... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Audi'sini Satmayan Ev Sahibi

Bir ay bizden kira almadı diye (biz taşınırken onun üç katı kadar daha üstüne masraf yaptığımız halde) mütemadiyen ağlanan, maddi ve manevi olarak bizden çok daha kötü durumda olduğunu iddia eden eski ev sahibimizle bugün (umuyorum) son kez karşılaştık, kontratları iptal ettik, altı tane anahtarı çirkin bir halkaya takıp kendisine geri verdik. İşin ilginci, taşınana kadar her gün arayıp evi ne zaman boşaltacağımızı sorduğu halde, tam 5 gündür bizden anahtarları almaya gelmemesiydi zaten. Bugün teşrif etti herifçioğlu. Buluşmaya da Audi'siyle gelmiş utanmadan. Bari arabayı geriye bir yere park et de görmeyeyim, o zaman inanırım senin de kendi kiranı veremediğine.

(Hah, şimdi tekrar aradı, iki aylık aidatı istiyor. Bekle bakalım, belki bir ara yatırırız.)

Bizi evden çıkarma sürecinde, sağolsun, tüm boşanma sürecine de dahil ettiği ve "siz evden çıkıyorsunuz ama ben ikiyüzelliüçyüzbinliralık evimi kaybediyorum, boşanmak için karımın üstüne yapıyorum" dediği zaman dilimin ucuna kadar gelen "kim bilir ne halt yediniz de karınızın üstüne ev yapmanız gerekiyor" retorik sorusunu keşke sorsaymışım diyorum bazen.

Sanırım hala o kadar patavatsız değilim.

Material girl?

"Parayla saadet olmaz diyen kişi nereden alışveriş yapacağını bilmiyordur."

Blair Waldorf

Bu lafın, eğer şimdiye dek kullanılmadıysa, çok yakında kullanılmasını bekliyorum bir alışveriş merkezi reklamında. Hiçbir zaman anlam veremediğim bir slogan olan E=mc^2'den daha uygun olacağı kesin.


Kasa her zaman kazanır.


Aslında her şey, benim bir öğle vakti bu muhabbete dahil olmamdan çok önce, soğuk bir kış günü başlamıştı...

Zaytung'da bir şeyi "Allah'a havale et"meyi seçenler bilirler, ironisi web adresinde gizli diyanet.gov sitemizin güzide bir soru-yanıt sistemi var. Örneğin, biri kalkıp "Sakız çiğnemek orucu bozar mı?" diye, veya "Bireysel emeklilik sistemlerinden elde edilen kazanç faiz kapsamına girer mi, haram mıdır?" diye sorabilir. Sakızı bilmem ama, bireysel emeklilik konusunda kafası karışanlar için sevgili diyanet'in "özel sorunuzla ilgili olarak kurul uzmanınca hazırlanmış bir görüş" olan "genelleştirilemez" yanıtını (herhalde her banka için genelleştirilemiyor) aşağıda veriyorum:

Bireysel emeklilik konusuyla ilgili Kurulumuzun görüşü şu şekildedir:

a) Genel olarak, sosyal sigortalar, karşılıklı sigortalar ve ticarî sigortaların caiz olduğuna,

b) Kâr payı esasına dayalı çalışan birikimli hayat sigortası ile bireysel emeklilik tasarruf ve yatırım sisteminin ise, yatırılan primlerin, dinen helâl olan alanlarda değerlendirilmesi durumunda caiz olduğuna,

c) Konusu din tarafından yasaklanmış olan sigortanın caiz olmadığına,

Karar verildi.


Buna göre bankalarda işletilen paralar dinen haram olan alanlarda değerelendiriliyorsa özel emeklilik caiz değildir.



Teşekkür ederim politik ve politik olarak doğru diyanet, seni çok seviyorum politik ve politik olarak doğru diyanet.

Önümüzdeki süreçte, reklamının yapılmasına ucundan da olsa katkıda bulunuyor olacağım bu bireysel emeklilik nanesinden hareketle, yatırım araçlarına atladık. Öğle yemeğinde yatırımlarımdan bahsediyorum, hah-hah, ya nolacağıdı ya?

Bir arkadaşım var, kendisini tanıyanlar kimden bahsettiğimi şimdiden anlamış bile olabilirler, kendisiyle neredeyse hiç sektirmeden her buluşmamızda açtığımız bazı konularla, onun bolca inat ettiği, benimse bolca güldüğüm tartışmalara giriyoruz. Bu anonim bir blog olsa kendisinden rahatlıkla "bağnaza beş kala" olarak bahsedeceğim sevgili arkadaşımın son yumurtası şu oldu: "Vadeli hesap caiz değil."

Laf çok uzatılabilir ve dolaştırılabilir, fakat düşüncenin özü şu: Hiçbir şey yapmadan kendi kendine artan para helal değildir.

Tabi ben sordum arkadaşa kendisinin çalışan bir insan olarak ne gibi yatırımlar içine girdiğini. Döviz alıyormuş. Eee?

Laf yine çok uzatılabilir, fakat düşüncenin özü şu: Kaybetme ihtimalin olan mecralarda paranı değerlendirmek caiz. Dövizde kaybetme ihtimali de var. Keza, borsada da öyle. Bireysel emeklilikte de, kısacası fon alımına dayalı her yöntemde kaybedebilir kişi. Uzunca bir süre sürekli kazansa da, kazandığı para sorun arz etmiyor iki dünyada.

Güldüm.

En çok, bolca gülebilmeyi seviyorum bu muhabbetlerde. Bağnaza beş kala da desek, açık kafalı insanlarla olmak güzel. Çünkü @AlperTanga'nın deyişiyle "müslümal" olan kesimle oturup bu savların mantıksızlığı tartışılamaz, hele benim şimdi soracağım soru, ağza alınamazdı:

"Nereye koyduğun parayı kaybetme olasılığın en yüksektir?"

Ka-ching! Bildiniz.

(Temmuz 2011, İstanbul)

Kaybedecek Şeyi Olmayan Özgür(dür)

Kısa bir süreliğine de olsa o serbestiye sahip olanlara, gıptayla...


Yapabileceğimden değil ama "beni biraz idare ediverin" diyebilmek; imkanım olduğu halde yapmadığımı bilmek isteyebilirdim.

İlkokulda dershaneye gitmek lükstü. İhtiyacım var mıydı gerçekten? Sanmıyorum. Ama "gel sen gel" dediler, gittim. Lise 1'de müdür muavini beni çağırıp üç tane dershaneden hangisine gitmek istediğimi sordu, birini seçtim. Üniversitede şehir değiştirmem gerekmedi, tercihleri yazarken bile uzaklaşmayacağımı biliyordum. Çünkü İstanbul'dan gitmek, civar şehirlere taşınmak gerekmezdi. En iyiler burada da vardı, en kötüler de en iyi öğrenciler için değildi.

Sonra istediğim şeyleri yaptım. Arada elimden kaçan şeyler vardı ama bir şeylerin benim için olabileceklerin en iyisi olduğuna uzun bir süre inandım. Belki öyle oldu da. Belki ben tüm yaptıklarımı lehime çevirmeyi, satmayı, şişirmeyi beceremiyor; doğrucu davutluk yapıyorumdur hep. Neyse ne, sonuçta işi gücü, arabası, ceketi, çekçekli valizi ve iki telefon hattı olan biri olup çıktım. Biliyorum, ayaklarının üstünde durmak bu demek. Manevi olarak bana "ayaklarının üstünde duruyor olmak"tan başka bir katkı sağladığından; insanlar beni çok takdir ettiğinden, güçlü addettiğinden, eve çıktım diye beni alkışladığından, zamanında peder beye yük olmamak için aldığım kredileri çatır çatır kendim geri ödüyorum diye bana minnettar olduğundan değil. Bu duruş sırf egoyu destekleyip sırtı dik tutuyor. Diyeti ağır bu duruşun: Yorulup oturmaya karar verirsem kaybedecek çok şeyim olacak.

Benimkiler geçici oturmalar oldu o yüzden. Bir gün arabamın içinde oturup kaldığımda örneğin. Anladım; ben o kadar ağırdım ki, arabam benim ayağımı yerden kesmiyordu. Çekçekli valizin çıkardığı sesten ise nefret ediyordum. Sonuçta, kafamı suyun üstüne çıkarıp deriiin bir nefes almaya çalışmak ve tekrar batmak, sonra tekrar çıkmak daha yorucuydu yüzmekten. Olmadı işte.

Olmayabilir.

Çok pis bir laf edeceğim şimdi: Biz sıradışı insanların işsizliği, gerçekten işsizlik değildir. İnsanların "sen bir baltaya sap olamadın", "geleceğin yok" dediği, birbirinden ayrıldığı, kavgalar ettiği anlar bizim için iki iş arası veya büyük bir girişimin habercisidir ancak; elimizi aslanın midesine kadar sokmadan önce derin nefes alma aramızdır.

Lakin bu arada da "yaşayabiliyor" olmak gerekir. Yaşamak veya yaşatılmak gerekir, ikisinden biri.

Bugüne dek benim bildiğim her şeyi ailem de biliyordu. Aldığım kredilerin kendilerine kalmayacağını bilen kefiller olarak verdiler bordrolarını bana. Dünyanın en içi rahat kefilleri onlardı.

Şimdi, hayatımda geldiğim yerde, bir omuza yaslanıp ağlamak veya sırtımı bir yere dayamak isteyecek kadar mutsuzum. Bir süreliğine kefil değil, sponsor bulmak istiyorum.

Ama heyhat. Artık, bu yazıyı yazmak lüks.

Kapitalist Prens!

Bu kadar güzel bir şey olabilir mi?!

Tura yüzünde gördüğünüz adam Antoine de Saint-Exupéry (1900-1944), yani Küçük Prens'in yazarı ve sevdiğimiz tek Küçük Prens tipinin çizeri. Ayrıca baobabların da.

Küçük Prens'le ilgili bi statükoculuğum olduğu doğrudur, öyle Kim Min Ji görseli filan sevmem. Bildiğin Exupéry cizimi, Türkçe okuyorsam Cemal Süreya çevirisi olacak. Google'da bulduğum Küçük Prens tam metinlerine maya testi yaparım. Tükürük testi gibi. Yaptığım ilk şey, Ctrl+F "maya" yazmak.

On ne voit bien qu'avec le cœur; veya gerçeğin mayası gözle görülemez. Bu cümleyi karşılayan daha iyi bir çeviri yapılmadı şimdiye dek, üzgünüm beyler. İyi denemeydi.



Görseller: http://creativeroots.org/?p=10731
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!