... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

alternatif şiir

yerin seni çektiği kadar ağırsın,
sevgilinden ayrılmak istediğin kadar yalancı.

(22 Nisan 2013)

Ayakları Olmayan Baloncu


_ Biliyorum.
_ Biliyorsun... Evet. "Ben de" lafı üstüne bir film çekilmiştir; "biliyorum" üstüne de çekilebilir bence.

Ben bencil ve terbiyesiz Rose gibi yere yaydığım hırkamın üstüne kendim yattım ve Jack'e hiç yer bırakmadım diye mi oldu bunlar, yoksa bu benim (yine) kendi kendimi suçluluğuma inandırmak için uydurduğum bir şey miydi, bilmiyorum. Sen az önceki azıcık yağmurla azıcık ıslanmış (ama artık kurumuş olması gereken) çimlere zaten yatmaz mıydın, dolayısıyla da az ötedeki baloncunun uzamış çimlerin ve çiçeklerin arkasında kaybolmuş gibi görünen ayaklarına bakmak yerine göğe bakar mıydın o sırada, bilmiyorum.

(Ama iyi ki gösteriyorsun adamın olmayan ayaklarını da çünkü bu bir düdüklü tencere reklamı değil, daha saçma bir şey ve saçma şeyler paylaşıldıkça varlar. Saçma şeylerin paylaşılabildiği az sayıda insan da paylaşıldıkça var. O an için olsa ve sonra yok olsa bile.)

BEA, "en güzel yerinde evin"i söylüyordu (bak o lunaparka da gitmedik ki biz) ve ardından da "bil"i, "çıldırmıycam"ı falan dinleyecek değildik ya o zaman bu son şarkıydı, üzülüyordum. Bil. Biliyorsun. Biliyorum.

Peki Turgut Uyar'ın Büyük Ev Ablukada diye bir şiiri olduğunu... Tabi ki biliyorsun.

İkimiz birden sevinemeyiz. İkimiz birden göğe bakmadık. Galiba bu benim yüzümden değildi. "Seni özleyeceğim" diyene "biliyorum" diye cevap verirsen tabi ki sevinemeyiz ikimiz birden, akıllım.



Gereğinden romantik bir yazı olduğunu söylemem lazım, 
abarttıklarım bazen gerçek, ben bazen sırılsıklam sayılıyorum. 
Oysa ki yağmur azıcık yağmıştı. 

(28 Ekim 2012, Bursa ~ 04 Kasım 2012, İstanbul, 
bir de bir yerlerde Ankara)

Basit, güzeldir.


Basit from halukjohn on Vimeo.


Bir Levent Sevi şiiri. 

Levent Sevi, lisedendir, Boğaziçi'ndendir, oyundaki faredir, şu yazının da son sahnesidir.

dünyanın en nafile "şerefe"si



"Başlayan ve biten bütün arkadaşlıklar şerefine" içerse insan, yalnız içiyor.

Karşıdakinin ruhu duymuyor, haberi olmuyor.




Şu linkte, güzel bir şiir ve iyi bir niyet var:

http://kultursokellasi.blogspot.com/2012/02/iste-renk.html

Oh, sadness I'm your girl

aklımın bir yerinde kalan dizeler, ancak zamanı geldiğinde yer buluyor burada.

o yüzdendir, henüz yazmadığım yazıların beni eskisi kadar rahatsız etmemesi.


teşekkürler metus.



hüzün ki en çok yakışandır bize,
belki de en çok anladığımız.


Hilmi Yavuz






Başlığı ayartmamak için kendimi zor tuttum ama söylemesem olmazdı:
Sadness is my girl diyenler candır!

dünya, dönsün

sen susunca
askıya alır birileri
senin yerine
senin düşlerini

(Tekin Gönenç, bana yalnız kuşları ve çocukları bırakın)


ben, anlatayım...

İbrahim Sadri olmayı istemek, İbrahim Sadri olmanın yarısıdır.

Aslında her şey, Onurlu'nun neden deri ceket giymediğini bizlerle paylaşmasıyla başladı... "Gökhan Özen'in deri ceketi ile yazlık mekanda çektiği üşüyorum ödünç ver ellerini klibinden" dolayı deri ceket giymediğini açıklaması, Gökhan Özen sempatizanları tarafından tepkiyle karşılandı. "Sen o kıyafetin,bir klip için seçildiğini anlamamışsan,zaten deri ceket giyme be arkadaş,sana yakışacağını hiiç sanmam:)))" gibi bir tepki veren bir günboyuGökhanÖzenyazıpTwitterdaaratıyorumkifırsatçıksınbirilerinelafsokayım'cı karaktere (ki biz kendisine bundan sonra kısaca "abidik" diyeceğiz) gereken cevabı vermekte hiç beis görmedi tepkisel hareketin simgesi Onurlu: "yok ben genelde ironiden anlamayan nesle bi siktir git ya derim ;)" (Abidik'in bu cümledeki göndermeyi anladığı hiç zannedilmemektedir.)

Tüm bunlar olmadan önce, Onurlu deri dekete karşı tavrını ilk açıkladığı esnada bellatrix, deri ceket denince akla gelen başka bir simayı hatırlatmayı kendine borç bildi. Zaten Twitter böyle gereksiz işler için var, değil miydi?

"ama deri ceketini kırmızı boğazlı kazağın ve 'o' gidince yediğin soğan ile kombinleyerek ibrahim sadri de olabilirsin!"
İbrahim Sadri (temsili)

Onurlu hiç durur mu, yapıştırdı cevabı:

"hatta 'gardaşımla oturduk yer sofrasına, anamın mintax kokulu masa örtüsü üzerinde paylaştık hayatımız gibi son dilim ekmeğimizi' gibi dörtlükler bile yazarım, benden acaip ibrahim sadri olur, tam benim tasvir tarzımda bir adam ehe"


"Mintaks iyi güzel de, aşksız olmaz hacı" diyen bellatrix, elbette başka bir üstadı anmadan geçemeyecekti...

"araya iki satır da aşk atarsan, hafif eziklenerek böyle, cezmi ersöz oldun bitti :)"


Bu esnada, sıkı takipçi zaphod beeblebrox araya girip, ikiliye beklenen açıklamayı yaptı:

"acımasızlığınızın hastasıyım."


Acımasızlık boşuna değildi, belki hayat bizi bu hale getirmişti, belki felek döner tekme atmıştı (tam bilemiyoruz, kaçırdık orasını) ama bu sözcük, bu "acımasızlık" sözcüğü gurbet ellerde kendine yeni bir yaşam yaratan Onurlu'yu derinden etkilemiş, ona ilham kaynağı olmuştu...

"acımasızlık zalımlık nedir ki gardaşım, anamın mintaks kokulu bembeyaz masa örtüsü üzerine, bir bardak çayı bile bile boşaltmak mı yoksa? çocukluğumda anamla gittiğim pazarlar geldi aklıma, gardaşımın belinden eşofman altı için altığımız don lastiği geldi aklıma. zamane aşkları gibi nereye çeksen oraya uzuyordu... oysa bankadaki veznedar bile şahitti bizim Allah sevgisi kadar temiz,bir çocuk bakışı kadar neşeli aşkımıza"


Ve Onurlu, farkında olmadan, "acaba olsam mı?" derken, bir İbrahim Sadri oluvermişti bile! Sonuçta İbrahim Sadri olmayı istemek, İbrahim Sadri olmanın yarısıydı (yarım İbrahim Sadri görüntüsünü çocukların ulaşabileceği yerlerden kaldırınız)

Velhasıl, siz de İbrahim Sadri olabilirsiniz. Fiziksel ve gardropsal şartları karşılayıp, boş 5 litrelik ayçiçek yağı kutularına çiçek ektikten sonra hala aklınıza bir şey gelmiyorsa, ilham için burayı tıklayabilirsiniz. Yazdığınız şiirleri youtube'daki boşlara gönderip onlara google görselli, yedi karanfil müzikli klipler de hazırlatabilirsiniz. Hadi yine iyisiniz (böyle dedik diye de favori uzatmaya başlamayın aman ha!)


(Bu yazı eşzamanlı olarak Portakal Suyu'nda da yayınlanmaktadır.)

10 Kasım'da ne olmuştu?

Bir şiir var ilkokulda ezberlediğim, yıllardır aklımdadır tee o zamanlardan kalma birkaç telefon numarasıyla birlikte, gitmez. Lazım değildir, hiç işime yaramaz ama 10 Kasım'larda hatırlarım. Özellikle de 10 Kasım'lar perşembeye denk geldiğinde.

Bugün yazasım geldi bu şiiri aklımdan.

Ben Atatürk rozeti takarak dolaşan bir insan değilim; lakin birkaç kişi yad ettim bu "...'da ne olmuştu?" başlıklarında ve bence Mustafa Kemal'in onlardan aşağı kalır yanı kesinlikle yok. Bin tane takipçisi olan hiçbir fenomen de oturduğu yerden ne Mustafa Kemal'i yerebilir, ne de beni yerebilir onu andığım için; çünkü o adamı milyonlar takip etti.

O yüzden...


10

Kasım'
da
ne
olmuş
tu?




Yıl 38, 10 Kasım perşembe
Hatırlardan çıkmayacak bir sonbahar
Sarsılıyor İstanbul yedi tepe
Yaman esmiş Dolmabahçe'de rüzgar

Gerçek olamaz, olsa olsa bir düş
Dokuzu beş geçe Atatürk ölmüş
Böyle toptan bir yas nerede görülmüş
Beraber ağlıyoruz, kurtlar kuşlar

Bu memlekete en çok hizmet eden
Bu aşk ile dağlara gücü yeten
On sekiz milyonun omzunda giden
Atam, Ankara sırtlarında yatar.


(Cahit Sıtkı Tarancı, 10 Kasım)

Şiir neyse nedir, boşver, şarabını iç.

Şiir nedir, ne değildir, nasıl yazılır, şu kişi iyi yazar mı, bu kötü müdür... Buna karar verilebilir mi gerçekten?

Her şeyin yolu, yöntemi, kursu olur da, bir tek şiir yazmanın olmaz gibi geliyor bana. Şiirden anladığımdan değil bu dediğim. Belki de bu yüzden anlamıyorum. İçine sözelci kaçmış da olsa, sayılsalcı beynim bir dayanak arıyor, somut ve elle tutulur bir şey. Biri çıkıp "beyit kötüdür" veya "aruz vezni iyidir" dese mesela, iyi/kötü/iyi diye seviyor-sevmiyor yapacağım, sınıflandıracağım şiirleri. Ama olmaz ki!

Anlamıyorum, evet. Şaraptan da anlamayıp hoşuma gideni içişim gibi aynı; bir dostumla bir dalgakıran üstünde otururken 7 liralık Sevilen şarabı da tüm diğer şaraplar kadar tatlı... Şarap içesim gelirse (ve Bozcaada'dan taşıdıklarım bittiyse) gider ucuzundan Cumartesi şarabı alırım. Şiir okuyasım gelirse de kırk yılda bir, açar Özdemir Asaf okurum, Cemal Süreya okurum. Anlasam da, anlamasam da okurum, bana hissettirdiği şey için.

Yoksa, üvercinka ne demek ki allasen?


(12 Ekim 2011, Levent)
Görsel.

İnadına Yaşayan Kadınlar

İş yükünün azalmasını isteyen hakim ve savcıların önerisi: "Kadın tecavüz edenle evlenirse davalar düşer, iş yükü azalır."

Radikal, 16.09.2010


Nazım Hikmet Ran, "Yaşamaya Dair" şiirini kadınlara hitaben yazmış olmalı. Dikkatli baktım, mutlaka öyle olmalı. Yaşamaktan kastımız sadece nefes alıp vermek değilse, biz ot değilsek, tüm insani duygular ve zaaflar ve de ihtiyaçlar varsa işin içinde, o zaman evet, Türkiye'de bazı kadınlar hukuka rağmen yaşıyor.

İnadına.
Büyük harfle,
Yaşıyorlar.


YAŞAMAYA DAİR

1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde
hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç
kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
y
aşamak yanı ağır bastığından.

1947

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hav
a yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyece
ğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölm
ek de mümkün.
Tuhaf bir hı
nçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyl
a.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi ya
şanacak…

1948

3

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi ya
ni,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir
ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri kar
anlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulaca
k mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
“Yaşadım” diyebilmen için…

Nazım Hikmet Ran

Hem cinsini bilmiyor hem de Kemalist herkesten!

Haber Vaktim diye bir şey, Küçük İskender'i konu etmiş kendine. Dünyada başka çamur atacak bir şey kalmadı çünkü bu aralar, hazır mübarek Ramazan ayı da bitmişken ağzını bozmakta, çirkefe bulaşmakta beis görmemiş sayın... eee... anonimyazar. Biz bu Büyük İ.'ye kısaca tek-el diyelim; bağnazlığın tekelini elinde tuttuğundan değil de (o da olabilirdi) bunları muhtemelen tek eliyle yazdığından.

Demiş ki...
"Saat 19.00'da İstanbul Modern Bahçe'de gerçekleşecek programda Küçük İ.'nin edebi bir söyleşiden ziyade cinsel maceralarını anlatması bekleniyor."
Cinsel maceralar mı? Çıkarın masanın gözüne sakladığınız Ayşe Arman kitaplarını, yazılı yoklama yapıcam!

"Eroin kullananlara methiyeler düzdüğü kitabını yine bu sayfadan duyurduğumuzda ise zırıl zırıl ağlayarak “ben öyle değil şöyle demek istemiştim ama yanlış anlaşıldı” makamında bir şeyler gevelemişti."
Vay, ben o yazıyı nasıl kaçırmışım?!

"Yakın çevresinin de zaman zaman gündeme getirdiği gibi Küçük İ... şiirlerinde eşcinsel ve satanist temaları yoğun olarak kullanmasıyla dikkat çekiyor."
Tabi, ha eşcinsel, ha satanist. İkisi de sapık, ikisi de sapkın değil mi?

"Küçük İ.'nin yıllar önce yazdığı “Mana Fatihi” adlı şiir de objektif çevreler tarafından İslamcıların içine sızma girişimi olarak değerlendirilmişti."
Sızıntı, diye dergi vardı, yobaz dergisi. Sızmaktan sızıntı. Öyle aklıma geldi bak.

"Neyse ki müslümanlar bu şiirin ardındaki atraksiyonu anlayarak Küçük İ'nin hevesini kursağında bırakmışlardı.
"
Fiyuv! Müslümanlığın önündeki en büyük engel kaldırılmış oldu böylece. Bundan sonra kitaplar dört şey anlatacak: Bedir, Uhud, Hendek ve Küçük İ.

Muteber tek-elin yazısını, çok lazımsa, şurdan okuyabilir, sinirlenebilir, kudurabilirsiniz... veya sadece Küçük İskender'e kulak verip geçebilirsiniz, benim yapamadığım şekilde:

kiminin tarikat, kiminin barikat
kimininse hakikat kurduğu bir ülkenin çocuklarıyız artık


(Küçük İskender, Bu Defa Son Defa'dan)

Sözel Bezelye / Sayısal Bezelye

Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.


Bugüne, yani 24 Ağustos 2011'e yeni bir doodle ile başladık. Jorge Luis Borges'un 120. doğumgünüymüş bugün. Yıllar önce babamın getirdiği, hepsibirbirine benzeyen ilaç firmalarının acayip eşantiyonlarından biriydi bir parça papirüs üstüne yazılmış süsü verilen Anlar şiiri (bir diğeriyse Behçet Necatigil'in Sevgilerde'siydi). Şiiri bolabımın üstüne seloteyple yapıştırmıştım. Ezberlemiştim her gün giyinirken okuya okuya.

Bezelyenin temsil ettiği anlam büyüktü.


Bir de muhteşem bir ironisi vardı Borges'un: "1955'de Peron devrilince Borges hayâlindeki meslek olan Arjantin Ulusal Kütüphânesi Müdürlüğü'ne getirildi. ailesinden gelen hastalık nedeniyle görme bozukluğu çeken Borges bu dönemde görme yetisini tamamen kaybetti. 'Bana aynı anda hem 800,000 kitabı hem de karanlığı veren Tanrı'nın muhteşem ironisi" diyerek bu gerçeği kabûllenmiştir. (Umberto Eco unutulmaz romanı Gülün Adı'nda yer alan ana karakterlerden kör kütüphaneciyi Borges'ten esinlenerek oluşturmuştur.)'"

Çok sonraları gülün Adı'nı okuduğumda, bu esinlenmeden henüz haberdar değildim.

*

Yıllar geçti. Genetik menetik. Mendel (bazılarınca Mendıl okunur) vaktin birinde, bir 20 Temmuz'da ilk kez uyandığında, kendisini kocaman bir bezelyesever olarak buldu. Bezelyelerle haşır neşirliğinden koca bir bilim çıkarmıştı. Geleceğin mesleği, ama ne zaman geleceği bilinmeyen. "Biz mezun olana kadar çok önemli olacak" olan, ama oldurulamayan.

Google onun için de doodle yaptı. Güzeldi, sevdik.


Geçmiş doğum günün kutlu olsun Mendel. Teşekkürler, sayende Kıbrıs adası kadar genç, ne yapacağını bilmediği için klinik araştırmalarla uğraşıyor.


Kaynaklar:

http://siir.gen.tr/siir/j/jorge_luis_borges/anlar.htm


siz bakmayın bu kadar...

Kaynak: http://rainbower.tumblr.com/post/8797627585

kim istemez...

kim istemez mutlu olmayı
ama mutsuzluğa da var mısın?

Şiir: mut(suz), Cemal Süreya
Görsel: Eternal Sunshine of the Spotless Mind filminden


Bu şiiri hatırlamamızı sağlayan Behzat Ç. senaristlerine teşekkürle.

Yarınya



***

Dünyanın en güzel hediyesiydi oğlanın kıza olanca iyi niyetiyle verdiği, nadide bir parça. El işi, göz nuru, hint kumaşı değildi ama çok az insanın çok az insana verebileceği bir hediyeydi. İşin garibi, hediye uzuuun zaman içinde hazırlanırken kişi farkında olmuyordu bile. Sadece verirken. Açan taraf ise gelişini göremiyordu hediyenin -seziyordu belki, hele bu bir kızsa- sadece açarken anlıyordu dünyanın en güzel hediyesini aldığını.

Lakin bu hediye öyle sıkıca paketlenmişti ki, açılmak bilmiyordu.

Yarınya'da çok iyi yapılan bir şey varsa, o da sıkıca paketlemekti. Her şeyi.

***

"Kalma" üstüne kurulu Yarınya şehrinde yazdan kalma bir kış, 1984'ten kalma bir 2011 sabahında bir evde bir oğlan bir kıza bir hediye verirken, ilkokul çocukları sıra oluyorlardı. Behçet Necatigil'in büstü önünde, neolduğubelliolanın andını tekrarlıyorlardı, her gün yaptıkları gibi...

"Sevgileri yarınlara bıraktınız
Bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı
Bitmeyen işler yüzünden..."

Bir yandan da kafalarını sallıyorlardı, yukarı, aşağı, yukarı, aşağı, belli bir ritimde, evet, hıı hıı, sevgileri yarınlara bıraktık dercesine, gururla.

***

_ Sana neden inanayım? dedi kız.
_ Çünkü öyle, dedi oğlan.

Kız gülümsedi. Yabancı dizilerde espri olsun diye senaryoya eklenen "Because." ile, çocukluğundan kalma bir replik arasında kalmıştı: "Çünkü de ondan çünkü." İşine gelmediği zaman böyle derdi. Annesinden öğrenmişti herhalde, ilginçti, annesi açıklama yapmadan kestirip atmazdı çünkü...

Bunu anlatmak istemedi uzun uzun. O zaman, bu zaman değildi veya bu, öyle bir zaman değildi.

Gülümsemesi yavaş yavaş kayboldu kızın. İstese de, gerçekten, yürekten istese de, hala...

***

Neolduğubelliolanın açık edilmesinin, -hani yasalarca suç değilse de- hoşgörülmeyen bir davranış olduğunun herkesçe malum olduğu Yarınya şehrinde inatçı bir grup çapulcu görünümlü genç, rahatsız edilmemek için tek başlarına oturdukları büyük evin yan duvarına koca koca harflerle "buraya çöp dökmek yasaktır, sevgilerle" yazdığından beri bir şeyler kıpırdanıyordu şehirde. (Gençlerin 24 yaşında olup olmadığı belli de değildi üstelik.) Sadece neolduğubelliolanın açık edilmesi değildi ki mesele, bunun bir parça çöpten kurtulmak uğruna yapılmasıydı. Yani, teoride bir parça çöp için heba edilmişti neolduğubelliolan. Yok artıktı! Bu kadarı da fazlaydı! Kafaları mı güzeldi neydi!

İşte o, yasalara da aykırıydı!

***

Kız hiç inanmadı. Kız, hiç inanmadığını kendine son tekrarlayışı sırasında, dünyanın bir parça çöple neolduğ...sevginin, sevginin, SEVGİNİN aynı cümle içinde kullanılabildiği ve kimsenin 24 yaşın altını, uçmuşlukların üstünü, kaliteli müziği, özgürlüğü, tatili veya dostluğu garipsemediği uzak bir yerinde dünyanın, bir kutlama yaşanıyordu. Giderayak kız arkadaş için düzenlediği kutlamada bir adamın, bir sürü insan dolmuştu tıkış tıkış küçük bir mekana. Göze eyeliner'lar her zamanki kalınlığında çekilmiş, siyah gömlekler giyilmiş, içkiler açtırılıyor, organizasyon, plan, program müthiş.

Şüphe duyulacak en ufak bir nokta bile yok. Kız arkadaş masanın üstüne çıkana kadar.

Kız arkadaş masanın üstüne çıkıyor (dans etmeye) ve esas kadın, adamın gözlerini yakalıyor, uzaktan, sessizce, sadece dudaklarını oynatarak "şerefe" deyip elindeki şişeyi kaldırıyor, çünkü biliyor ki ikisinin de kafasına dikmesi lazım şişeyi. O anı atlamak için. Ona yardım edebilsem...

Adam kadının yanına geliyor, öyle duruyor. "Olmuyor lan" diyor.
_ Anladım, kafanı kaldırıp bakamıyorsun zaten.

Herkes öyle eğleniyor ki.

_ O kadar iyi tanıyorsun dimi beni?
_ Evet.
_ Gelecek görmüyorum... Napıcaz ki biz. Olmuyoruz.

Sigara çıkıyor. İnsanlar eğlenmeye devam ediyor, eğlenmeye/ce-ee/eelence. Kadın, acaba içsem mi, diye pakete bakıyor. Ben sigara içmem ki. Adam aklını okuyor sanki. Paketi uzatıyor, kadın yakıyor bir tane. Dünyanın en çirkin şeyi dudaklarının arasında. İçine çekiyor, iyi geliyor.

Kadın, elini adamın koluna koyuyor.

***

Yarınya'da deprem başlıyor, tam bu anda. (Bir kelebeğin kanat çırpışı, dokunulsa kırılacak düzenler üstünde daha etkilidir.) Her şeyin gizli olduğu, neolduğubelliolanın temsili renklerin (kırmızı) ve şekillerin (kalp) bile ortadan kaybolduğu, gizlendiği, sotelendiği Yarınya'da her şey yerinden oynuyor, kırmızılar daha kırmızı, kalpler daha kalp oluyor. Deprem bazılarının kanını akıtıyor, bazı kalpler kırılıyor ama olsun.

Artık her his özgür.

***

_ Olmuyor. Gene yapamadım.
_ Noluyor, dönüyor muyuz yine demirlerdeki "bak bu lambayı seviyorum desem mesela, ama diyemiyorum işte!"lere?

Adam, kadının elinden tutup çekiyor.
_ Gel biraz çapkınlık yapalım.

Kadın adamın elini bırakmıyor, kalabalık. Ya onu kaybeder, ya da kendisi kaybolur yoksa. O kalabalığı yarıp üç adım uzağa gidiyorlar, çok uzaklaşıyorlar. Bomboş bir kültablası buluyorlar.
_ Ben seviyorum ama, çok seviyorum.
Sigara.
_ ...
_ Bundan sonra yine biz; ben ve siz varsınız.
Sigara bitiyor.
_ Varız tabi...
_ ...
_ İlk kez bir boş sigara içtim, senin için.

Adam bakıyor, çok sarhoş, biraz kendinde. Bakışının içinde kırılmaz, yanmaz yapışmaz bir dünya var, tüm bilinçlerin üzerinde. Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi... Kadın kayboluyor o dünyada.

Adam,
_ Sen, muhteşem bir insansın.
diyor.

Kadın adamın elini tutuyor, burnunu boynuna sokuyor. Ah, ne temiz kokuyor adam, tertemiz!

_ Ver bir yanak bakayım.
Memnuniyetle.


Akşam yanına kıvrılıp sızıveren adamı -belki son kez- kız arkadaşına teslim etmeden önce kadın, uyutuyordu onu, nefesini dinleyerek, saçını okşayarak. "Sen muhteşem bir insansın." Adamın saçını okşadıkça, düğüm açılıyordu kendiliğinden, dümdüz oluyordu her şey, Yarınya yerle bir oluyordu. Kurdele kadının ellerinden süzülüyordu, kutunun kapağı kalkıyordu, kızın içi pırpır ediyordu dünyanın en güzel heyecanıyla... Dünyanın en...

Dünyanın en güzel hediyesi açılır ve tüm dar vakitler genişlerken, kız şöyle diyordu içinden:
"Asıl sen benim en iyi arkadaşımsın."


(27 Ağustos 2010~10 Şubat 2011, İstanbul)

Barbaros yokuşu'na, Büyük Ev Ablukada'ya, Behçet Necatigil'e,
hikayeyi başlattıran bir adama, tamamlattıran diğer adama.

dünyanın bütün çiçeklerini diyorum!

agresif bir tını taşıyor bu şiir, benim agresifliğim diil o bi kere.

Naylon

"oh, you mean love!
you mean the big lightning bolt to the heart where you can't eat and you can't work and you just run off and get married and make babies. the reason you haven't felt it is because it doesn't exist. what you call love was invented by guys like me to sell nylons. i'm pretty sure about it.
you're born alone, and you die alone, and this world just drops a bunch of rules on you to make you forget those facts, but i never forget. i'm living like there's no tomorrow. because there isn't one..."

(Don Draper, Mad Men)

Çünkü;

halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar


(Turgut Uyar,
Geyikli Gece şiirinden)


Sonra; elim klavyeye gidiyor, elime vuruyorum, -höt! yazmak yok! Misafirler gelene kadar dokunulmayacak o sözcüklere. Misafirler kim mi? İyi saatte olsunlar geliyorlar. İyi saatte olsungiller "müsaitseniz bu akşam size gelicez" diye haber göndermişler, ben de elçinin kellesini tez vurdurup geri gönderdim, e onlar da buyuracaklar tabi bu akşam. Kan gövdeyi götürecek. Kimse kalmayacak ortada, sen de, ben de, o da. E biz bunu hak ettik. Bir tane ölümcül günah vardı, o da beni değiştirmeye çalışmaktı. İçime el uzatıldı. -höt! diye vurdum ben de, sen kimsin, sen, sen benden nasıl hala bir şey istersin?

Misafirler geldi, benim kellemi tez vurup gittiler. Tiz bir ses çıktı benden. Sonra her şey duruldu, her yer söndü, herkes öldü. Ancak öldüğümde rahatsız olunmadan bakılabilecekti gözlerime. Gözlerimize, tüm ölenlerin; bizi tüm saranların. Öldük, artık kaybedecek bir şeyimiz yoktu ve biz öldüğümüzde eller çok üzüleceklerdi. Yavaş yavaş el olanlar, uzun vadede kahrolacaklardı. Umarım olurlardı ve beter olsunlardı.

Sonra benim içimden bir şey çıktı, benden içeri olan ben olsa gerek, kalktı sözcüklere dokundu korkusuzca.
Korkusuzca.
Korkusuzca.
Karşımda sana da, bana da, ona da yetecek bir korku var, daha neyden korkacağım ki ben? Korkudan toz duman etraf. Hiçbir şey görülmüyor, anca el yordamıyla...


İyi saatte olsunların öfkesinden korkulmalı. Ölmeden öğrendiğim son şey buydu. Bir yaşıma daha girip öyle öldüm ben.

Korkmadan sözcüklere dokundum, bi de naylonla kapladım, al. Görülmüyor.
Gerizekalı.


(29 Ocak 2011, İstanbul)


Mad Men alıntısı gülş
'ten aparılmıştır.
Görsel: http://kargan.tumblr.com/

keşke yalnız bunun için sevseydim seni


olur mu anımsamamak onaltıncı louis'yi
14 temmuz 1789 akşamı, louis,
şöyle yazmamış mıydı defterine:
"bugün kayda değer bir şey yok..."

(Cemal Süreya, 18 Aralık şiirinden)
Tümü şuradan okunabilir.

Ya... Aslında anladınız siz onu. Ama sevdiğim bir alıntı var yine de:

'Have you ever had the experience,' Leon continued, 'of finding, in a book, some vague idea you’ve had, some shadowy image from the depths of your being, which now seems to express perfectly your most subtle feelings?'

(Gustave Flaubert, Madame Bovary)

Şiir sevmem. Cemal Süreya'yı açar açar okurum.

Dün gece tekrar bu şiir! Küçükken ben de, ben de öyle yazardım günlüğüme ama illa ki yazardım, yalnız değilmişim, yalnız olmamak hem de Cemal Süreya'yla (yoksa onaltıncı louis'yle mi?) yalnız olmamak... Ne güzel.

Aslında anlamıştınız siz onu. Ben yine de anlatmak istedim. Ne olur, ne olmaz.

Yazdıklarım Senindir

Yaşamak zor, gerçekten zor birlikte.

Yine de,
yazdıklarım senindir çoğu zaman.

Bülent Ortaçgil'in şarkılarım senindir'ini bilen bilir.

Şarkılarım bir şiirdir çoğu zaman, ben bir şairim işte o zaman, der Ortaçgil. Sonra resimleriyle ressam olur mesela. Sonra da, oyunların başrolü.

Oyunların başrolü, şiirin şairi midir? Ressamın resmiyle arasındaki ilişki, oyuncuyla oyun arasında mı var? Oyun oyuncunundur tamam, şiir de şairin. Ama oyuncu, biraz da oyunun kendisiyse (oyunun oluşturduğu kendisiyse sahnede) o zaman şair de aslında şiiridir, diyebilir miyiz?

Yarattığımız her şey, biraz biz değil miyiz?


(27 Aralık 2010, İstanbul)

...çünkü ayrılanlar hala arkadaş.

Nasıl altından kalkıyor, hiç anlamıyorum. Nasıl yaşıyor, nasıl hissediyor, nasıl bu kadar rahat?
... Ben deli gibi korkarken.

Bana uzakken iyi geliyor o. Bir kol boyu mesafe alıp öyle dursun. Hiçbir şey sormak, bilmek istemiyorum. Bilmezken iyiyim. O da konuşmasın, sormasın, sadece cevap versin. Olduğu gibi kabullensin. Beni olduğum gibi kabullensin. Ben ne benimle, ne de bensiz; böyleyim.

Ben mi o mu diye sorulmasın bana. Ben, hep ben. Başka bir yanıt veremem. Daha mutlu olamam, bu kadar mutsuzum çünkü. Her şeyi, her şeyi bıraktım; hala çok mutsuzum.


...
hiçbir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte her şey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
yalnızlık hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
...


Özgür
-lüğümüz
yoksa
yalnız
-lığımız
mıdır
?


(22 Eylül ~ 25 Ekim 2010, İstanbul)
Şiir: Attila İlhan - Ayrılık Sevdaya Dahil
Fotoğraf: Ara Güler (1965)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!