http://www.beyazgazete.com/dilek-onder-kadinligin-raconu-yazi-y2742.html
Tabi ki dayanamadım, yorum yazdım:
hayatımda bu kadar saçma, bu kadar aşağılayıcı bir şey duyduğumu hatırlamıyorum. sizin gibi kadınlar oldukça ne desek, ne kadar eşitlik peşinde koşsak boş!
üstüne, bu boş fikirler için para alıyorsunuz ya, ben ona yanıyorum.
"Editör onayından sonra yayınlanacak"mış. Sizce? :) Neyse, bu fikrimi ordan bir kişi okumuş olsun, eli reddetme tuşuna programlanmış bir stajyer de olsa, yeter bana.
Önemli olan bu kadının ne yazdığı da değil. Bunu birisinin yazması, birinin okuması, buna katılması, oradan oraya göndermesi; bu zırvaların kadından kadına aktarılması kaç beyin hücresinin yanmasına neden olmuştur kimbilir!
Yeterince hakkını verdim Sezar'a herhalde. Uzun zamandır neresinden bakacağımı bilemediğim bu yazıyı taşırmama neden olan bir son damla var: Geçtiğimiz hafta çimlerde otururken yanımıza gelip bana "ee askerlik ne zaman?" diyen arkadaşa veremediğim yanıt. O an tutulan nutkum sanıyorum bugün açıldı, bir şey olduğundan değil, ama bugün kendimi tam bir paçavra gibi hissediyorum. Normalden uzun çalışmak zorunda olmam bir yana, işim hala bitmedi, başım ağrıyor, İstanbul'da bile değilim, tek istediğim otele gitmek - ki tek istediği otele gitmek olan birinin ne kadar acınası bir durumda olduğunu hesaplayabilirsiniz.
Hiçbir şey diyemedim çocuğa, o da suskunluğuma anlam veremeyip şaşırdı bir an. Yanımda Sezo vardı, dönüp "abi ne diyosun sen de!" dedi. Kahramanım benim! "Niye lan, o da bizden" dedi çocuk, bana dönüp "bozuluyor musun?" diye sordu. Hiçbir şey diyemedim. "Bozulur tabi abi, büyüdü artık" dedi Sezo.
"Büyüdü artık." Büyüdüm artık. Büyümek istediğimden de değil. Bayılmıyorum.
Büyümekle ne ilgisi var?
***
Otele geldim, camı pencereyi açtım, konserve havadan gına geldi şu tırnağım kadar sevmediğim, kodumun plazasında zaten; nefes aldım! Sonra bi telefon ettim, nefesimi içime çektim iyice.
***
Büyümekle ilgisi yok, kendini değiştirmeye çalışmakla ilgisi var, aslında memnun olduğum ve içten içe farklı olduğum için mutlu olduğum bir özelliğimi değiştirmeye çalışmakla ilgisi var, değiştirsem mi bilememekle, sanki benliğimi yitirecekmişim gibi olmakla ilgisi var. Şimdi ben kendime lan demeyi bırakıp hanfendi mi diyeyim? Böyle takılıp durduğum için kafamı sikeyim diyorum, a-aa diyorum sonra, böyle küfürler ettikçe uzaklaşmaya çalıştığın şeye yaklaşıyorsun gene, ama olmaz ki kuzum?
Nasıl törpüleyeceğim bu sivri uçlarımı, kendimi kaybetmeden / kendimden vermeden?
***
Doğumgünümden sonra sanki yeterince içmemişiz gibi, son dörtlü kaldık; Kaan, Okay, Tsum ve ben, gittik Nevizade'de son açık yere oturduk gecenin ikibuçuğunda, tahta tabureli rahatsız bir yerdi işte, ve rakı söyledik. Bir küçük rakının hiçbir yerimize yetmeyeceğini bile bile söyledik.
Birilerinin takıldığı kız için "bi çakılsa rahatlayacak herhalde" gibi bir yorum yaptıktan sonra pek bi "cici kız" addedilmeyi beklemiyorum ama kendimi durduracak değilim, benim istediğim şey tam olarak şu: Ben bunu diyeyim ve karşımdaki işte bu, çak! desin, ama sonra "belki ben bilmemkime yazıyorum?" dediğimde ciddiye alsın beni, o kadar uzaklaşmış olmayayım, bizbizeyken yapılan mENSO muhabbetleri herkesin yanında yapılmasın, böyle olmasın.
Ne emmeye ne gömmeye, diyor birileriniz duyuyorum.
***
Uzattıkça çelişkim artıyor, kendimi yakıştıramadığım taraflara yaranmaya çalışır gibi hissediyorum. Sonuç itibariyle, Burcucum çok güzel çıkmışsın - sağol cnm olmayacak benden hiçbir zaman, olmasını da istemiyorum, ama bu demek değil ki "aa kıza benzemişsin" denmesi bana komik geliyor hala.
Sevdiğinin kolunun altına kıvrılıp giremeyen kim yemiş ki bu işin ekmeğini? Böyle tak diye konuşan eden, erkek gibi içen, hep bi sağlam duran, counter oynayan, ilişkisel triplerde sıklıkla erkeklere hak veren, hayatında alışveriş ve dedikoduyu bakınca görülebilecek bir yere oturtmayan, kendi gazoz kapağını kendi açan, özetle "ihtiyaç duymayan" kim yemiş, hadi göstersin birisi.
Sonra yalnızım deme bari bellatrix.
Ya öyle, ya böyle.
Bir domuz gribi nanesi çıktı başımıza, öpüşemez, sarılamaz olduk. "Zaten biz fazla öpüşen bir millettik, iyi oldu" dediğinizi duyar gibiyim ama HAYIR! İyi filan olmadı; sevdiğimiz insanlara sarılamıyoruz yahu korkudan.
Benim gibi fiziksel temas insanları için daha sevimsiz az durum vardır herhalde...
///
İki tip insanın işine gelmiştir bu durum:
1- Aslında çok samimi olmadığı ama işte Facebook'tan eklemiş, normalde öpüşüp öpüşmeyeceğine emin olamadığı insanlarla karşılaşan insan grubu. Domuz gribi bu durumlarda öpüşmemek için iyi bir bahane oldu, "ama domuz gribi işte ehi mehi" deyip geçiştirebiliyoruz. Hayır öpmek mesele değil de, o ne yapacağını bilememe gerginliğinden kurtulmak güzel. Hepimiz bu ilk gruba gireriz zaman zaman.
2- Erkekler.
Erkeklerin 90%ının hemcinsleri yanında canayakın görünmek istemedikleri, klinik deneylerle kanıtlanmıştır.
Özellikle de etrafında tanıdığı başka erkekler olan erkekler, birbirlerini mükemmel işleyen bir kısırdöngüye sokarak alabildiğine az temasta bulunmaya çalışır arkadaşlarıyla; karşı cinsten olsun veya olmasın.
Kendim de bir erkek grubu (mENSO) üyesi olduğumdan ve prensip olarak erkek davranışlarına daha yakın durduğumdan, yeterince gözlemleme fırsatım oldu erkekleri doğal ortamlarında. Olay nedir bilemiyorum ama, başbaşayken size gayet yakın ve sevimli davranan, yanağınızı sıkan, kolunu omzunuza atan veya ağlamanızı, sızlamanızı dinleyen erkeklerin hepsi, bir erkek grubunun ortasında sizinle kaldıklarında "aslında umurumda değil ki bu" der davranışlarıyla. Hatta bunu öyle bir gösterme çabasına girerler ki, yani direkt bunu söyleseler daha az dikkat çekerdi, diyecek olursunuz.
Sinir oluyorum ama aslında suçlayamıyorum (hani "anlıyorum" ya), threshold'u geçen testosteron miktarının getirdiği bilinçsiz davranışlar bunlar. Buna "Hadi leen!" diyen erkeklerin bir dakika durup davranışlarını gözden geçirmesini istiyorum; ey erkekler, bunu lütfen yapın. Haklı olduğumu göreceksiniz :)
Peki geri kalan 10% ne oluyor, derseniz, onlar da tamamen straight oldukları halde gay damgası yemek ile, kıkırdamalar eşliğinde "kız dostu" olmakla suçlanmak arasında çeşitli cezalar alırlar hemcinslerinden. Bu ağır cezaların altında birazcık kıskançlık vardır bence (Bence dedim, üstüme gelmeyin!)
Sonuçta, tamamen eşit olduğumuzu iddia edemesek de yaşamak için bazal ihtiyaçlarımız aynı; manevi ihtiyaçlarımız da aynı olmalı çoğunlukla, haksız mıyım?
Kaybolmayan sevecenlik istiyoruz!
(16 Kasım 2009, İstanbul)
(Bu yazı, başlığın hatırına Askı'ya ithaf edilmiştir:))