... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

barışmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
barışmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir minik Aydın mutluluğu


Aydın'daydık birkaç ay önce, bir canım dostumun nişanında. Yıllardır bir araya gelmemiş insanların buluşması da demekti bu organizasyon; hatta yıllar önce birbirini aramayı kesen insanların da... Yok aslında, öyle demeyelim: Yıllar önce, daha hiçbiri evli değilken kızın sevgilisi "bu çocuk neden sürekli seni arıyor?" diye kıskançlık krizine kapıldığı için kızın aramayı kestiği, çocuğun da bir süre sonra mesajı aldığı, diyelim... Çünkü bazı insanlara karşı cinsler arasındaki dostlukları oturup anlatmak, kabullenmelerini beklemek, ya da onların kıskançlık krizlerine boyun eğmek gerekir. Arkadaşım boyun eğmişti (ben böyle bir durumda ne yapmıştım, bilin bakalım).

O zaman çok üzülmüştüm yitip giden bu arkadaşlık için. Haddimden çok üzülmüştüm ve hırslanmıştım muhtemelen, çünkü durum beni hiç ilgilendirmiyordu aslında. Sadece çocuğun üzüldüğünü görüp üzülüyordum, başta soruyordu çünkü "beni neden aramıyor?" diye, kendimi kötü hissediyordum, "bilmiyorum" diyerek yalan söylediğim için, yalan söylediğimi tahmin ettiği için, tahmin ettiğini bildiğim için...

Bunlar geçiyordu aklımdan nişan yemeğine giderken. Şimdi kızın da, çocuğun da yanında eşleri vardı. Bakalım birbirlerine kibarca selam verip geçecekler miydi, eşlerini tanıştıracaklar mıydı, falan filan... Yine üstüme vazife olmayan bir merak içindeydim. Bunlar biraz da işsizlikten oluyor tabi. Koca grubun içindeki üç yalnız kişiden biri olunca dikkati böyle şeylere veriyor insan.  Bunlara ve fotoğraflara. Çok fotoğraf var o nişandan. Çiftlerin dans fotoğrafları.

(Kaan ve Yalçın'a teşekkür etmem lazım her zamanki gibi; özellikle de Yalçın'a. En boktan zamanlarda beni kurtaran, uzattığım el havada kaldığında tutan onlar oluyor. Bu kadar büyük bir hassasiyete sahip olacaklarını asla öngöremezdim.)

Neyse, masamıza oturduk. Kızla çocuk da yan yana oturdular, öyle denk geldi. Yanlarında da eşleri... Rakılar kondu, "ee daha daha nasılsınız"la başlayan sohbetler derinleşti. Bir ara baktım, çocukla eşinin yaşadığı şehir üstüne koyu bir sohbet başlamış, kız da tarihçi olduğu için konuşacak şey bol. Herkes birbirini evine davet ediyor, gülünüyor, eğleniliyor; sanki hiçbir şey olmamış, aradan hiç görüşülmemiş yıllar geçmemiş gibi, tıpkı eskisi gibi.

Aynı kara masada oturur gibi.

Onları izlerken neredeyse ağlayacaktım sevinçten. Ağlamam kimseye bir şey ifade etmeyecekti, dikkat çekmemek için kalkıp dolaştım ben de, kadeh filan tokuşturdum diğer masadaki arkadaşlarla. Muhtemelen kimse kimsenin evine gitmeyecek, hiç gerçekleşmeyecek bir "mutlaka görüşelim, kahve içelim" yalanı gibi unutulup gidecekti o planlar ama olsun. Benimle hiç ilgisi olmayan bu şeye başta nasıl üzüldüysem, şimdi de sevindim ben.

Küçük şeylerle mutlu olmadığımı söylerler bir de... Ben hiçbir şeyle bile mutlu oluyorum dostlar.

 

Nasıl bulduysanız öyle bırakın.

Affet, nefret ettim senden derken bağırıyordum, dilimi bilmeyen turistle bağırarak konuşur gibi. Sanki çok bağırırsam, en çok benim sesim giderse kulağına, anlayacaktı o kaz kafasıyla...

Aramızın eskisi gibi olmadığı arkadaşlarımın ortak yönü, bunu yine benim düzeltmemi beklemeleri. "Napayım" diye bana soruyorlar. Oysa ki umrumda olmayış noktasına doğru hızla ilerlerken vermiştim tehlike sinyallerini.

"Bilirsin hep yanında olduğunu. Zaten o yüzden artık aşık değilsindir." demiş buro. İşte o "nasılsa gitmez" düşüncesi çoğu ilişkinin bitmesinin sebebidir, ister aşk, ister arkadaşlık ilişkisi olsun. Benim bu kadar bağlanmış olmam hiçbir zaman o güveni hissetmediğim için miydi acaba, bilmiyoruım o kadarını. Gerçekten bilmiyorum.

Neyse. Bir süre sonra alışıyor insan her yokluğa. Affetmiyor, unutmuyor bile ama alışıyor. Üstünden çok zaman geçmesi, çok sular akması gerekiyor. Telve ne kadar fazlaysa, o kadar su akması gerekiyor ama üç kere, dört kere de çalkalansa yıkanıyor o fincan ve dibindeki sıkıntı.

En kötüsü ve en yanlışı da, aramızın başka bir adam tarafından düzeltileceğinin düşünülmesi. Bu düşünce aklıma geldiğinde gülümsüyorum. Bu, sadece alışma sürecini hızlandırır oysa. Başka şeyler düşünürüm, kafamda başka şeyler olur, arka planda kalır hoş olmayan ne varsa. Önüne perde çekilir. Ama orda durur o, istendiği gibi olmayan bir dekor gibi.

Başka birileriyle bozulmayan şey, başka birileriyle düzelmez. Benimle bozulmayan şey de, benimle.

Kısacası, düzeltmiyorum arkadaşım. Nasıl bulduysanız öyle bırakmadınız, ama nasıl bıraktıysanız ona katlanacaksınız. Telve kurur, çıkarması daha zor olur. Olabilir. Ben temizlemiyorum.

eski (sevgili) kafası


Hep birinci olmanın insanın üstünde yarattığı baskı vardır; ya da ekseriyetle iyi notlar alırsanız aileniz alışır ve hep öylesini bekler ya... Çıtayı yükseltmişsinizdir.

Bir ilişkide ilerledikçe çıta yükselir ister istemez; siz umrunuzda değilmiş gibi davranırsınız (belki de gerçekten umrunuzda değildir) ama başkaları sizin ilişkinize bakıp bir şey beklerler. "Ee çıkıyor musunuz?" "Ee evleniyor musunuz?" "Ee çocuk ne zaman?"

Bi bırak arkadaş ya.

İki insanın beraber olmak istemesinde veya sadece takılmak istemesinde bence bir yanlış yok. Buna yanlış diyenlerin çoğu da bu tarzı benimseyemeyecekleri için yanlış kabul etme yolunu seçenler aslında. Ben de bir insan için "takılırız yea" diyemeyeceğim muhtemelen hayatım boyunca ama tamam canım, napalım ben buysam, başkaları da böyle yaşayacak diye bir kaide yok. "Friends with benefits"e de inanmam, inanmadığımı da söylerim (ya ilişki biter sonunda, ya da arkadaşlık) ama bu demek değil ki kimse arkadaşıyla yatmasın, yassakh kardeşim!

(Ha, bu da ayrıca demek değil ki sadece takıldığınız adamı, kaşar addedilmemek için sevgili kılıfına soktuğunuzda bunu yiyorum... Yok canım!)

Yüzyıllardır süren ilişkiler bittiğinde ister istemez bir "bunlar artık barışırsa kesin evlenir" hissi oluyor. Belki barışmak istemiyor adamlar o anlamda. Belki zaten barışıklar ama kimsenin gözü üzerlerinde olmadan durmak istiyorlar bir müddet; belki sonunda hiç bir şey olmayacak ama belki sarılıp uyumak istiyorlar, ne bileyim... Alışmışlığın hiçbir değeri yok mu?

İki arkadaşı birbirine yapmaya çalışırken en az birine söylemek o işi olağanlıktan çıkarıp berbat eder, olacağı varsa da olmaz ya... Eski sevgilileri de tekrar beraber görünce gözleri faltaşı gibi açıp "aaa!" demek onları pek geriyor bana kalırsa. Bıraktıkları olurdan sapıyor aralarındaki ilişki her neyse. Zaten neden o kadar şaşırıldığını da anlamış değilim. Artık her şey normal demiştim bir seferinde, istesek de istemesek de normal her şey ve herkesin altlı üstlü ve iç içe olması ve bunu anlatmaya bile değer bulmaması normalken, neden bir tek eski sevgililerin arasında olup bitene şaşırıyoruz ki? Yenilere şaşıralım.

Bu kadar karmaşık değiliz aslında; iki tarafın da ben bunu yine görmek istiyorum veya şu an içimden elini tutmak geldi demesinin sağlam bir dayanağı olmadığı için (o günler geride kaldığı için) birbirini yeniden sevgili hanesine yazan adamlar olmak zorunda değiliz sanki. Kafamız böyle çalışmıyor bizim ve zaten bunların hiçbiri kafayla çözülecek şeyler değil.

"Yani şimdi siz çıkıyor musunuz, çıkmıyor musunuz?"

Adam kendisi de bilmiyor abi; zorlama sen de.


Yayınlamadan önce birkaç kez düşündüğüm bir yazıdır. Eski kafalılığıma pek uymuyor sanki. Lakin anlamak, hak vermek demek değil ya.

Bir de şu var ki çok önemli; "Yani şimdi siz çıkıyor musunuz, çıkmıyor musunuz?" deme hakkını bulmak kendinde.


(25 Ocak 2011, İstanbul)

naçizane (altı): Barışıvermek

Öyle arkadaşlıklarım var ki biten, arkalarından aylarca, yıllarca üzülüyorum ve kesinlikle kestirip atamıyorum.

Haklı olduğumu; daha doğrusu bir hatam olmadığını kesin olarak bilsem bile; başkaları bunu onaylasa bile. Aslında karşımdakinin zayıflığına, tutarsızlığına, kararsızlığına kızması gereken ben olsam bile.

Tek bir şey var o üzüntüyü ayakta tutan: Bir gün karşı karşıya geldiğinde o konuşmadığımız günlerden birinde, bir dürtüyle "salak!" deyip karşılıklı, sarılıvermek düşüncesi.

Hani açıklamalar, özürler, arabulucular olmadan... Barışıvermek.

O arkadaşlıklarımın bunu hak edecek değerde olduğunu düşündüm (, düşünmek istedim) hep. Bir tanesi, eski bir tanesi beni yanılttı. Bir kısmından hala umutluyum.

(Ağustos 2009)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!