... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

günün sözü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günün sözü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29

Material girl?

"Parayla saadet olmaz diyen kişi nereden alışveriş yapacağını bilmiyordur."

Blair Waldorf

Bu lafın, eğer şimdiye dek kullanılmadıysa, çok yakında kullanılmasını bekliyorum bir alışveriş merkezi reklamında. Hiçbir zaman anlam veremediğim bir slogan olan E=mc^2'den daha uygun olacağı kesin.


Nisyan

Eski sevgilinin üstünde senin aldığın tişörtü görmek fena...
O tişörtü senin aldığından bi an emin olamamak güzel.

"Hafıza-i beşer, nisyan ile malüldür" diye bir söz var ya; işte onu arada bir de olsa hissedebildiğim, azıcık hafıza kaybına uğrayabildiğim zamanlarda kendimi şanslı hissediyorum.

Her şeyi hatırlamak kadar büyük bir lanet olamaz.

Ode to Sylviane Herpin



Düşündüğünüz,

Yapmak istediğiniz,

Yaptığınızı sandığınız,

Yaptığınız... makarna arasında fark vardır.


Dolayısıyla, insanların yanlış miktarda makarna yapması için en az 4 ihtimal var!

Newspeak

Çerçeveletip duvara asılası. Bu öngörüye tüm sözler kifayetsiz kalası.

Bazı kitaplar satır satır, tekrar tekrar okunası.

Ass.


Hepsinden kalacağımı düşündüğüm üç modülünden bir sınavın (ben Ass. diye kısaltıyorum, aslen Assessment ama) yüzde 88, 89 ve 93'lük skorlarla geçtim. Sınavın amacı benim işimi yapabiliyor olduğuma bir daha kanaat getirmekti. Demek ki bu işi yapabiliyormuşum ('gene kovulmadık iyi mi' serzenişimi hissederek okuyun bunları).

"Sınavdan kalırım diye ağlanandan korkacaksın asıl" düsturundan hareketle diyebiliriz ki, en düşük notu alacağı için yaygara koparanın en yüksek, ya da benim durumumda, "gene iyi" puanları alacağı klinik deneylerle kanıtlanmıştır.

Görseli şurdan aldım.
(04 Mayıs 2011, İstanbul)

hangi güvercin atlamış çatıdan

Her mutsuzluğun ötesinde yine yaşam bekler,
Ama insana özgü bir yeteneksizliktir yaşayamamak.
Yoksa... Hangi balık boğmuş kendini;
Hangi serçe atlamış damdan...

Fyodor Dostoyevski

tüm gece kuşlarıma...




"Great conversations are like beautiful squares in foreign cities one finds at night and then don't know how to get back to in daytime."

Alain de Botton



girl, rebelled

"The only way to deal with an unfree world is to become so absolutely free that your very existence is an act of rebellion."

Albert Camus

never be said that I’d be unstable

Mika'dan lollipop dinleyerek eve girip, azıcık dans edip, kulağımdan kulaklığı çıkarmadan Cranberries'den just my imagination ile makineye çamaşır attım geçen perşembe. Cuma sabah gereğinden erken gidip ofise, mutlu mutlu laf soktum ona buna. Ne kadar neşeli, ne kadar enerjiktim!

Canımı sıkabilecek bir şey olabilirdi ama özellikle öğrenmiyordum, tatilimi iple çekmekle meşguldum o sırada. Ama heyhat, yeni öğrendim ki evimden ayrılmak üzere yerde ayakkabısını giyen dostuma anlatacak bir hikayem olmayacak bir süre daha. Yüksek olasılıkla.

Neyse neyse, ben hala tatilimi iple çekiyorum, kitabımı da bitireceğim, hem yarın bu saatlerde bildiğin sarhoşum, ayrıca I have always kept my faith in love, e tamam, it's just my imagination bir süre daha...


"Stories of imagination tend to upset those without one."

Terry Pratchett

Re-oku

Sinan'a :)

"'Tell me what you read and I’ll tell you who you are' is true enough, but I’d know you better if you told me what you reread."

François Mauriac

habis


Doktor, içimde büyüyen bir şey var. İyi huylu değil, belki başta öyleydi ama artık değil. Habis. Üstelik, habisliğinden haberi yok. Suçu da yok.

Bunu içimden al.
(03 Ocak 2011, İstanbul)
Görsel şuradan.

***

"İçimde bir nüve vardı. Ne olduğu belirsiz, garip, uyuklayan bir maya. Aşkımızın ipini çektiğim gece uyanmış, benliğimi mayalamaya başlamıştı."

[...]

"Bazı ruhlar dışbükeydir, bazı ruhlar içbükey. Biz içbükey ruhlarız, babamla ben. İçimize doğru kapanırız, istiridye gibi. İçimizin tam ortasında duran, patlamayan, patlayıp da ortalığa saçılmayan, saçılıp da herkesi kirletmeyen incimiz-çıbanımız kistleşir içimizde. Kistleşen bu inci-çıbanımız varlığımızın özüdür, habis."

(Ayfer Tunç, Yeşil Peri Gecesi'nden)

Naylon

"oh, you mean love!
you mean the big lightning bolt to the heart where you can't eat and you can't work and you just run off and get married and make babies. the reason you haven't felt it is because it doesn't exist. what you call love was invented by guys like me to sell nylons. i'm pretty sure about it.
you're born alone, and you die alone, and this world just drops a bunch of rules on you to make you forget those facts, but i never forget. i'm living like there's no tomorrow. because there isn't one..."

(Don Draper, Mad Men)

Çünkü;

halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar


(Turgut Uyar,
Geyikli Gece şiirinden)


Sonra; elim klavyeye gidiyor, elime vuruyorum, -höt! yazmak yok! Misafirler gelene kadar dokunulmayacak o sözcüklere. Misafirler kim mi? İyi saatte olsunlar geliyorlar. İyi saatte olsungiller "müsaitseniz bu akşam size gelicez" diye haber göndermişler, ben de elçinin kellesini tez vurdurup geri gönderdim, e onlar da buyuracaklar tabi bu akşam. Kan gövdeyi götürecek. Kimse kalmayacak ortada, sen de, ben de, o da. E biz bunu hak ettik. Bir tane ölümcül günah vardı, o da beni değiştirmeye çalışmaktı. İçime el uzatıldı. -höt! diye vurdum ben de, sen kimsin, sen, sen benden nasıl hala bir şey istersin?

Misafirler geldi, benim kellemi tez vurup gittiler. Tiz bir ses çıktı benden. Sonra her şey duruldu, her yer söndü, herkes öldü. Ancak öldüğümde rahatsız olunmadan bakılabilecekti gözlerime. Gözlerimize, tüm ölenlerin; bizi tüm saranların. Öldük, artık kaybedecek bir şeyimiz yoktu ve biz öldüğümüzde eller çok üzüleceklerdi. Yavaş yavaş el olanlar, uzun vadede kahrolacaklardı. Umarım olurlardı ve beter olsunlardı.

Sonra benim içimden bir şey çıktı, benden içeri olan ben olsa gerek, kalktı sözcüklere dokundu korkusuzca.
Korkusuzca.
Korkusuzca.
Karşımda sana da, bana da, ona da yetecek bir korku var, daha neyden korkacağım ki ben? Korkudan toz duman etraf. Hiçbir şey görülmüyor, anca el yordamıyla...


İyi saatte olsunların öfkesinden korkulmalı. Ölmeden öğrendiğim son şey buydu. Bir yaşıma daha girip öyle öldüm ben.

Korkmadan sözcüklere dokundum, bi de naylonla kapladım, al. Görülmüyor.
Gerizekalı.


(29 Ocak 2011, İstanbul)


Mad Men alıntısı gülş
'ten aparılmıştır.
Görsel: http://kargan.tumblr.com/

Meczup

Bugün Babylon'da lansman konseri var diye özellikle, D&R'ımdan ısrarla istedim Can Bonomo'nun Meczup albümünü. Daha dağıtımda, gelmedi dediler, canım sıkıldı.

Bilmediğimden değil şarkıların çoğunu, Moris sağolsun ama yine de albüm versiyonlarını dinlemek istiyorum bir an önce. Bir de yeni şarkıları tabi... Biraz önce Meczup'u ilk kez dinledim ve neyse ki dedim, neyse ki çocuk hiç tipim değil yahu, yoksa ehe ehe diye dinlerken aşık olup gittimdi çoktan.

Meczup bana bir de kallavisinden Ahırkapı hissiyatı verdi, arkadan birileri fısıltıyla şunları söyledi sanki:

savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye,
zaman ki sana hasta olmuş, incelikli haytasın,
raksederken mahallenin maşallahı-eyvallahı,

güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar hayattasın.

şimdilik,

ölümüne kadar

hayattasın.



Yav açın dinleyin, ben daha da bir şey demiyorum:
http://www.myspace.com/canbonomo

keşke yalnız bunun için sevseydim seni


olur mu anımsamamak onaltıncı louis'yi
14 temmuz 1789 akşamı, louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
"bugün kayda değer bir şey yok..."

(Cemal Süreya, 18 Aralık şiirinden)
Tümü şuradan okunabilir.

Ya... Aslında anladınız siz onu. Ama sevdiğim bir alıntı var yine de:

'Have you ever had the experience,' Leon continued, 'of finding, in a book, some vague idea you’ve had, some shadowy image from the depths of your being, which now seems to express perfectly your most subtle feelings?'

(Gustave Flaubert, Madame Bovary)

Şiir sevmem. Cemal Süreya'yı açar açar okurum.

Dün gece tekrar bu şiir! Küçükken ben de, ben de öyle yazardım günlüğüme ama illa ki yazardım, yalnız değilmişim, yalnız olmamak hem de Cemal Süreya'yla (yoksa onaltıncı louis'yle mi?) yalnız olmamak... Ne güzel.

Aslında anlamıştınız siz onu. Ben yine de anlatmak istedim. Ne olur, ne olmaz.

anonim

j'ai confience en mon propre réalité...

yazdıklarımın tamamen, yüzde yüz anonim olmasını, kimseye ben şunu yazdım dememeyi, sevdiklerimden, okuldan, kulüpten, dergiden, işten, iş yerinden, evden, İstanbul'dan bahsetmemeyi isterdim.

ama o zaman blog kişisel olur muydu? olamazdı.

en güzel yazılar hüzünlerden çıkar aslında. ya da ben şimdilik öylesini daha çok becerebiliyorum. bununla ilgili bir şarkı olsa gerekti, tabi ki var, "acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir"

yazmayacak değilim ama kendi kendime yazacağım bir müddet. nasıl biriyle konuştuğumuz şeyler sadece bizim aramızda ve bizimle kalıyor ve kimseyle paylaşılmıyor ise (paylaşılamıyor değil, paylaşılmıyor, bilerek ve isteyerek, cebren ve hile ile) benim de yazdığım bazı şeyler artık sadece benimle bir defter arasında. belirsiz bir süre, uzunca olmasını umabiliriz.

sabah kalktığımda artık fazladan uyumadığım 5 dakikalarda gecikme pahasına karaladıklarım, akşam yatmadan çiziktirdiklerim... yazdıklarım diyemiyorum çünkü daha çok çiziktirme benimkiler, elin akla yetişme çabası (belki ben bile tekrar okuyamayacağım onları?), hepsi sadece benim.

bir süre sonra buna alışacağız ve hep beraber hiç aramayacağız onları. emin olun böyle olacak, daha önce oldu. biliyorum. bildiğim gibi yapıyorum.

ha, çaptan düşecek değilim, gene üç beş yazı çıkar benden günde :) hem daha mutlu, daha huzurlu olacaktır gördüğünüz yüzüm; fena mı? ve ben aslında durduk yere birine öylesine "sevgilin olayım mı?" diyebildiğim serbestim için, ancak bu kadar tanındığım için mutluyum.

*

tamamen anonim olan bloga ne denir biliyor musunuz?

günlük.


(12 Ocak 2011, İstanbul)

Görsel: Bertrand Demee, Photographer's Choice Collection

Soyutluğu nasıl bilirdiniz?

İlkokulda "somut" kavramını öğrenişinizi hatırlıyor musunuz? Beş duyunuz yardımıyla ayırdına varabildiğiniz şeydi somut. Elimizle tutamadığımız, gözümüzle göremediğimiz vb. tüm şeyler de soyuttu. Örnek: sevgi, mutluluk gibi.

***

İç organlarınızı hissedebildiğiniz nadir zamanlarda, bir elin, onların hepsini özsuyunu çıkarırcasına sıkıyor olması hissi mesela... O el size cehennem azabı yaşatıyor olabilir ama siz ona dokunamadığınıza göre el, soyut.

Uykuyla uyanıklık arasında mırıldandığınızı sandığınız, ancak karşıdaki kişi tepki vermediğinde söylemediğinizi anladığınız laflar... Kimse duymadığına göre onlar da soyut.

Üşüdüğünü hissetmek gereken anlardan birinde camın önünde durduğunuzda, buharla birlikte dışarı verdiğiniz derin sıkıntıyı kimse göremiyor. Soyut, değil mi?

Ezberinizde kalmış, artık orada olmayan tüm kokular soyut.

Ağlayamayışınızın tuzu da öyle.

***

“Somehow she knew that you didn’t get many moments like this in your life: moments when you knew, without any doubt, that you were alive, when you felt the air in your lungs and the wet grass beneath your feet and the cotton on your skin; moments when you were completely in the present, when neither the past nor the future mattered.”

Neil Gaiman, Stardust

***

Somut, ya da concrete, beton gibi çarpsa da adamı; değerli olan, somut olan, yaşanır olan ve size yaşadığınızı -acısıyla, tatlısıyla- asıl hissettiren ne? Ateş mi daha çok yakar, yoksa...

Bildiklerinizi gözden geçirin.


(10 Ocak 2011, İstanbul)

almanlar


"Geğiriğe gülenin geğirik kadar aklı yoktur."

(Alman atasözü)

A good fucking life!

Mutluluk, soğuk yenen bir yemektir!

Anne, Baba, Aşk

Aziz Nesin demiş ki, "Seni, annen kadar sevecek ve baban kadar merak edecek hiç kimse yoktur; o yüzden kimse bana aşk'tan bahsetmesin!"

Dudağımın bir kenarı hafifçe kıvrıldı, pkıh! diye bir ses çıkardım istemsizce.

Ben dahil hiçbir şeyi tutkuyla sevmemiş insan için üzülürüm. Çok mu iddialı oldu? Peki, değiştirelim. Adı illa aşk olmak zorunda olmadan; insan dahil hiçbir şeyi karşılıksız sevmeyen, sevemeyen, sevemeyeceğini düşünen insan için üzülürüm.

Benim var. Ben birilerini kendimden, ailemden çok seviyorum, aşk değil, önemli değil, isyan da etmiyorum artık. O vakit belki de usta haklı beyler: Aşk'tan bahsetmeyebilirmişiz.

Hiçbir şeyden de bahsetmeyebiliriz. Boşverebiliriz.
Sakin miyiz? Sakiniz.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!