kadınlar için de erkeğin normali makbuldür.
*
***
*
İnsana "kendi olma özgürlüğü" bir başkası tarafından verilebilir mi? Bu denli büyük bir mutluluk şansı var mıdır? Hayır hayır, bu bir düş, bir yanılsamadır olsa olsa... Ya da insanın ancak kendisinin yaratacağı olanaksızı başarmak kıvancına bir özlem.
*
***
*
Bizim gibilerin hava ve su kadar gereksindiğimiz önemli bir şeydir "mahremiyet"! Aslında her insanın, hatta normal bile olsa her kişinin muhtaç olduğu, soyut göründüğü denli dirimsel ve bir o denli de önemli bir niteliktir bu. Çünkü kendine ait bir iç dünyası, içrek bir dinginliği, özbenliğine ayıracak zamanı ve sevgisi olmayan kişi, ancak toplu halde yaşayan ve toplu halde hisseden anonim bir canlı olarak sürüklenecektir yaşam selinde. Kendi başına karar veremeyen, özgür olamaz!
*
Oysa kendi kararlarını alıp, uygulayabilen, "birey" adındaki insanların mutlaka "mahremiyet"i vardır. Onlar, koşarken soluklanmayı, yorgunken dinlenmeyi, kalabalıktan ayrılıp kendi yönlerine gidebilmeyi ve ıssızlıkla çoğalabilmeyi bilenlerdir. Yalnızlığın yaratıcı gücünü tanımayanlar, kendileriyle hiçbir zaman tanışamazlar.
*
"Mahremiyet" kavramının bazı dillerde tam karşılığı bulunmadığının ayrımına varışım, o bazı toplumların bu kavrama pek de öyle gereksinmediği gerçeğini üzülerek öğretmişti bana. Üzülmüştüm, çünkü bu dillerden biri de kendi anadilimdi.
*
***
*
Bir insanı sevmek, bir insana aşık olmaya dönüştüğünde oluşan mucizeyi yaşıyorduk. Mucizelere bayılan, inanmak için can atan yüreklerimizi doyurup, bu mucizenin tadına vardık. Hiç acele etmeden, telaşlanmadan...
*
***
*
Mucizeler, ancak onlara inananlarca yaşanır ve aşk bir mucizedir! Sevinçten çıldıracak, özlemden çıldıracak ve heyecandan çıldıracak bir aşkı tanımamış olanlar, mucizelere de inanmazlar. Oysa aşk mucizesini yaşayanlar, aşkın doruk noktasında yaşanan cinselliği betimlemeye çalışmanın bir cinayet olduğunu bilirler. O ancak yaşanır! Ve yaşandıktan sonra, cinselliğin bütün öbür halleri artık renksiz, tatsız ve yoksul kalacaktır. Çünkü, aslını gören göz, en iyi öykünmeden bile incinir. Aslını tanıdıktan sonra, ancak onunla heyecanlanır, mutlanır, onunla doyumlanır. Ancak!
*
***
*
İnsanın adı Mikelanj, Goya, Mozart, Tolstoy, Dostoyevski ya da Malraux olunca, bir bakkal bile olamamak ölümden de acı gelir.
*
***
*
(...) Ağlayamayacak denli mutsuzdum. (...)
*
***
*
Ve deniz sustu.
Deniz sustu.
Sustu deniz.
Sustu.
Deniz.
Deniz aslında sus-tu.
Aslında.
Deniz.
Sus.

Koku

Dünyadaki en güzel üç kokudan birinin taze pişmiş kahve kokusu olduğunu söyler Afife Piri, Balık İzlerinin Sesi'nde. Diğer ikisinin ne olduğunu en azından bu kitaptan öğrenemedik. Özellikle öğrenemediğimizi düşünüyorum şahsen, ıssız adaya düşersem yanıma alacağım iki kokuya kendim karar vereyim diye yapmıştır bunu Buket Uzuner. Korkutucu gelmesin ama, biri mutlaka insan kokusu olacak. Orası kesin. Hatta belli.

***

Sofrayı kuran kaldırsın misali konuyu toplamak başa düşer...

Öyle güzel bir kahve içmek istiyorum ki... Kapağını açıp koruyucu kağıdı pıt diye deldikten sonra bir neskahve reklamı edasında, mükemmel bir kahve yapmak istiyorum, sütlü ve tek şekerli illa ki ama mükemmel bir kahve olacak ve ben onu alıp, sallanan sandalyeme yerleşip, hava serin olduğu için sırtıma battaniyemi atacak; cumartesileri bile susmayan iş hattımı kapatıp kitap okuyacağım ve yaptığım en önemli iş kitap okumak, sonra kahve içmek olacak, sırayla.

Şu an içtiğim kahveden hiç memnun değilim, olmuyor, olmuyor. Belki de sandalyedendir.

Buket Uzuner'e bir ekleme yapmam gerekirse, olmamış bir kahvenin tadı da dünyadaki en sevimsiz, en sası tatlardan biri olsa gerek. Hayatım hiç şu an kadar tatsız olmamıştı!

(10 Mayıs 2010; ofis işte, çok belli değil mi?)

İyi ki 'olmak'

"İyi ki doğdun"dur benim kalbimde en güzel doğumgünü tebriği ve ben öyle herkese iyi ki doğdun boncuğu dağıtmam bu sebeple. Dilim varmaz.

İyi ki doğdun demek birine, iyi ki varsın demektir; iyi ki buradasın, hayatımdasın demektir.

Sadece 3 sözcük.

***

Bu yıl aldığım en umut verici dilek "inşallah alık ve tasasız bir insan olursun" idi. Ne kadar isterdim! Kendimi kurcalamamayı, deşmemeyi, yaralamamayı, bir "hıhh!" burnubüyüklüğünde uçuşup durmayı, "ii" diye cevap verip sonra pişman olmamayı, son mesajı atan olmamayı, o iki harfi gördüğümde yaşadığım sevince rağmen o telefonu açmamayı işte, hani kendime "açma" dediğim gibi açmamayı...

Sakince yaşayıp gitmeyi,
Gidip bir gelincik tarlasında yatmayı mesela,
Tasasız, alık ve gelincik gibi hava ve sudan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadan,
(hava gibi, su gibi olanlara ihtiyaç duymadan en çok da)
Ne kadar isterdim!


***

Detoks, insanı mutlu eden kötü alışkanlıklarından kurtulmak değil midir?

***

Çok kısa bir zaman sonra bahsedeceğim bir kitap var, Buket Uzuner'in yazdığı "Balık İzlerinin Sesi". Bitirip, kalakaldığım bir kitap. Oradan mı bulaştı bilmiyorum ama bir normallik algısıdır gidiyor içimde; ben normal miyim, değilsem neyim, bu kendini beğenmişlik sayılmaz mı, hangisi daha iyi veya normalin içinde seçkinden, seçkinin içinde normalden ne kadar var...

Normalliğini benimseyen ve bunu kurcalamayan 19 yıllık dostum Gamze'nin doğumgünü bugün; hiç haberdar olmayacak bu yazdığımdan muhtemelen ama yine de,

İYİ Kİ DOĞDUN GAMZE !

(04 Mayıs 2010, Gayrettepe)

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!