
Up in the Air'i izledim bu gece, şarap gibi adam George Clooney'nin, düşündüğümden iyi filmini. Üzüldüm yahu. Filmin amacı bu muydu? Ben sadece kendimizi sorgulayacağız filan sanıyordum... Neyse, olan oldu.
"How much does your life weigh? Imagine for a second that you're carrying a backpack. I want you to pack it with all the stuff that you have in your life... you start with the little things. (...) Now I want you to fill it with people. Start with casual acquaintances, friends of friends, folks around the office... and then you move into the people you trust with your most intimate secrets. Your brothers, your sisters, your children, your parents and finally your husband, your wife, your boyfriend, your girlfriend. You get them into that backpack, feel the weight of that bag. Make no mistake your relationships are the heaviest components in your life."
Ama ben sadece tek bir şey hakkında yazacağım, o da şu kadınların haklıyken haksız durumuna düşmesi. Ben evlenip boşanmadım, kimse beni 'Avcı' Ferman'ın deyimiyle "manyak gibi" sevmemiş de olabilir; ama bu adama bunun yapılmayacağını ben bile biliyorum Asiye be. Senin bir anlık dediğin, hata dediğin şey; bir karanlık korkusuna yenik düşüşün aslında. Ne kadar güçsüzsün. Ve biliyorsun adamı ne kadar güçsüzleştirdiğini de, o yüzden o senin nefesine gözleri kapalı muhtaçken, sen hep faltaşı gibi gözlerinle onu izliyorsun.
*lık*House of Flying Daggers izledik dün gece. Üf, "görsel şölen" diye bir şey varsa bu film işte odur. Hero'yu aldattığım için kendimi birazcık suçlu hissettiğim doğru ama... Neyse canım, madem başladık, sıra "Crouching Tiger, Hidden Dragon"da.
Kafamız inanılmaz iyi olduğu için de bir sahnenin saçmasapan bir yerine belki on dakika güldük. Bilenler hatırlasın, esas oğlan esas kızı kurtarmak için ormanın ortasında yüz metre mesafeden dört ok atıp dört adamı yere çiviler; sonra da elindeki yayı kenara atıp kıza doğru koşmaya başlar... İşte o an, ikimizin de düşündüğü şeyi kuzen dile getirdi:
_ Adam oku niye attı lan?
Ağzımdan aldığı bu laf bizi bayağı güldürdü. "Yazık oldu viskiye" dedim ben, ona ayrıca güldük. Sonra, inatla yaya ok deyişimize de... Çerkezköy!
Ha, bumerang hançerlere inanıyosunuz da curve the bullet'a neden inanmıyosunuz? Ha?
Neyse, hadi şimdi filmin en iyi sahnelerinden birini izleyin:
El Orfanato'yu izledik bu gece kuzenle. DVD kapağı The Others kılıklı gerilim filmlerine zerre saygısı olmayan biriyimdir normalde. Şimdiye kadar izlediğim tırto filmler yüzünden hep; beklenti o kadar düştü ki artık "uyumiym yeter" gibi bir alçakgönüllülük seviyesine eriştim gerilim filmleri konusunda.
Bazı filmlerin gerçekten ama gerçekten, başka hiçbir amaç gütmeksizin insanlar hayatlarına şükretsinler, boş zamanlarının kıymetini bilsinler ve bir daha böyle filmlere gelmesinler diye çekildiğini düşünüyorum. Ben bu filmin içinde bir yerlerde, tam nerede bilmiyorum zira 3 saat sürdü film, içim geçip uyuyakaldım. Filmin büyük bölümü boyunca filmden bağımsız şeyler düşündüm. İşi gücü filan düşündüm, yarın ne giysem gibi şeyler. O sırada başrol hala börek yiyordu.
Jeux d'Enfants gibi başlayıp Senede bir Gün olarak devam eden ve Serendipity gibi biten My Sassy Girl izleniyor; kızlar "ay ne tatlıııııııııvğ" diyor, erkekler de filmi bir şekilde beğenebiliyorsa, aşktan umudumu kesmemem gerektiğini... (Çünkü bu manyak karı bile birini bulduysa dünyada herkesin şansı var.)
Fasulyeden (daha) faideli bir haftasonu geçirmişim efendim, saygılar.
Şu aşağıdaki fotoğraf bana sadece Wanted filmini çağrıştırıyor ki bu bence garip değil; zira o filmin de tek olayı bu eğimi izleyerek ilerleyen kurşunlardı.