... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

şefkat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şefkat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

beni bırakın bu caddelerde

"Benimle ilgilenin" isteği o denli fazla oluyor ki bazen insanda, bunu göstermek için her yol mübah oluyor.

Ben böyle durumlarda, keyfim de yerindeyse, o tuzağa düşen insanım. Şey gibi düşünün... Kendim için çok para harcadığım veya harcayacağım günlerde metro çalgıcılarına para vermem gibi. İyilik bul, iyilik yap. O tuzağa düşer ve o insana ilgi, şefkat gösteririm ben.

"Ben böyle yapıyorum çünkü şahane bir insanım" demiyorum asla.

Ama görüyorum, kimsenin hayatında negatifliğe tahammülü yok aslında.
İsabet olmuş özel ilgi beklemediğim.

Şefk..

Bugün kafam hiç yerinde değildi. Tuzla'dan geldik sabah İstanbul'a. Kız kıza bir gece geçirelim, değişiklik olsun demiştik ofistekilerle (kız kıza olmak değil değişiklik, bunun için Tuzla'ya kadar ne zahmet etmek). Bu sayfiye yerinde arkadaşın IKEA katalogundan fırlama koltuk örtüleri ve perdelerle dolu, süper ötesi manzaralı evinde açık bir pencerenin önünde uyudum dün gece. Açık ve tülsüz bir pencere önünde. Kafamda yıldızlar ve yapraklar vardı. Hatta üşüyüp pencereyi kapattım bile gece. Bu hissi seviyoruz.

Yolda kendi kendimeyken, kendi kendime "her gün bu yol çekilir mi?" dedim. Cevabım müspet değildi. Hayır, servisle neyse; uyursun, muhabbet edersin, müzik dinlersin, müzik dinlerken uyursun... Ama arabada uyuma lüksün yok. Ben denedim, uyuyacak olmanın vicdan azabı beni uyutmadı. İronik, ama olmadı yani.

Tuzla hakkında ne yazı yazacak bilgim, ne de tecrübem var; siz iyisi mi metus'un yazısını okuyun. Sadece şunu diyebilirim, ne kadar güzel olursa olsun evin, İstanbul'a elini uzatsan tutamayacağın mesafede olmak güzel değil.

Sonra efendim, öğlen gideceğim Dünya Göz H. (H burada Erce kanjimin anlayacağı anlamda kullanılmıştır; siz 'hastane' diyebilirsiniz) herkesin cebinde nakit 2500 TL taşıdığı düşüncesiyle olsa gerek, önceden uyarmadığı halde parayı görmeden doktoru ameliyathaneye sokmadı. Pek tabi, Tuzla'dan Etiler'e gittim. Kardeşi gördüm, iki kat aşağı indim, hesabın slipi makinadan çıkarken daha, ameliyathaneye sokulmuştu kardeşim. Sonra eve gittim, pasaportumu aldım zira acilen İngiltere vizesine başvurmam gerekiyordu; şunun gibi akıl dolu sorulara yanıt verdikten ve 165 lirayı daha bayıldıktan sonra randevumu aldım. İngiltere olayı bayağı şahane oldu; bu konuda daha kafam yerindeyken kafa ütülemek istiyorum.

Sonra tüm gün keşke elimde şöyle zerre dikkat gerektirmeyen bir şey olsa dedim, saçmasapan bir part-time işi, çeviri filan, imha... Yoktu. Ben dikkatimi toplayamadım bütün gün. Hiçbir şey yapmak istemedim, yorgundum, huzursuzdum, yerimde oturamıyordum.

Bu ameliyat işi beni düşündüğümden çok etkiledi; kardeşim olduğu için ben de ameliyat olmuş mu sayıldım, gözden oldum olası korkmuşumdur ondan mı, bilmiyorum. Olmadı, bugün tam mala bağladım. Bir değişiklik yaparak şefkat istedim açıkça (şefkat istemek değil değişiklik, bunun için "şefkat istiyorum" demek açık ve net).

Sonra aradan birkaç saat geçti, çıkma vakti yaklaştı. Herkes çok yorgundu, ilaççımız da öyle; tam benim yapmak istediğim gibi bir iş yaparak tabir-i caizse pösteki saymıştı tüm gün. Canı sıkkındı, telefonu açtı, en sevimli sesiyle "şefkat istiyorum" dedi.

Gülümsedim. Müstehzi bir ifade takınmamaya çalıştım.

Ah bu ben kendimi nerelere vursam. Tos'a vurdum kendimi (ironik, ama oldu yani), elektriğimi aldı kedi. Onun yanında bile fazla duramadım. Benim mallığım.

Herkesin hayatında bi kedi olsun bence.

Temsili resim (Tos çok daha güzel)

(25 Ağustos 2010, of ki ne of - İstanbul)

meali anlamayan nesle aşina değiliz*

Bir keresinde Erce, iki insanın öpüşmesi için illa ki ortada bir aşk olması gerekmediğinden; çok mutlu olduğu için, anın coşkusuyla arkadaşını öpen insanları gördüğünden bahsediyordu.

Pek yorum yapmasam da katıldım bu lafa. Üstelik benim de zaman zaman içimden gelen ama nasıl karşılanacağını bilmediğim için yapmadığım birçok şeyi (dürtüyü, diyebiliriz sanırım – ama fiili değiştirmek gerekir) de açıklıyordu:
Fiziksel temas seviyorum arkadaşım!

Çok sevdiğim adamlar vardır, heyecanlı heyecanlı bir şey anlatırken o kadar tatlıdırlar ki, ellerini tutmak isterim örneğin. Bazen birisine, nedensiz, uzun uzun sarılmak gelir veya içimden. Ama öyle bir sarılmak ki, “alıp içime sokasım gelir” lafına uyar gibi, tek olurcasına sarılmak. Yolda yürürken arkadaşlarımın koluna koala gibi yapışmışlığım çoktur. Birinin dizine yatmak, veya dizine yatan birinin saçını okşamak, film izlerken arkadaşının omzuna başını yaslamak… ve daha bir sürü şey, çok önemli benim hayatımda. Bunları yapmak içimden geliyorsa, kendimi tutmak zorunda olmamak istiyorum.

Yalnız, sorun bunun dışarıdan, bir daha beni görmeyecek insanlara nasıl göründüğünden ziyade, karşımdaki insana nasıl göründüğü. Altında anlamlar arar mı, acaba beni yanlış anlar mı, bu temastan rahatsız olur mu, etrafındakilerin ne düşündüğüyle ilgilenir mi; bunları düşünüyor insan. O zaman da o anın, o temasın veya hevesinin tüm büyüsü bozuluyor zaten.

Yine de dakikalar boyu sarıldığım, sırf içimden öyle geldiği için elini tuttuğum, yolda illa ki koluna girdiğim adamlar var – ve beni hiç yanlış anlamadıklarını biliyorum. Bir insanın size kesinlikle aşık olmayacağını bilmek gibi, büyük bir mutluluk bu.

Dün, bir adamı ilk kez sadece şefkatle öptüm. Anlayacağını düşündüm; bilmem. Tutkudan, aşktan, hoşlanmadan ya da her neyse çok uzak, ufacık ama benim için çok değerli bir andı.

Annelerin çocuklarını öpüvermelerine, artık hiç şaşırmıyorum.

~

Bu sabah uyandığımda, yönkurluğun vaftizi ilk ICAMES’imin ilk günü hatırlattı bana kendini.

Önceki gece neredeyse sabaha kadar süren toplantıya, yorgunluğa, karşılamalara rağmen, o kırmızı formayı üzerime geçirir geçirmez öylesine mutlu ve enerji dolu olmuştum ki!

Allem edip kallem edip BTS’nin önüne kadar getirdiğimiz minibüsten atladım, koşarak kulübe daldım, bir şey alacaktım herhalde - bu hikayede hatırlamadığım tek şey o. Yüzümde kocaman bir sırıtışla olduğum yerde zıplamamak için ya zor tutuyordum kendimi ya da zaten zıplıyordum ki; içeri Sinan girdi. Sinan bana baktı, ben ona, sonra ona doğru koştum, sarıldım sıkıca, o da beni havada döndürdü.

Minicik bir şey, değil mi; ama aynı anda iki kişi tarafından hissedilen ve paylaşılan duygu, kocaman.

O duyguyu şu an hatırlamak bile birçok şeye bedel.


(23 Ekim 2009, İzmir)

* Evet, melali değilse de (biz de Rıfat Ilaz gibi çarpıtıp kullanalım) 'meali' anlamayan nesle aşina değiliz. Bu yazdıklarımı anlamayacak olanlar, kendi iç huzurları için, benim yazdıklarıma aşina olmayabilirler.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!