
En küçük teyzem ve eşi, TRT'nin 40 yıllık koristlerindendir örneğin. Bana okumayı söktüren (ütüyle ütülenen Ü harfini insan bir daha nasıl unutabilir ki?) ve şimdi arayıp da bölümlerinin tümünü bulamadığımız Susam Sokağı'na da ses vermişlerdir. Arkadaşları Nazike teyzenin "bu benim önüm, önüm, önüm"ü, alınan birçok duşun fon müziği olmuştur, eminim. Öyle dolanır dile.Susam Sokağı - Ben Benim Sen de Sensin | alkislarlayasiyorum.com
Saat 22:49'du ve benim canım, evde kahve ve süt olmasına rağmen Starbucks'a gidip orada biraz oturmak, çikolatalı müsli zımbırtısı yemek, geleni geçeni seyrederek kitap okumak ve müzik dinlemek istedi. Cumartesiydi, çok kalabalık olabilirdi, ben eve gelince giydiği pijamaları acil durumlar dışında çıkarıp kot giymeyi seven biri değildim ama oldu işte yine de: Dışarı çıktım. Ailemden ayrı yaşamak için ettiğim kavgaların üstünden 2 yıl geçti ama ben hala, bu saatlerde dışarı çıktığımda kendimi çok şanslı hissediyorum. Dışarı çıkabildiğim için. Kahvemi dışarıda içme ve kimseye bir şey söylememe özgürlüğüm olduğu için. Düşündüm: Saat 22.49'da dışarı çıkıp kahve içme ihtiyacının mantığını açıklayabilsen aileye, onların yanından taşınmak istemene çok da şaşırmazlardı.
Öyle bir hissiyatım var ki herkes dört (üç değil) büyüklerden birini tutar ve gerisi laf-ı güzaftır gibi. Biz küçükken, futboldan anlamayan ve sevmeyen, evinde de belli bir seviyenin altında futbol muhabbeti olan insanlar arasında milli takımı tuttuğunu söylemek esastı. Sonuçta ateşli bir taraftarı olmasanız ve pek umursamasanız da, milli takım milli takımdır ve maçlarda onu tutmanız olağandır zaten. Bunu geçiyorum. Şimdi bile, geçen haftalarda Denizli-Göztepe maçını izlerken Osman'a hangi takımı tuttuğunu sorduğumda aldığım "Göztepe" yanıtı beni şaşırtıyor. "O tamam da, asıl hangi takımı tutuyorsun?" deme ihtiyacı hissediyorum. Oysa ki Göztepe de, bong asya liginde de olsa, normal ve tutulası bir takım.
Çok pis bir laf edeceğim şimdi: Biz sıradışı insanların işsizliği, gerçekten işsizlik değildir. İnsanların "sen bir baltaya sap olamadın", "geleceğin yok" dediği, birbirinden ayrıldığı, kavgalar ettiği anlar bizim için iki iş arası veya büyük bir girişimin habercisidir ancak; elimizi aslanın midesine kadar sokmadan önce derin nefes alma aramızdır.
Bugün de karşı tarafın sırasını bilmediğim sahil semtlerinden birinde denize karşı otururken (Kuleli'nin az ilerisiydi işte...) bir an, o koca adamın gençlerle beraber olma derdinin onda biri benim aklıma geleydi burda ne işim var idi, diye düşünüyordum.
Temsili resim (Tos çok daha güzel)
(25 Ağustos 2010, of ki ne of - İstanbul)

Sonra benim çok uykum geldi; şöyle dolaşa dolaşa meydana çıktık ("meydana çıkmak" da ilginçmiş; manzaradan meydana çıkan birinin önce başı, sonra gövdesi meydana çıkar, diyebilir miyiz?), ben dayanamıyorum yatıyorum ahanda buraya dedim. Anneme bir bank bulup eline Küçük Kara Balık'ı verdik, kardeşle uzandık çimlere, ben yüzükoyun, o sırtüstü. Ben sırtüstü uyuyamam ki!
Üstümde karıncalar gezdi, hissettim. Giysilerimin içine girerler mi diye, çok fena çim izi olacak her yerim diye, elbisem leke olur mu diye hiç düşünmedim. Bir kitap okuma süresi boyunca, sadece gördüğüm beyazlığın ne olduğunu düşündüm, birisi teee ağacın tepesine dilek çaputu mu tutturmuştu, yoksa o bir uçurtma mıydı?
Düşünmeden uyukladım sonra. Bebek gibi uyumadığıma eminim, hatta o anki komşum kedi gibi uyumadığıma da eminim ama o kadar saatlerce-uyumuşçasına kalktım ki!
Gödekoğlu bana "ENSO milliyetçisi" derdi eskiden. İnkar edemem, bazı şeylere ve bazı kişilere çok fazla bağlanıyorum. Söylediği doğrudur, ya da o dönem için doğruydu ama, eksik. Boğaziçi milliyetçisiyimdir ben, şimdilerde ENSO sempatizanı olabilirim. Mesela Boğaziçi'nin çimleri varken Bilgi'ye filan gitmeye özenen Boğaziçililere hep şaşırmışımdır. Okulu hiç özlemeyen (ama böyle güneyde karnaval olan piyasa zamanlarını değil sadece, üç-beş kişinin dolandığı çok tenha zamanlarını da), alternatif çimlerde bir yatalım demeyen, orada burada fotoğraf çeksin / çektirsin istemeyen, Taşoda'ya gitmeyen hatta güney yurdun altından gelen müzikten her daim rahatsız olan adam bana garip gelir.
Tanuj 1. Erkek'te kalırken her sabah -ama her sabah- kalkıp pencereyi açıp, önünde birkaç dakika geçirdiğini anlatmıştı, hiç unutmam. Benim için Boğaziçi, Tanuj'un bunu anlatırken yüzünde beliren mest olma ifadesidir.
(15 Ağustos 2010, Boğaziçi)