... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Müslüm Gürses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müslüm Gürses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Vazgeçtim

_ Birinden vazgeçmek nedir anne?

_ Bir vakitler ilgili ilgisiz her haltı onunla özdeşleştirip bunu söyleme ihtiyacı hissederken, bir gün direkt olarak onunla ilgili, onu etkileyeceğini veya ilgileneceğini bildiğin şeyleri bile söylemekten kaçınmaktır yavrum.

Hakkında her şeyi duymak istiyorum diyen Nil gibi oldum bir süre. Sonuçta bir sürü gereksiz şey biliyorum, bir sürü ayrıntı; bunları bilmek, fark etmek, keşfetmek beni mutlu ederken aynı anda da ufak ufak canımı acıtıyor, çünkü Nil'in atladığı bir şey var ki her bir ayrıntıda yüzüme vurulan, Sezen Aksu daha tecrübeli olduğu için olsa gerek, bilmiştir; Müslüm Gürses de çok güzel söyler onu...

hiç tanımaz elim ellerini, bilmez yüreğim, bilmez yüreğini

Dinle.

(21 Eylül 2011 ~ 06 Şubat 2012, İstanbul)

Onsuz Olmaz.

Bülent Ortaçgil ile Teoman'ın "Konser" albümünü aldım. Eylül Akşamı'na tav olup aldım, olabilir, doğru. O şarkıdan başladım dinlemeye. Beşinci şarkıya geldiğimde şunu düşünüyordum:

Sensiz Olmaz'ı...
Bülent Ortaçgil söyledi.
Bülent Ortaçgil ve Teoman beraber söyledi.
Levent Yüksel söyledi.
Emre Aydın söyledi.
Birsen Tezer söyledi.
Jehan Barbur söyledi.

Sensiz Olmaz'ı -kim bilir- canlı müzik yapılan kaç sağlam veya sikko barda, kaç şöhret olmaya çalışan genç ve kim bilir kaç hektar çim üstünde gitar çalan kaç üniversite öğrencisiyle onların eşlikçileri söyledi.

Ama kimse, Sensiz Olmaz'ı Müslüm Gürses gibi söylemedi.



Şu filmi de tekrar izlemeli.

naçizane: Yorum Farkı

Akor basabilmenin virtüözlerce gitar çalmak olarak kabul edilmemesi gibi, iyi bir kulağı olması ve bir şarkıyı (özellikle de daha önceden bilinen bir şarkıyı) hep, aynı daha önce duyduğu şekilde söyleyebilmesi de iyi şarkıcı veya iyi yorumcu yapmaz bir insanı. Olsa olsa iyi bir kareokeci olur o.

Benim kulağımın da iyi olduğunu söylerler küçüklüğümden beri, teyzemle eniştem 40 yıllık koristler olduklarından sözlerine güveniyorum. Gerçekten de, yanlış bir nota duydum mu anlatım bozukluğu görmüş gibi irkilirim. Sesim güzel değil, haliyle bana daha da güzel değil (sesini videodan duyduğunda "benim konuşmama nasıl tahammül ediyorsunuz?"diye şaşıranlardanımdır evet) ama yine de şarkı mırıldanırım tabi. Hep öyle doğru, ama hep öyle aynı mırıldanırım şarkıları.

Geçenlerde Müslüm Gürses dinlerken aklıma geldi bu. Tutamıyorum Zamanı çalıyordu, ben de eşlik ediyordum. Bu şarkıyı Okay çok çalar ve biz de çok söyleriz, hem herkesin bildiği bir ortam şarkısıdır, hem de -kabul edelim- Kenan Doğulu'nun iyi şarkılarından biridir. Bu şarkıyı Okay çok çaldığı için ve biz, yani Okay'ın kuzen ve Sezo eşliğinde Okay'a eşlik eden tayfa, birbirimizi şarkının kaçıncı tekrardan sonra biteceğini tereddütsüz bilecek kadar tanıyan adamlar olduğumuz için, hep aynı şey olur: "Kal, gittiğin yerde mutlu ol" dizesi, ikinci nakaratın ikinci tekrarında çığırırcasına söylenir, "mutlu ol"un üstüne basa basa. Kenan da böyle mi yapıyor emin değilim, ama bizim tarzımız bu oldu ve Müslüm nasıl sakin ve dümdüz mutlu olmamızı isterse istesin, ben bu şarkıya Sezovari eşlik ediyorum ben yalnızken bile.

Eylül Akşamı'nı dünya yakışıklısı Mehmet Günsür'den değil, Bülent Ortaçgil ve Teoman'dan, canlı konser kaydından dinlemeyi severim ve o kadar çok dinlemişimdir ki, Teoman'ın başta yaptığı konuşma bile geçer kafamdan onunla beraber: "Hatta bir önceki İstanbul konerinde..."

Geçenlerde Alev Alev'i söylerken arabada kendimi, "kendimi arıyorkenh" diye inlerken buldum Feridun Düzağaç gibi.

Bir de, dün Levent Yüksel'in ilk albümünü aldım, uzun zamandır aklımdaydı. Neredeyse tüm şarkılarını hala dinlediğim nadir albümlerden olması almama yeterdi zaten de, CD'si var mıdır onu bile bilmiyordum. Malum, kaset çocuklarıyız. Hem Levent Yüksel'in o papyonlu halinin bir CD kapağı üzerinde durabileceğinden dahi emin değildim, teknoloji reddedebilirdi bu kılığı.

Her neyse, sonuçta CD'yi aldım, baştan sona dinledim ezbere bildiğim şarkıları. Kadınım'ı dinledikten sonra durup bir de Yüksek Sadakat'in yorumuyla dinledim aynı şarkıyı. Onno Tunç Şarkıları'na özenilerek yapılan başarısız Uzay Heparı re-albümünde dinlenebilir bulduğum tek şarkıdır Yüksek Sadakat - Kadınım. Hatta hakkını daha çok verirler şarkının bana kalırsa, daha iyi bilir gibidir onlar "sevdin mi gerçekten ah, seviştin mi?" sorusunun cevabının "çatır çatır" olduğunu ve bu yüzden olacak, Levent Yüksel gibi sırf üzgün söylemezler şarkıyı. Bir devam filmi olmakla kalmayıp, daha hırslı, daha öfkelidirler.

Sonuç itibariyle efendim, yorum farkı sadece bir televizyon programı değildir.
İyi denebilecek bir kareokecinin tespitlerini dinlediniz.
Esen kalın.

Neydim, ne oldum.

Eskiden midye yerdim, hem de ne biçim!
Hardaldan hiç hazzetmezdim (hala da acı hardal yiyemem ama).
Kabak tatlısını çok severdim, kadayıfı oldukça.
Küçük Prens'ten bir şey anlamazdım. Öylesine bi kitaptı, yani, ne ki?
"Kamikaze'ye kesinlikle binmeyecek"tim işte!
Rakı içmeyecektim, çünkü annem anason sevmezdi. Sonraları, aşık olduğum rakının yanında sadece su içerdim. Şalgam mı? Asla!

Mor ve Ötesi, Şebnem Ferah'ın yanında bir hiçti.
Duman da Athena'nın yanında.

Bir vakit "ilaç şirketleri aslında kanserin çaresini bulmuş ama daha çok ilaç satmak için özellikle söylemiyorlarmış" denirdi. Bir vakit ben de bunlara inanırdım, olabilir derdim, çok mantıklı, hıhıı. Sonra işin içine girdim, "yok lan, olur mu öyle şey?" dedim. Sonra işin içine battım... Aa, kanserin çaresi bulunmadı ama aa, bu arada kim bilir başka nelerin çaresi bulunmadı. Ne projeler çöpe gitti belki o an patenti bitmemiş olan ilacı olabildiğince satmak uğruna; ne projeler, bilimadamı siz olsanız kafanıza çoktan sıkacağınız cinsten... O halde olabilir, hıhıı, mantıklı.

Fikrimi değiştirdim. Fikrimi tekrar değiştirebilirdim, değil mi?

Ha, bir de arabamda tek bir şarkıcının iki albümü birden var.
Oysa eskiden Müslüm Gürses de dinlemezdim.


(11 Haziran 2010 İstanbul - 13 Aralık 2010 Adana)

Sensiz Olmaz

Müslüm Gürses Sensiz Olmaz'ı da söylemedi ama onlar söylediler, peki ben ne yaptım, telefonla konuştum, hem de yarım saat boyunca, cık cık cık, hiç olmadı hiç.

Bağış'ı göresim geldi, mesaj attım o gece. Aradı geçenlerde. Öylesine ilk arayışı, uzun zamandır. Bakar'a gidip oturmak istedim; hatta o bile değil, labda otururken kafamı omzuna yaslamak istedim.

Kaybettiğine çok üzüldüğün ve hakkında konuşup durduğun ama kimsenin arada kalmamak için dinlemek istemediği fakat senin hep hakkında konuşmaya devam ettiğin birini "geri" kazanmak çok güzel.

Umurumda olmadan şarkı söylemek istiyorum; tadı damağımda kaldı her zamanki gibi, Okay gelsin bi gitar çalsın şurda, kuzenle Sezo söylesin, tamam ya çilek de söylesinler ama yeter ki onursuz olmasın aşk, bi de, koy koy koy koy koy arkasından, doldur bak efkarlandım yine bu gece, Allah be!

Seviyorum ama kimi veya it's just a little crush.

Purgatario

Yatağımı özledim.

***

Yalnız olmak ne kadar ürkütse de, kişi bazen mutlak yalnızlık istiyor. Bilmemkaçıncı...yok onu boşver, kalabalıkta yalnız olmak değil, tek başına yalnız olmak, bir başına, kimse olmadan.

Ve bazı köşeler (rahat) batıyor insana.

***

Dün?

Yükseldik, o kesin. Ama cenneti gördük diyemem. "Aman yesinler yesinler şeker yesinler / şu kız şu oğlana yanmış desinler" tadında da bitirmek istemezdim. Ne oldu benim Nilüfer'im?

O söyleyecekti, ben bir güzel ağlayacaktım. Yerim bile belliydi, uzak.

Bi daha!, bi daha! denecekti. Bi daha olacak, öyle bitecekti ve biz o gece artık birbirimiz hariç kimsenin müziğini dinlemeyecektik. Ve ancak ondan sonra sen gelip bana şirinlik yapacaktın. Sonra ICAMES'in son gecesinde İtalyanlar ve Okay'ımın gitarıyla bir efsanenin geleneğini yerine getirirken orada olacaktın ama hep olacaktın, sonuna kadar ve benim için olacaktın.

Bu bakış ne, ben o işlerden hiç anlamamlar ne, ben paranoyak mıyım, bu mu?

Öte yandan, ben uzaklaşamıyorum, demirler parmaklık olmuş çevremde, kaçamıyorum; o gidiyor ben duramıyorum (ne orada ne burada duramıyorum son zamanlarda). Adımımı atacağım yerler kapsama alanı dışında, Nilüfer çalmadı diyorum beni kimse anlamıyor, bi bilgisayar bulsun bana birisi, yemin ediyorum yazı yazacak halim yok, şarkı açıcam sadece.

***

Bişi diyim mi, herkes her zaman en çok istediği yerde ve herkesin hakkı var buna. Bu adalet canımı acıtıyor,
gerçekten,
çok,
acıtıyor.
***

O değil de, sonunu bardağa boşalttığım sütün kutusunu, 4 gün önce kestiğim kulakçığı ile birlikte attım çöpe. Çoktan değişti her şey; bazı şeyler hiç ama hiç değişmez.

Bazı şeyleri, elinle koymuş gibi bulmak (geri bulmak) güzel.

***

Evimi özlemişim.

(Başlık çok eski -teşekkürler Dali-, içini 15-16 Mayıs 2010'da, yolda doldurdum)

Nilüfer.

Cumartesi gecesi Studio Live'a Pin-Up dinlemeye gittik. Neden, çünkü basçısı kuzenin arkadaşıymış. Yoksa ne Gripin'ler, ne Pinhani'ler çıktı da gitmedim ben Studio Live'a. Yani.

Pin-Up iyi besteleri olan sağlam bir grup bu arada tavsiye ederim, mekanın benim kulağımı dahi tırmalayan rezil ses sistemine rağmen kızlar ellerinden geleni yaptılar. Kendilerini önceden tanısaydım imajları konusunda bir öneride bulunabilirdim: Keşke posterlerde kendilerini Powerpuff Girls gibi göstermeselermiş, çünkü sahnede şöyle bir şey göreceğinizi sanarak, biraz temkinle giriyorsunuz içeriye:

her girlband'in başına gelebilecek bir hadise... kaçınmak lazım tabi

Neyse sonuçta bir şarkısını yine kuzenin gazıyla izlediğimiz Disko Kralı'nda duyduğum bu grubu dinledim, ne söylediklerini daha çok anlayabildiğim bir şekilde (bkz. mp3) tekrar dinleyeceğim mutlaka. Ve fakat, kendileri Allahın Cezasııııı diye bağırıp çağırdıkları çıkış şarkılarının (dnlynz) ardından, tanıdık bir cover çalmaya karar vererek psikolojimi altüst ettiler: Nilüfer.

Bu şarkının bendeki etkisi neye dayanıyor, bilmiyorum. Hiç kendimi özdeşleştirdiğim bir şarkı değil, kimseye ithaf edemem bu şarkıyı, böyle serzenebileceğim kimse olmadı hayatımda.

Belki de tam tersidir.

Bu mudur yani. Grup Gündoğarken'den Hayallerimi Bırak da dinleyemiyordum bu yüzden. Şöyle söz mu olur allahaşkına ya, bunu dinleteceğine evire çevire döv adamı (beni), daha iyi.

Bir roman kahramanı kadar güçlü değilim / Biraz daha durursan ağlayıp yalvarabilirim / Arkanı dön ve sakın, sakın bakma geriye / Acı çektirmeyi sevmezsin, bilirim

Bunu dinleyemiyorum. Ama Nilüfer'i kendimi uyuştururcasına dinliyorum. Ertesi gün hemen gidip CD'sini aldım, uzun zamandır aldığım ilk CD olabilir.

Zamanın eli değdi bize / Çoktan değişti her şey / Aynı değiliz ikimiz de...
Zaaflarına bir gece / Hatalarına bir nilüfer / Sevgisizliğine bir kalp verdim
Artık geri ver / Geri veremezsin aldıklarını / Artık geri ver / Geri verilmez hiçbir yanılgı
Yokluğuma emanet et / Sende benden kalanları
Her şeyi al / Bana beni geri ver / Bir şansım olsun
Başka yer, başka zaman / Sensiz ömrüm olsun

Yaktınız beni Müslüm Gürses ve Murathan Mungan; el ele verip yaktınız beni.

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!