Hayır, mekanda canlı müziğin, yani eğlencenin başladığı saat 11:30 civarı iken bizim oraya erken gitmemiz nişanlanan, nişanlanacak olan veya bir gün nişanlanırız diyen bazı çiftlerle karşı karşıya gelip nişanlardan bahsetmemize neden oldu. Geri kalan insan grubu da nişanlanmıyor olmanın üzüntüsü ile rahatlığı arasında gidip geliyordu.
e tabi...
burası da kaçış (orada öleyim mi?)
şuraya...
yatcaz kalkcaz sonra...
ve çıkarıp onu yerinden,
sal uzağa.

"Resolution #1: Uggg - will obviously lose 20 lbs. #2: Always put last night's panties in the laundry basket. Equally important: will find nice sensible boyfriend and stop forming romantic attachments to any of the following: alcoholics, workaholics, sexaholics, commitment-phobics, peeping toms, megalomaniacs, emotional fuckwits, or perverts."
30 Aralık’ta, kalkmam gereken saatten 2 saat önce zank diye uyandım. Normalde aşırı mesane basıncı hariç top atılsa uyanmayan biri olarak, 03:14’te zank diye uyanınca alt üst oldum bir miktar. Kalktım, evin içinde anlamsızca dolaştım, pencereyi açıp dışarı baktım ve ısınmak için yatağıma geri gittim.
Bundan takriben 19 saat sonra, artık gecenin bir vakti denecek bir saatte, yorucu ve yarısından çoğu boş geçen iki günden sonra eve dönerken Yani’yi bile bağırarak söyledim. Ağzım dolu olmasaydı o saatte E5’te nedensizce var olan trafiğe küfrediyor olabilirdim. Eve gittim, duşa girdim. Girmeseydim, eve dönene kadar aklımda olan şeyi yapıp, Vec’in getirdiği şarabı kafama dikecektim. Her iki halde de, öylece durup “orospu çocuğu… orospu çocuğu… orospu çocuğu…” diye boşluğa saydıracaktım nasılsa.
31 Aralık’ta şirketin tozlu koridorlarında, hala orada oluşumuzla alay edip gülerek uzaklaşanların gürültüsü hariç koyu bir sessizlik hakimken, yılın son gününde saat üç buçuğa kadar toplantı ayarlayan ve korptrıt hayatın gerektirdiği eğitimler hakkındaki tercihlerimizi eleştiren patronu dinledik. Bu sefer pek konuşmadım, konuşmanın, açıklamanın veya fikrini beyan etmenin sözlükteki tek karşılığının bahane üretmek olduğunun iddia edildiği bir masadaydık.
Dönerken, hiç ilerlemeyen bir trafikte ters şeritten yardırıp beni iki kez sollamaya çalışan, sonra da arabama vuran kamyon şöförüne bağırdım. Bas bas bağırdım hem de, ama o da bana bağırıyordu, “gir arabana çıkmayayım üstüne şimdi” deyince “çık ulan! Gel çık erkeksen” dedim. Dönüp giderken Blendax reklamı gibi kafasını aynaya çarpınca, ona kendim vurmuşçasına rahatlayıp içimden boşluğa “orospu çocuğu… orospu çocuğu… orospu çocuğu…” diye tekrarlamak suretiyle arabaya bindim.
Bugün işe gitmenin tek, pardon iki iyi yanı, evde olmayan önemli gibi bir materyalin şirket tarafından bize hediye edilmiş olması ve bu sene pek gönülsüzce katıldığım departman içi hediye çekilişinin sonuçlarıydı. İnsan keyifsiz bile olsa hediye almak ve vermek süper bir şey yav :) Yeni yılda daha çok hediye almak istiyorum. Aslında, yeni yılda birçok şeyi daha fazla yapmak istiyorum… En'lere ve listelere inanmadığım gibi, new year's resolution'lara da inanmam. Gerçekleştiremediğimi bildiğimden inanmam belki de? Bilmiyorum. Fark etmez. İnanmam, ama yine de birkaç niyetim var bu yıl için.
Yılbaşı gecesi için bir tercih yaptım bu yıl, bayağı önceden de sözünü verdim. Çoğunlukla bencilce bir tercih değildi. Bir yerde herkesin arkadaşı olmak istedim. “Sen aslında şunun arkadaşıydın”ı duymak istemedim, aslında arkadaşı olduğum insandan daha fazla beni yanında görmek istediğini belli eden tatlı insanlardan. Bunca zaman sonra aslında kimin arkadaşı olduğumu kimse hatırlamıyor olmalıydı. Veya, bunca zaman geçtiği için, aslında kimin arkadaşı olduğumu benim hatırlıyor olmam gerekirdi.
Aslında değil, asıl arkadaşlıklar olsun. Niyetlerimden biri bu. Bir diğeri, kararlarımda daha kararlı durmak.
Bir diğeri de, orada ben olduğum için uyumayı erteleyecek, ya da benimle uyuyup uyanacak biri. Bir ritim. Bir nefes.
Ha, bir de daha çok yazmak. Hala çok güzel anılarım, çok güzel hikayelerim var. Kars’ta bile olsa yeni yılda bana ilham dileyen metus’la barıştım mesela bu yıl. metus’u severim, bana ICAMES 2004’ü hatırlatır; hayatımda mutsuzluk zerresi bulunmadığını apaçık hatırladığım anı ve en çok eğlendiğim zamanlardan birini. Ve Sezai. O, en iyi yazılmışını değil belki ama, en güzel öyküm olmayı hak etti.
Ama bu yıla daha fazla bulaşmak istemiyorum. Kalan ne varsa, hepsine kalbimden temiz bir 2011 sayfası ayırdım. Her yılın ilk okul günü gibi özene bezene yazılsınlar diye.
Piyango Gaziantep’e çıksın efendim; küçük değil, bir yarım bir çeyrek hesaplar peşindeyim.
Keyifli yıllar… ŞEREFE!