... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Bir yıl geciktin be müdür!

Bugün bi toplantı düştü takvimime ve ben öylece baktım. Sonra güldüm kıs kıs. Neye güldüğümü sordular, aklıma bi fıkra geldi dedim. Sonra Rize fıkrasını düşündüm. Yine güldüm kıs kıs.

Şimdi bana çok eski gibi gelen bir zamanda, bir sürü, bir sürü insanın arasında yan yana düşmüştü isimlerimiz bir kere daha. Aklım çıkmıştı, kalkıp dolaşmıştım ofiste heyecanla. Halimi bilen iki kadına büyük harflerle, 25+ fontlarla bir şeyler yazmıştım.

Şimdi ise başbaşayız toplantı isteğinde. Bir sen, bir ben, bir de müdür. O müdür ki toplantıyı ayarlayan, ne diyeyim; bir yıl geciktin be müdür!


(03 Kasım 2010, Ortaköy)

kalbinin cephesi kadifeden

metus'a teşekkürler...

"Onun zayıfları tutmaya olan eğilimi sonradan gelişmiş değil, doğuştan. Futbol maçı seyrederken bile dayanamıyor, gidip kaybeden takımı tutuyor. Elinde değil. Kalbinin cephesi kadifeden. Bir de isim verdim bu karaktere: Yunus. Kimi insan Yunus gibidir, doğuştan haksızlığa gelemez. Sadece kendisine yapılana değil, bir başkasının uğradığı haksızlıklara da. Cız eder içi, burnunun direği titrer. Kavga görse bir koşu ayırmaya gayret eder. Kimi insan eldivensiz dokunur dünyaya. Sırf bu yüzden diken daha çok kanatır, ateş daha çok yakar."

Kıyıda köşede kalmış şeyleri sevdiğimi söylerdi eski sevgilim. Kara kediler. Brokoli. Koala. Schöller'in yoğurtlu dondurması (bunu okulda bir tek ben tüketiyordum).

Bir şeyi biri istemezse, benim isteyeceğim ya da en azından ona sempati duyacağım kesin gibiydi.


Kavga görsem ayırmayabilirim bak :) Hatta olsa da izlesek demişimdir onca kez. Ama başkasının uğradığı haksızlıklar için -gereksiz yere belki- sivrilmişliğim çoktur. Kötü anlamda sivrilmişliğim tabi, dilimi tutamayıp. Diken gibi.

Benim nasır olacağını sandığım şey, kadife miymiş meğer? Keşke kendimi, kalbimi Elif Şafak kadar romantik betimleyebilseydim...



(03 Kasım 2010, İstanbul)

Yazının tümü için buraya.

Ye Dua Et Sev Evlen Çocuk Doğur Öl

"Ye Dua Et Evlen" diye bir kitap gördüm yeni çıkanlar arasında, bildiniz mi, "Ye Dua Et Sev"in devamıymış.

Sex and the City'yi yerden yere vuran ama bunu seven kitle var ya; işte onları pek samimiyetsiz buluyorum, yalan değil. Bir hayat tarzıysa kakalanmaya çalışılan, e iki taraf da yapıyor bunu (ayrıca bunu Apple da yapıyor ama hepiniz iPod kullanıyorsunuz yine de, yalan mı?) Bir tanesi Javier Bardem'e, Ferrarisini Satan Bilge kafalarına, kişisel gelişim/otokontrol şekillerine oynuyor; diğeri kadınsal ilişki triplerine.

Hangisi daha samimi allaseniz?

Ye Dua Et Sev'in konusunu okuyup fragmanını izledim. Filme gitmedim (anneyi götüreyim diyordum ama kardeşten ağır veto yiyince kaldı). Film nasıldı diye sordum giden bir arkadaşıma, "valla bilmiyorum ama o kadar çok şarap içtiler ki bizim de canımız istedi" diye cevap verdi. Özeti bu yani. Başrolde "Acılı bir boşanmanın ardından toparlanmak için İtalya'ya, Hindistan'a, oradan da Bali'ye giden bir kadın..." Allah herkese böyle boşanma nasip etsin. Sonracıma efendim bilmemkimle çıkmaya başlamış da mürit olmuş, o manastırda bu manastırda kalmış, kendini veya hayatın anlamını keşfetmiş, mutluluğun resmini çizmiş ya da artık her neyse... Ee, bize söyledin mi ne keşfettiğini? Yok. Ah, bayılıyorum bu konusuz konulara!

Sevmiyorum arkadaş, kişisel gelişimli, kendini bulmalı kitapları sevmiyorum. Reikinin beni şimdiye kadar inanmadığım şeylere inandıracağına, pozitif düşünceyi kuantum kitapları hatmederek hayatıma sokacağıma inanmıyorum. Metal bıçakla marul kestiğimizde vitamininin kaybolacağına inanırım bir tek ben. Gerisi fasafiso.

Asıl şaşırdığım konuysa bu kitap çok okundu diye hemen evlilik kafalı bir devam kitabı yazmak. Ya, bırakın kadın hayatını yaşasın lan?! Neden hemen everiyoruz bi önceki boşanmanın acısı geçsin diye dünyayı gezen kadını?

Vallahi içim sıkılıyor. Bence siz bunu bırakıp Tibet'te Yedi Yıl'ı izleyin. İyidir.

(03 Kasım 2010, İstanbul)

Salad Fingers

Pek sezaryen bi videolar dizisi olan Salad Fingers'ın bir bölümü...



Bizi bu karakterle tanıştırıp gerim gerim gerdiği için Derin'e teşekkürler.

Ters!

Adamların yolları, paraları, aksanları, ölçü birimleri, prizleri... hatta otobüs durakları bile ters!

Tüm dünyanın bu herbişeyiters memlekete göre saat ayarlaması nasıl bir ironidir?



bellatrix's dilemma

Öğle tatilinde porno film muhabbeti çevirmek
küçük bir hamle
veya
büyük bir hata
olabilir.

Amaaan, neyse.

Ode to eski sevgili

_ Naber kuzen? Aa pardon yaa, artık kuzen değilsin sen.

Eminim kuzenin "abi direkt kuzen deseydin daha normal olurdu" deyişi sana yetmiştir ama, yok, bana yetmedi. Bu mizanseni kurguladığın ve bu repliği yarattığın için bu yazdıklarımı hak ettin eski sevgili.

Bak şimdi; benim için hiç anlamı olmayan o fotoğraf salonumuzun orta yerinde duruyor. Hiçbir zaman "yak bütün fotoğrafları / ona ait bütün eşyaları" insanı olmadım, o yüzden kuzenime bir fotoğraf hediye etmene diyeceğim yok. Kuzenimle kahve içmene de tabi ki diyeceğim yok. Hatta genel olarak hiçbir şeye diyeceğim yok; her şey alabildiğine normal, rayına oturdu artık... diyordum, ta ki yukarıdaki cümleyi duyana dek. Benim kulağıma geleceğini bilerek sarf ettiğinden adım gibi eminim.

Fırsat olursa bunları yüzüne de söyleyecek olmanın rahatlığıyla diyorum ki: Kasıtsız kompozisyon sensin, simgesel öğeler de sana girsin.



Rebel Moves'dan benim için geliyor: Oh be!
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!