... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

mazeret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mazeret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

şemsiye tutacağı

Galiba ben hiçbir zaman "abi benim sevgilim yarın bilmemnereye gidiyo, o yüzden seninle şu zaman buluşabilirim" diyecek; aklının bir köşesindeki ajandayı bu şekilde kontrol etse de, bunu açık açık söyleyecek bir insan olmayacağım.

Bu durumda bana kimse "lan ben züğürt tesellisi miyim, dış kapının mandalı, şemsiye tutacağı, makarna süzgeci miyim?" dercesine gülmeyecek.

Ondan sonra da ben kimseyi, bana kızmak için sürekli bir bahane bulmakla itham edemeyeceğim.

///

Bu iki oldu. Kızmak için bahaneye ihtiyacım var sanki. Şimdiye kadar üttüklerim yeter, en çok bahane bende var.

EN
BİRİNCİ
BENİM.


Kayıtlara geçsin.

eksik bir bellatrix mi var...


Şarkıdakinin aksine, bazı yerlerden eksik kalmak istiyorum ki gökyüzü ciğerime dolmasın. Mesela bir doğumgününden eksik kalmak... Öyle bir adam var ki hayatımda, onun kırk yılda bir (ya da otuz yılda bir diyelim, gerçek olsun) kutlamaya karar verdiği bir doğumgünü, beni aşağıdaki insan türlerinin tümüyle bir araya getirebiliyor:

- Dostlar
- Tanıdıklar
- Ortaya karışık kızlar ve onlara yazmaktan başka gayesi olmayan muhabbetsiz adamlar
- Eski yavşak, yeni evli takımı
- Eski sevgili
- Eskiden sevgili olsun istediğim adam
- Eski dost (Eski dost, birbirine zıt iki anlam barındırır. Bazen ikisi iç içe geçer, birbirini de götürmez, ortada kalakalırsınız. Ben burada çirkin olan tarafa meylediyorum.)

Taşınmak, eksik kalmalar için iyi bir bahane olabiliyor.

naçizane: WTF?!

Bir alışkanlık var bizim meslekte, daha önce yapılmamış her şeye NTF yazıyoruz. NTF dediğim, Note to File. Bir yazıyı neden iki kez gönderdiğimize dair NTF, yazım veya tarih hatası için NTF, ona buna NTF.

Bu hikayede zurnanın zırt dediği yer benim için şu: "Yaptığımız inceleme sonucunda bu dökümanı bulamadık." demek için NTF yazmak. Ulan. Bulsaydın? Bu bir özür mü, bahane mi, yoksa yapamadığı veya vaktiyle yapılmayan işi karşındakinin gözüne sokmak mı?

Bana kalırsa, ki meslektaşım Derin de bana katılmaktadır; her şeyin en başında tek bir NTF yazmak gerekir: "Bu çalışmanın arşivinde bir sürü dökümanın eksik olacağını şimdiden kabul ediyorum", imza, tarih.

O da olmuyorsa, bunca saçma şey için olsa olsa WTF yazmak gerekir, soru işareti, ünlem.

wicked game

Hiçbir zaman ilgilenmeyeceğim, hatta dönüp bakmayacağım adamların benimle ilgilenmeyişlerine bozulma, hatta o bile değil, bahane uydurma tuzağına düşüyorum yine.

"Mazeret" diye arasam çıkar da şimdi enerjim yok, böyle bir şey demiş olmalıyım daha önce... Mazereti yok işte, sadece yeterince hızlı yüzleşemiyorum benimle ben olduğum için ilgilenilmediği gerçeğiyle. Bir de tüm adam gibi adamlara, sadece çok güzel / sıfır beden / sarışın-esmer gibi belli bir model kız peşinde koşmayı yakıştıramıyorum da ondan olacak. Tamam çok dinledim bu muhabbetleri ortam çocuklarından, ama herkesin bu kadar boş olduğunu sanmıyorum.

Ukalalığım, insanları iyi tahlil ettiğimi iddia edecek kadar abartılı değildir ya, yine de kendimi yanına yakıştırdığım insanlar konusunda fikr-i sabit olduğumdan uzuuuun sürüyor atlatmam her şeyi; her hoşlantıyı diyebiliriz Tülin'in tabiriyle (bkz. Tülin ile Caner). E hemen "sıradaki!" diyemediğim için de bir yerde "neden olmuyor?"lara girişiyorum, halbuki biliyorum ki neden olmadığına isyan edecek kadar çok adayım olmadı henüz.

Halbuki işler böyle yürüyor şimdi. Herkesin "arkadaşının arkadaşı" birtakım tipler giriyor hayatına, herkes ilk bakışta mimlediği birkaç tipe mavi boncuk dağıtıyor, sonra bakıyor ki kiminle muhabbet etme fırsatı doğduysa, kim daha kafaysa, kim kendisine boncuğu iade ediyorsa ona yöneliyor, feys'ten ekleme nanesi, twitter'da takip etme nanesi, bir AVM'de kahve nanesi, oluyor mu tamam, olmuyor mu, sıradaki!

Sonra eve gidip diğer alternatifi feys'ten eklerken arkada "her şeyi yak" çalıp eşlik ediyor; hatun da ne yazmış beh diye şaşırıyor millet. Hadi be?!

***

İçimde biri varken kafamı kurcaladığında biri, kendimi aldatan kadın addediyorum. Böyle bir şey var mı? Eski kafalılığım bana eski, yaşlı hissettiriyor.

***
Uyanamıyorum, uyanabilecek gibi de durmuyorum. Uykumda konuşmama da alışın, rica ediyorum.

Eksik(lik) Yazı(sı)

Telefonu kapat, kendini yine eksik hisset. Üşü. Sırtına bir battaniye alıp, koyduğun salak filme bakmaya devam et. Canın sigara istesin, savuştur isteğini çünkü aslında canın zehirlenmek istiyor. Sehpanın üstündeki kadehe bak, bak öyle ama kolunu kaldırıp alacak takatin olmasın. Filme bakmaya devam et çünkü bırakamazsın yarısında.

Hiçbir şeyi bırakamadın yarısında. Gerekti, ama silkelenemedin.

Uyumaya bile halin yok, değil mi? Uyumadan önce yapacağın şeyler mi gözünde büyüyor, dişini fırçala, makyajını sil, kültablasını boşalt, kapıyı kilitle, kombiyi kapat... Of. Kalkama yerinden. Keşke seni yatırıp üstünü örtse biri, elini tutsa, sarılsa, uyuyana kadar da yanından gitmese.

Kimse yok.

Herkesin ne kadar çok bahanesi var değil mi herkese karşı? Senin de var, yok mu, bahane demeyelim de mazeret işte. Beğendiğin bir adamın çocuğu olmuş; evli miydi ki? Fark etmemişsin,

neyi fark edersin,
ne fark eder?

Mazeretlerin hep hazır, savunman ya onlar aynı zamanda... "Çünkü o arkadaşımın kankası da ondan", "çok yakın çalışıyoruz, ondan", "zaten soğuk nevalenin tekiydi", "it's just a little crush". Tabi.

Yüzleş: Hiçbiri seninle ilgilenmedi.

Uçurumun ağzında, ikiniz arasında seçim yaptıracak olsalar gözünü kırpmadan "o" diyeceğin adamlara sayfalarca döşenmek istiyorsun; "neden?" diye bağırasın var böyle onlara vura vura. Öyle bir var ki, o kadar olur.

Ama yakışmaz sana.

Filmden bık, tam o sırada film bitsin.
Tepedeki Çimenlik'i aç, dinle.
Dizlerini karnına çek, küçül, ufacık ol, vazgeç birdenbire, her şeyden vazgeç.

Uyu.

(16 Nisan 2010)

M.V.A.B.

Uzun zamandır hak ettiğim gibi güzel bi döşenicem kendime ama öncesinde, bir sahne anlatmam lazım.

***

Bridget Jones'un Günlüğü'nü okuyanlar (okuyanlar dedim!) bilirler, bilmeyenler de gözünde canlandırsın isterim. Zira anlatacağım sahne, Bridget Jones'u benim kafamda ahanda diye bir yere oturtan ama filmde ne yazık ki atlanmış bir sahnedir (hele ikinci filmin kitapla zerre alakası olmayan telli duvaklı kafasına çok kızıyorum, ama konumuz o değil).

Bridget bir gecenin kör vaktinde yalnız başına, hafiften tırsarak fakat belli etmemeye çalışarak evine doğru gitmektedir. Bir inşaatın önünden geçerken, mola vermiş oturan işçileri fark eder ve kendisine laf atılacağını düşünerek pençelerini çıkarır, hemen yanıt vermeye hazırlanır. Önlerinden geçer, arkasından kopan gürültü ve ıslıklar hiç iç açıcı değildir:

_ Heeey!
_ Vay vay vay, şuna bak!
_ Benim altıma da bi tane verseler ya bundan...

Bridget hışımla arkasını döndüğünde işçiler kendisine zıt yöne bakmaktadır: Hızla uzaklaşan spor arabaya!

Bridget bu duruma çok bozulur.

***

Düşünüyorum da, laf atmanın yaygın olduğu ülkelerde yaşayan ve kendisine hiç laf atılmayan her kadın buna bozulurdu! Laf atmak derken iğrençleşmekten bahsetmiyorum elbette; asansöre beraber bindiğiniz adamın sizden önce inerken "iyi günler" dememesi, bir mağazaya girdiğinizde satıcının size özellikle ilgi göstermemesi, son park yerine adamın tekinin sizden önce girivermesi...

Bu verdiğim örnekler (tırnak içinde) pozitif ayrımcılık diye bahsedilen şey değil ve olsun da demiyorum. Bunlar tamamen ilgiyi çekme meselesi ve güzellik haricinde birçok şeye de bağlı: Kadının kılık kıyafeti, saçı-başı, o gün kendini nasıl hissettiği ve etrafına ne kadar özgüven saçtığı, güleryüzü vesaire vesaire.

Ama bir kadın her şartta herhangi bir ilgi görmüyorsa ve kendisiyle inanılmaz barışık biri değilse dikkat etmek gerekir: Sinirini en yakınındaki kişiden/şeyden çıkarması yakındır!

***

İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır demişler. Ben de bir yerden alamadığım ilgiyi, sevgiyi, enerjiyi başka bir yerde/birinde/birilerinde aramıyor muyum?

Ve bulamıyor muyum?

Hah, öyle işte. Neymiiiiş, kızlar annelerine benzermiiiiş.

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!