... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

asabiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
asabiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ayaküstü mantra


Eğer uzunca bir süredir gergin olması doğal karşılanabilecek bir insana anlayış gösterdiysen, göstermeye devam et.
Aksini yapmak gerginliği arttırmaktan başka işe yaramayacaktır.
Sus, çünkü ağzından çıkan her şey ters gelecektir.
Sen terslendiğin zaman da sus, eğer mümkünse.
Hele sen de halihazırda asabi biriysen. 

İnsanların kendi dertleri bazen başka herkesinkini gölgeler,
bırak sana da müdürün açıp sorsun neyin olduğunu. 

Herkesin kendisiyle ilgilenmesi gereken bir zaman dilimi olduğunu aklından çıkarma.
Sen de bunu yap hatta.
Aileni, arkadaşlarını, işini ikinci plana atarcasına yap bunu.
Kısa bir süre, sadece kendinle ilgilen.
Olabildiğince.

Asmayalım da salıverelim mi?

İdamın kaldırılmasına karşı olduğum için faşist damgası yemişliğim vardır ama neden karşı olduğumu anlatacak kadar zamanım olduğunda şunu söylemişliğim de vardır hep: İdamın kaldırılmasına karşıyım, çünkü adalet sisteminin gereken cezayı vereceğine güvenmiyorum. Yoksa bazı insanları hemen ve acısız öldürmenin, onlara verilebilecek cezaların en hafifi olduğunun farkındayım.

Küçük bir kızın elinden hayatını alan -öldüren demiyorum dikkat ederseniz: 'elinden hayatını alan'- artık normal bir hayat süremeyecek hale getiren adamları ne yapmak lazım? Siirt'ten kadın ve çocukları ayırıp, hatta hepsini bile ayırmadan; bir şey yapabilecek durumdayken yapmayanları, göz yumanları, görmezden gelenleri, işbirlikçi şerefsizleri, bu durumun burada, bu kadar uzun süre normal addedilmesine neden olan herkesi de katarak içine, altına odunu verip yakmak istemiyor musunuz şehri?

Nasıl istemiyorsunuz? Neden sakinsiniz?

Ben neden sakin değilim, neden kuduruyorum öfkeden, "kızlar ciklet karşılığında kendilerini elletmişler, taciz yok" diyen adamın hayalarına var gücümle dizimi indiresim geliyor?

Ben mi dinden çıktım, din mi benden çıktı bilmiyorum ama birilerinin canını almak istiyorum. Verilebilecek en hafif ceza bu olsa bile. 20 yıl yatıp, hiçbir şey olmamış gibi ve aynı libidoyla içeriden çıkmasından ve elini, kolunu ve bilimum organlarını sallayarak dolaşmasından daha hayırlı olur benim için; benim, hepimizin çocukları için.

***

Sevin ya da sevmeyin, kadın yazmış. Buyurun...

İman tamam, ya ahlak?

Oğlunun kıtır kıtır kestiği Münevver’in çöp konteynerinde biten yaşamını, “Takdiri ilahi”ye! bağlayan katil babası Nida.


Konya’da tesettürlü metresi Hacer’den doğan çocuğunu boğup, onunla birlikte ormana gömen 4 çocuk babası Zekeriya.

Adıyaman’da -9 çocuklu!- aile meclisi kararıyla, kümese gömülerek infaz edilen 16 yaşındaki Medine.

Diyarbakır’da üvey kardeşi tarafından tecavüze uğradığı için, öz babası tarafından elektrik kablosuyla boğulan 18 yaşındaki Gülseren. Babası boğarken, “kıpraşmasın” diye boğulan kız kardeşinin ayaklarını tutan ağabey. Baba ve ağabey ablasını öldürürken seyreden küçük kardeş.

Töre cinayetlerine “indirim yok” diyen hukuk. Gülseren’in tecavüze uğramakla kendi katlini “haksız tahrik” ettiğine ve katil babasının da “iyi hali”ne hükmedip, cezasını müebbedden 20 yıla indiren hâkim.

Hâkim haklı, valla... Bunca çocuk yapan babaların her çocuk öldüreni müebbede mahkûm olsa hapishane yetişmez bir, henüz öldürülmeyen çocuklar öksüz kalır iki, başka çocuk yapamazlar, ülkemiz cani nüfus artışında hedefi tutturamaz, üç.

***

Her gün 5 kişinin yöre, töre ya da gözünün üstünde kaşın var diye öldürüldüğü ülkede, bu cinayetleri laikler, ateistler, komünistler, teröristler, kısaca “Allahsız” lar ve hatta Balyozcular ya da Ergenekoncular işlemiyor, sayın seyirciler...

Türkiye’de 79 bin 96 cami, 90 binden fazla din görevlisi, bütçesi dört bakanlık ve 22 üniversitenin bütçesine denk Diyanet İşleri Başkanlığı var.

Türkiye’de 536 imam hatip lisesinde 105 bin öğrenci okuyor ve bu liselerden çıkanlar, otobüsçü oluyorlar, havayolcu, müteahhit oluyorlar, kaldırımcı, asfatçı, sağlıkçı, itfaiyeci, doğal gazcı, sucu, elektrikçi, deniz fenerci, RTÜK’çü, gemici, otelci, limancı, yatçı, katçı, velhasılı ihaleci oluyorlar, hatta milletvekili ve iktidar oluyorlar.

Kaldırımlar dayanmıyor, asfaltı sık sık yenilemek gerekiyor. Elektrikler kesiliyor, sular kesiliyor, gemiler bazen yan yatıyor, bazen batıyor. Uçaklara doğru düzgün bakım yapılmıyor, itfaiyeciler yangın söndürmesini pek bilmiyor, doğal gaz ve su yolları da arada bir patlayıp, yargıcı savcısı birbirine giren devlet gibi çatlıyor tabii...

Ama Türkiye’nin 79 bin 96 minaresinden her gün beş kez ezan okunuyor, müminler Allah’a imana çağrılıyor. Din, her şeyden önce bir ahlak öğretisi. İmamlar her vaazda cemaate “güzel ahlak”ı anlatıyor. Tüm müminler, Allah’a imanın onun emrettiği “iyi insanlık”, sevap işlemek, günaha girmemek olduğunu biliyorlar.

Oysa bir ahlak erozyonu yaşıyor Türkiye, hiç olmadığı kadar. Günah rekorları kırılıyor.

İlla ki kasıtlı olması da gerekmiyor, bu günahların. İstanbul Üsküdar’da, hatalı ve yasak dönüş yaparken 16 yaşındaki Ömer’i öldüren minibüs şoförü bir cani değil midir?

Liste uzun. İyi imamdan illa ki iyi avukat, iyi öğretmenden usta doğramacı, taksi şoföründen vinç operatörü, inşaat işçisinden minibüs şoförü, tornacıdan kasap, çapacıdan asfaltçı olmayacağı için, kimsenin kendi işini yapamadığı Türkiye, işinin ehli olmayan sorumsuz kişilerin elinde binlerce İnsanın sağlığından, canından, malından olduğu, çocuklarını yitirdiği bir ülke.

***

Bu ülkede 1446 çocuk kayıp ve büyük olasılıkla, çoğu organ mafyasının kurbanı, diğerleri sübyancı çetelerin.

Kendi çocuklarını, karılarını satan, dilendiren, seks kölesi olarak kullandıranlar da cabası.

İnançlı ya da inançsız, laik ya da muhafazakâr; siz değilsiniz, ben değilim çocuklarımıza Medine adını koyup, kümese gömen. Münevver’i katleden cani oğlunun şeytani günahını “Takdiri İlahi!” diye Allah’ın sırtına yıkan da biz değiliz. Aramızdan gayrımeşru ilişkiden doğan çocuğunu boğup ormana gömen de çıkmaz, satan da, dilendiren de. Metres çıkar aramızdan, ama adı Hacer ve tesettürlü olmaz, zaten çocuk da yapmaz, olursa da öldürmez. Tam tersine, metresi olduğu adamı “çocuk var” diye sağar mı, sağar... Budur günahı.

Yoksulluk da gerekçe değildir, ahlaksızlığa. Aramızda yoksul ve ahlaklı, hâlâ, her şeye rağmen çok var.

Öyleyse?

Benim kişisel görüşüm: Din, ancak uygar insana ahlak aşılar. Cehalet dinden ya da din cehaletten beslendiğinde, ortaya yukardaki tablo çıkar.

Mine G. Kırıkkanat
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=290660

M.V.A.B.

Uzun zamandır hak ettiğim gibi güzel bi döşenicem kendime ama öncesinde, bir sahne anlatmam lazım.

***

Bridget Jones'un Günlüğü'nü okuyanlar (okuyanlar dedim!) bilirler, bilmeyenler de gözünde canlandırsın isterim. Zira anlatacağım sahne, Bridget Jones'u benim kafamda ahanda diye bir yere oturtan ama filmde ne yazık ki atlanmış bir sahnedir (hele ikinci filmin kitapla zerre alakası olmayan telli duvaklı kafasına çok kızıyorum, ama konumuz o değil).

Bridget bir gecenin kör vaktinde yalnız başına, hafiften tırsarak fakat belli etmemeye çalışarak evine doğru gitmektedir. Bir inşaatın önünden geçerken, mola vermiş oturan işçileri fark eder ve kendisine laf atılacağını düşünerek pençelerini çıkarır, hemen yanıt vermeye hazırlanır. Önlerinden geçer, arkasından kopan gürültü ve ıslıklar hiç iç açıcı değildir:

_ Heeey!
_ Vay vay vay, şuna bak!
_ Benim altıma da bi tane verseler ya bundan...

Bridget hışımla arkasını döndüğünde işçiler kendisine zıt yöne bakmaktadır: Hızla uzaklaşan spor arabaya!

Bridget bu duruma çok bozulur.

***

Düşünüyorum da, laf atmanın yaygın olduğu ülkelerde yaşayan ve kendisine hiç laf atılmayan her kadın buna bozulurdu! Laf atmak derken iğrençleşmekten bahsetmiyorum elbette; asansöre beraber bindiğiniz adamın sizden önce inerken "iyi günler" dememesi, bir mağazaya girdiğinizde satıcının size özellikle ilgi göstermemesi, son park yerine adamın tekinin sizden önce girivermesi...

Bu verdiğim örnekler (tırnak içinde) pozitif ayrımcılık diye bahsedilen şey değil ve olsun da demiyorum. Bunlar tamamen ilgiyi çekme meselesi ve güzellik haricinde birçok şeye de bağlı: Kadının kılık kıyafeti, saçı-başı, o gün kendini nasıl hissettiği ve etrafına ne kadar özgüven saçtığı, güleryüzü vesaire vesaire.

Ama bir kadın her şartta herhangi bir ilgi görmüyorsa ve kendisiyle inanılmaz barışık biri değilse dikkat etmek gerekir: Sinirini en yakınındaki kişiden/şeyden çıkarması yakındır!

***

İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır demişler. Ben de bir yerden alamadığım ilgiyi, sevgiyi, enerjiyi başka bir yerde/birinde/birilerinde aramıyor muyum?

Ve bulamıyor muyum?

Hah, öyle işte. Neymiiiiş, kızlar annelerine benzermiiiiş.

ANG343: Anger Management

Advanced Class (not available to freshmen / not recommended for sophomores)

MMTTThTh 668877 (so that you have enough time to get upset during the day)


Professor: STAFF

Location: TBD

Lesson 1: Dishwashing (Mandatory Laboratory Practice / Items Included)

Şunu fark ettim ki, bana tek başıma (ama tek başıma ve olabildiğince mutlak sessizlikte) bulaşık yıkamaktan daha iyi gelen çok az şey var.

Yani tabi ki üstümdeki ölü toprağını atmak için arkadaşlarım yanımda olsa, efendime söyliym, okulda olsam, çok sevdiğim bir şeyi yapıyor olsam veya fasıla gitsem daha iyi olur; ama eldeki, evdeki ve cepteki imkanlar buna elvermediğinde inşallah, diyorum, inşallah evde saldırılacak tencere vardır!

Hepimiz biliyoruz ki o bulaşık deterjanı reklamlarının hepsi, etiketlerindeki adamlar ne kadar kaslı veya limonlar ne kadar büyük ve sulu olurlarsa olsunlar, külliyen yalan - Neyse ki! Bir de doğru olsa, inatçı yemek artıklarıyla uğraşmamam gerekecekti ve o zaman bu sinirimi neyden çıkarırdım, bilmiyorum.

Tavanı başıma yıkmak uğruna kum torbası almak şart olurdu herhalde.

(27 Ekim 2009, İstanbul)


"İnatçı yemek artıkları" evet, biliyorum - ama konu bulaşık olunca yaratıcılık namına yapılacak pek bir şey yok ne yazık ki.

Ve o deterjanlarının "elleri koruma" iddiası gerçek olsaydı bari - mutfak eldivenini takınca kendini mikrobiyoloji laboratuvarında gibi hisseden benim gibi insanlar için, bulaşığın tek yıpratıcı yanı bu galiba.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!