... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

doğumgünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğumgünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

35. yıldönümü

15 Nisan 2020 ve ben 35 yaşındayım. Dünya üzerinde 35 yılı devirdim. 35. yıldönümüm bugün. Bazen kendimi bir işe yaramamışım, bir yere ulaşamamışım, yanlış bir yoldaymışım gibi hissediyorum. Sonra bilge Cheshire Cat'in sözünü hatırlıyorum: "Nereye gitmek istediğini bilmiyorsan, hangi yoldan gideceğin fark etmez."

Geçenlerde Koç burcu beyninin komik bir tasviri çıktı karşıma, @glossy_zodiac adlı bir Instagram hesabında. Biraz bununla oynamak istedim. Kişisel blog böyle şeyler için vardı, dimi?



blind optimism
Buna karşı çıkmakla başlayabilirim. Kötümser addedilebilecek bir gerçekçiliğim vardır. Beni tanıyan kimsenin buna karşı çıkacağını sanmıyorum. Öte yandan, insanların panik, kaygı ve stres seviyesinin yükseldiği durumlarda (şu anki gibi global bir pandemi ilan edildiğinde mesela) sinir bozucu derecede soğukkanlı olabildiğim için, topluma göre iyimser kalabilirim. Ama kör iyimserlik? No.

zero tolerance for idiots
AF. Tabii ki. Cahil bir derece ama geri zekalıya tahammül etmek gerçekten zor. Geri zekalıyla söhpeti kestim.

generosity
Fena değilim sanırım. Ben kendimi aksi yönde yargılasam da cömert, eli açık biri olarak tanımlıyor beni insanlar. Umarım bu daha ziyade duygularla ilgili bir cömertliktir. Yoksa, yani. Koca servetimi çarçur edip, yine de ketum ve soğuk bilinmek istemem. (Benden de ne ketum olurdu ya!)

their hella sad playlist
Tekne tatilimizde (Temmuz'18) bir rakı masasında "Efkar." listemle insanlara "böyle ölmeyiz, füze at" dedirtmişliğim vardır. Bir ara neredeyse listenin adını S-400 olarak değiştirecektim, sonra ergen olmadığımı hatırladım.

scary temper tantrums
HEM DE NE! Fakat, saman alevinin sözlük karşılığıyım.

hating liars & fakes
İş mülakatlarımın vazgeçilmez yanıtı: Beraber çalışmayı en çok istemeyeceğim insanlar yalancılar ve -mış gibi yapanlardır.

baby energy:
Bir bebek gibi meraklı bir enerjiden bahsediliyorsa eğer, evet, benim o. Bir kadın bana "yaşsız" olduğumu söylemişti. Olgunluğun verdiğini bu bebek enerjim alıyor sanırım. Ya da tam tersi.

great humor
Kendime çok gülüyorum DERMİŞİM.

loving attention
Ama bunu sevmekten birazcık utandığım için, gizlisinden.

short attention span
Özellikle yavaş konuşan (ayh!) insanları ve "bunu iyi dinlemem lazım, burası çokomelli" dediğim konuları dinlerken. 

cuddling that leads to sex
:)

memes
Çok severim ama seçiciyim. Eyyorlamam bu kadar.

more memes
Tamam artık.

sex
:))

"Fight me" "Make me"
Athena'nın Pis şarkısına bir klip çekilecek olsa, moodboard'un tepesine bunu yazardım. İyiymiş. Vardır böyle tahrik unsurlarım. Fiziksel şiddete karşıyım, kavgaya değil. Kavganın kalitelisi tatsız da olsa, elzemdir. Hele sonu, tadından yenmez. Şimdi smiley koydurmayın bana.

taking risks
Pek sanmıyorum. Zaman kaybetme riskini göze alamadığım için, bir soruyu nasıl çözeceğimi düşünürken aslında çözmeye bir yerinden başlasam çoktan bitireceğim kadar zamanı denize dökmüş, matematik hocamdan da azar işitmişliğim vardır.

unconditional love & royalty
Doğru bu.

giving 0 fucks
Keşke. İnsanlar yanlış anlamasın diye kendimi anlatmakla harcadığım zamana bazen üzülüyorum.

impulsive decisions
(bkz. taking risks)


35 özelinde değil ama büyümenin iyi yanı kendini olduğun gibi kabullenmeye yaklaşmak. Ben bugün arkadaşlarımın yolladığı pastayı üflerken bir dilek tuttum; geçen Kasım ayının başında güneylerde bir yerde bulduğum şeyi, tamamen kendime ait olan o şeyi hiç unutmamayı diledim.

Mutlu yıllar bana.


(15 Nisan 2020, Mecidiyeköy)

:)

Sevimli filan davranmak zorunda hissetmiyorum kendimi, sosyal ilişkilerinin yükselişi fiziksel çöküşlerine bağlı olan tanıdıklarıma karşı. Birine onu önemsediğini onun istediği şekilde göstermekten imtina etmek acizlik bana kalırsa.

Çok mu mainstream geldi doğumgünü kutlamak?

Benim için doğumgünü önemlidir, bunu 98934801 kez tekrar etmem gerekiyorsa kendimi hiç tanıtamamışım demektir. Bu da benim aczim olabilir tabi.

Ben gülünecek bir şey göremedim vallahi.

Ben kocaman bir hıyarım, ama neden diye sor bi.

Hem kendimle kalamamaktan şikayet edip, hem de alabildiğine kendime dönük olduğum bir dönemden geçiyorum. Neden böyle, bilmiyorum. Günler geçiyor; gündüzler hep "akşam şunu yapacağım" diyerek ve yapmayarak, geceler "yarın şunu yapacağım" diyerek ve yapmayarak geçip gidiyor, yumak gibi yuvarlanıyorum zamanın içinde, ufacık bir parça bile açılmadan.

Zamanı unutuyorum. Gece yatmayı, sabah kalkmayı bilmiyorum. Zamanı sadece saatleri geri almak gerektiğinde, regl olacağım zaman ve trafikte skışmışken takip ediyorum.

İnsanların doğumgünlerini bile hatırlamıyorum artık; doğumgünlerinin üstünden günler geçiyor, haftalar belki ve ben bir gece boş boş televizyona bakarken içime bir sıkıntı giriyor, konuşuyor benimle sıkıntı: "Unuttun işte, bencilsin." Sıkıntım büyüyor kendime kızdıkça. Doğumgünü dahil hiçbir şeyi umursamayan arkadaşlarımın doğumgünlerini kutlamak üzere zahmetlere girdiğim zamanları hatırlayıp daha da hırslanıyorum kendime.

Arkadaşlarımın doğumgünlerini unuttuğum için kendime kızgınım. Asıl söylemem gereken insanlardan "iyi ki doğdun"larımı sakınıp başka insanlara dağıttığım için kendime daha çok kızgınım. Önce ben özür dileyeceğim arkadaşlarımdan, sonra kendim benden özür dileyecek ve bir daha yapmayacak. Yapmıyor zaten artık abisi, öğreniyor değil mi, aferin ona.

Tuba, Kayhan...
Doğumgünlerinizi unuttuğum için kocaman bir hıyarım ben.

İyi ki doğdunuz!

eksik bir bellatrix mi var...


Şarkıdakinin aksine, bazı yerlerden eksik kalmak istiyorum ki gökyüzü ciğerime dolmasın. Mesela bir doğumgününden eksik kalmak... Öyle bir adam var ki hayatımda, onun kırk yılda bir (ya da otuz yılda bir diyelim, gerçek olsun) kutlamaya karar verdiği bir doğumgünü, beni aşağıdaki insan türlerinin tümüyle bir araya getirebiliyor:

- Dostlar
- Tanıdıklar
- Ortaya karışık kızlar ve onlara yazmaktan başka gayesi olmayan muhabbetsiz adamlar
- Eski yavşak, yeni evli takımı
- Eski sevgili
- Eskiden sevgili olsun istediğim adam
- Eski dost (Eski dost, birbirine zıt iki anlam barındırır. Bazen ikisi iç içe geçer, birbirini de götürmez, ortada kalakalırsınız. Ben burada çirkin olan tarafa meylediyorum.)

Taşınmak, eksik kalmalar için iyi bir bahane olabiliyor.

Sözel Bezelye / Sayısal Bezelye

Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.


Bugüne, yani 24 Ağustos 2011'e yeni bir doodle ile başladık. Jorge Luis Borges'un 120. doğumgünüymüş bugün. Yıllar önce babamın getirdiği, hepsibirbirine benzeyen ilaç firmalarının acayip eşantiyonlarından biriydi bir parça papirüs üstüne yazılmış süsü verilen Anlar şiiri (bir diğeriyse Behçet Necatigil'in Sevgilerde'siydi). Şiiri bolabımın üstüne seloteyple yapıştırmıştım. Ezberlemiştim her gün giyinirken okuya okuya.

Bezelyenin temsil ettiği anlam büyüktü.


Bir de muhteşem bir ironisi vardı Borges'un: "1955'de Peron devrilince Borges hayâlindeki meslek olan Arjantin Ulusal Kütüphânesi Müdürlüğü'ne getirildi. ailesinden gelen hastalık nedeniyle görme bozukluğu çeken Borges bu dönemde görme yetisini tamamen kaybetti. 'Bana aynı anda hem 800,000 kitabı hem de karanlığı veren Tanrı'nın muhteşem ironisi" diyerek bu gerçeği kabûllenmiştir. (Umberto Eco unutulmaz romanı Gülün Adı'nda yer alan ana karakterlerden kör kütüphaneciyi Borges'ten esinlenerek oluşturmuştur.)'"

Çok sonraları gülün Adı'nı okuduğumda, bu esinlenmeden henüz haberdar değildim.

*

Yıllar geçti. Genetik menetik. Mendel (bazılarınca Mendıl okunur) vaktin birinde, bir 20 Temmuz'da ilk kez uyandığında, kendisini kocaman bir bezelyesever olarak buldu. Bezelyelerle haşır neşirliğinden koca bir bilim çıkarmıştı. Geleceğin mesleği, ama ne zaman geleceği bilinmeyen. "Biz mezun olana kadar çok önemli olacak" olan, ama oldurulamayan.

Google onun için de doodle yaptı. Güzeldi, sevdik.


Geçmiş doğum günün kutlu olsun Mendel. Teşekkürler, sayende Kıbrıs adası kadar genç, ne yapacağını bilmediği için klinik araştırmalarla uğraşıyor.


Kaynaklar:

http://siir.gen.tr/siir/j/jorge_luis_borges/anlar.htm


Börsel2010 ve 2009

Hazır başlamışken devam edelim bari geriye doğru. Börsel 2010 bu, 25 yaşımı bitirdiğim geçen yıl yapmıştım.

Yahu ben geçen yıl 25 yaşımı doldurdum. 26'ya değil de daha yeni yeni 25'e şaşırıyorum bak...

Bu da 2009'dan. 24 years that changed the world, hani "vallaha mı?" derseniz bir şey diyemem. Elimde değnek yok, dünyaya barış da getirmedim ama bir şeyler yapmışımdır herhalde. Kendim için bir şey yapmış gibi hissetmesem de, milleti yüksek lisansa falan soktum ne bileyim, onlar yetmez mi?

Mutlu yıllar banaaaa...

Börsel2011

Börsel'in öyle bienal gibi bir şey olmadığını söyleyeyim de entel ruhlar rahata kavuşsun önce. bellatrix ile görsel kırması uydurma bir sözcük alt tarafı. Üç yıldır doğumgünlerimde yaptığım şeylere bu adı verdim. Benim doğumgünümü hatırlatan bir şey işte, etkinlik afişi gibi falan.

Bu aşağıdaki 2011 börsel'i örneğin; yarın iştirak edeceğimiz içme aktivitesi için yaptım.
Adı: "15 Nisan kafa çekmecesi"

bir ... daha

Bir daha, dememeye kararlı falan dedim ama hani, istisnai bir durum var. Yakında bir yaşıma daha giriyorum.

Bu sefer, eğlenmeye oynamıyorum. Rakılı, mezeli, udlu, salaş, küçük, sakin; üzgünlüğün içinde beraber olduğumuz için mutlu olacağımız, huzuru arayacağımız bir yere gideceğiz.

İsteyen istediğini.
A la carte.

Yalnız benim için / Bebek'te üj bej tur

Duygulu duygulu "kapat gözlerini kimse görmesin / yalnız benim için bak yeşil yeşil" söylenen bir fasıldaydım. Geçen yıl yine aynı ben, aynı doğumgünü için -neredeyse- aynı fasıldaydım. Bunun tek iyi yanı, gitmemin -neredeyse- zorunlu olduğu bu fasıl sayesinde midemi rakıdan fazla uzak tutmuyor olmam.

"Seni çok sevdim / ölürcesine" diyordu adamlar. Adamlar çingeneydi. Oldum olası çingene fasılı sevmem. Oldum olası, "madem çingene çıkaracaksınız o zaman neden kişi başı 95 lira alıyosunuz amına koduklarım?!" dediğim fasılları da sevmem. Ama bu şarkıyı severim işte. Benim için, çocukluğumda ne kadar çok İngilizce bildiğine şaşırdığım annemin "close your eyes / anybody don't see" diye saçmalayarak İngilizce'ye çevirdiği bir Emel Sayın şarkısıdır bu. Dinlerken yeşil gözlü birilerinin aklıma geldiği bir şarkı olmamıştır hiçbir zaman ama işte, çocukluk hatırlatır. Fil hafızamı tazeleyen ve blogdan iyiden iyiye koptuğum bu yoğun zamanlarda beni herhangi bir şey yazmaya iten şeylerin tümü için emeğe saygı + rep.

Ve ben çok saçma şeylerden bahsetmek istiyorum; evet 3 duble içtim ve evet yerlerde kurular var, bugün liseden bir arkadaşımın umre fotoğraflarını gördüm. Geçenlerde nişanlanan çiçeği burnunda tesettürlü bir arkadaşım bu. Kendisi beni bir ara şaşırtmıştı. İnsan, orta 3'te bir arkadaşının evinde bira içip erkek arkadaşı Ege'den bahseden, sonra midesi kötü olup da hiçbirimiz nane limon kaynatma tecrübesi olan yaşlarda olmadığımız ve Alka Seltzer henüz icat olmadığı için kaynattığımız acayip şeye razı olan yaşam dolu bir insanın gidip "kapanacağına" ihtimal veremiyor. Veremiyor abi, avukat çıkıp, akabinde nişanlanacağına -yine Armine katalog çekimi gibi kıyafetler giymiş olarak- ve Umre'ye gideceğine, orada "aman da fistan pek yakışmış", "ah o Kabe ne güzeldi" gibi fotoğraf yorumlarının nesnesi ve öznesi olacağına inanamıyor. İnanamıyor abi.

Peki şuna inanabiliyor mu insan: 20 yıllık arkadaşı insanın, hani o eskiden rakıları takır takır deviren, her ay bir sevgili değiştiren arkadaşı uzun kollu elbiselerle gezip de birden içmekten vazgeçtiğinde (basbayağı bıraktığında içmeyi!), Bahçeşehir'de ev tuttuklarında, yakında evleniyor olduklarında ve çalışmaktan hepten vazgeçeyazdığında... İnsan buna inanıyor mu acaba, gerçekten kendi isteğiyle yaptığına her şeyi (belki,) ama gün gelip de eşi diye seçtiği adama "ben kendimi senin için bu kadar değiştirdim" demeyeceğine, inanıyor mu?

Garip geliyor.

En az, "bak yeşil yeşil"den sonra çalan "bebek'te üç beş tur atarım" kadar garip geliyor bu durumlar bana. Bu kadar saçma, bu kadar sığ ama her ikisi de aynı fasılda.

Şimdi kimin rüzgarına püf der bilmiyorum ama, bu fasıl bitmez.

bellatrix için günlük vakti

bugün iki saat uyudum. dün gece değil, bugün. dün gece uyumadım.

bir okul üşümesi, bir cadde mantısı, bir ev oturması sıkıştırdım 12'de uyandığım güne. ev oturması, liseden arkadaşlarımla. biri ortaokul-lise, biri ilkokul; yani dile kolay 20 yıl. benim bu aralar anlatabileceğim hiçbir şeyin onlar için karşılığı yoktu, ben de anlatmadım. zaten işlerimiz güçlerimiz, konuşulacak şeyimiz çoktu her zamanki gibi.

beyza'nın doğumgününü unuttum. hayır, beyza'nın doğumgününün 9 ocak olduğunu değil, bugünün 9 ocak olduğunu. bu da özür diler gibi yazılan bir şeydir; hayır, amacım o değil. beyza artık bu blogu, kafasına estikçe okuyor biliyorum. o dışa dönerken ben tam tersini yapmamalı, beyza'mın doğumgününü unutacak kadar kaybolmuş olmamalıyım.

örneğin 174 sayısını sektirmeden aldığım uykusuz'un 1 tanesini almayı unutacak kadar kaybolmuş olmamak gibi. yok, aslında 173 sayıyı ben aldım. ilk sayı ben dergi satılmayan bir yerdeyken çıktığı için eski sevgilim almıştı, benim için, sabah telefonuma gelen kapak resmi ile uyanmıştım, bir de dergiyi tuttuğu eli de çekmişti ki elinde olduğunu anlayayım diye. gazetenin tarihini gösterme kafası. keşke o fotoğraf telefonumla birlikte çalınmış olmasaydı.

bir insana kaç kez aşık olabilirdiniz? kaçını hatırlayabilirdiniz? ben karşılıklı birer tane hatırlıyorum, benimki bu anlattığım an, onunkini de yeri gelirse yazarım.

şu an, tam da şu an bunu düşünme zamanımmış: ilk aşkları, aşkların ilklerini, ikincilerini, üçüncülerini... sorgusuz ilk mutluluğu, birinden ayrılmış olmanın hüznüne rağmen yaşanan o pis ama paha biçilmez mutluluğu.

yazacaklarımı tam zamanında yazmış, neyim var neyim yoksa tam zamanında söylemişim. bunun için mutluyum.

bundan sonrası...
gönülden gördüğüm saatli maarif takvimine göre, bellatrix için günlük yazma vakti beyler.

1. Blogdönümü

Bu yalnızlık nanesine birinci çare, hala müzik dinlerken eve girmek ve televizyonu açıp evde ses yaratana kadar da müziği kapatmamak. Bugün işe yaradı bu. Elimde Tüyap'la yarışacak kadar kitapla dolu bir torba olmasının da etkisi var tabi bunda.

Çünkü yalnızlık nanesine ikinci çare, kitap.

Uzun zamandır şöyle keyifle kitap okumadım. Okuyamadım, başına oturamadım. Oysa bir engelim yok ki? Tamamen yerleştim, başucu lambamı bile tamir ettim, artık hazırım yeni kitap kokusuna ve ilk sayfalara atılan tarihlere.

Sonracıma...
Bilgisayarım var, müziğim var, izlemediğim onlarca film var. Evim var misler gibi, yatağın altında da canavar yok. Yine de evde ses, nefes, sabah bir günaydın... güzel.

Yazıyorum. Yazacak şeyim var hem de bi dolu. Hiç bitmesin.

Unutmuşum bile, yaklaşık 20 dakika sonra blogu açtığım Ekim ayının sene-i devriyesi olacak. Aslında ilk tarih 7 Ekim'miş ama dedim ya, unutmuşum bile. İkinci yılıma girmişim. Blogumun yaratıcısına teşekkürler, o olmasa ne yapardım bilmiyorum (yazar burada "o"nun ne tür bir zamir olduğu kararını okuyucuya bırakıyor).

Kasım geldi. Senenin başından beri diyorum: yılbaşı geldi lan!

Ne oldu, ciddiye almaya başladınız mı şimdi? :)

Püfffft!


Nice mutlu yazılara.

Ya da eski editörün deyimiyle;

Keyifli okumalar.



(31 Ekim 2010, Levent)

İyi ki 'olmak'

"İyi ki doğdun"dur benim kalbimde en güzel doğumgünü tebriği ve ben öyle herkese iyi ki doğdun boncuğu dağıtmam bu sebeple. Dilim varmaz.

İyi ki doğdun demek birine, iyi ki varsın demektir; iyi ki buradasın, hayatımdasın demektir.

Sadece 3 sözcük.

***

Bu yıl aldığım en umut verici dilek "inşallah alık ve tasasız bir insan olursun" idi. Ne kadar isterdim! Kendimi kurcalamamayı, deşmemeyi, yaralamamayı, bir "hıhh!" burnubüyüklüğünde uçuşup durmayı, "ii" diye cevap verip sonra pişman olmamayı, son mesajı atan olmamayı, o iki harfi gördüğümde yaşadığım sevince rağmen o telefonu açmamayı işte, hani kendime "açma" dediğim gibi açmamayı...

Sakince yaşayıp gitmeyi,
Gidip bir gelincik tarlasında yatmayı mesela,
Tasasız, alık ve gelincik gibi hava ve sudan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadan,
(hava gibi, su gibi olanlara ihtiyaç duymadan en çok da)
Ne kadar isterdim!


***

Detoks, insanı mutlu eden kötü alışkanlıklarından kurtulmak değil midir?

***

Çok kısa bir zaman sonra bahsedeceğim bir kitap var, Buket Uzuner'in yazdığı "Balık İzlerinin Sesi". Bitirip, kalakaldığım bir kitap. Oradan mı bulaştı bilmiyorum ama bir normallik algısıdır gidiyor içimde; ben normal miyim, değilsem neyim, bu kendini beğenmişlik sayılmaz mı, hangisi daha iyi veya normalin içinde seçkinden, seçkinin içinde normalden ne kadar var...

Normalliğini benimseyen ve bunu kurcalamayan 19 yıllık dostum Gamze'nin doğumgünü bugün; hiç haberdar olmayacak bu yazdığımdan muhtemelen ama yine de,

İYİ Kİ DOĞDUN GAMZE !

(04 Mayıs 2010, Gayrettepe)

Kutlu Doğum İki Haftası

Sıradan ve karamsar (çünkü benim karamsarlığım sıradan) doğumgünü yazımın üstünden takriben on gün geçti ama böyle yaptıysam bi sebebi var: Beyza'mı daha dün görebildim, dolayısıyla annemden gelen ilk doğumgünü hediyemden dün aldığım son doğumgünü hediyesine kadar tam iki hafta etti!

Kutlu doğum haftası herkese nasip olur (haşa! dediğinizi duyar gibiyim, zor kullanmadan dağılınız) ama kutlu doğum iki haftası olmaz, derim ben (bakınız, kendimi beğeniyorum).

Tam da harıl harıl kareoke mekanı ararken, Dodo ve Gülş'ün yazılarını okumamla mekanda yer ayırtmam bir oldu, sonra da hatırı sayılır miktarda adamı doldurdum oraya; iş tayfası, lise tayfası, ENSO tayfası, Portakal Suyu tayfası... Çoğunlukla berbat seslerimizle utanmadan bir de şarkı söyledik :) Bence en başarılıları It's My Life ve Does Your Mother Know oldu, ama haklarını vermem lazım, gelmekle kalmayıp bir de Gamzelim patlatan Sam-Aslı-Erdem-David dörtlüsü de takdire şayandı. Erce'nin kankalarıyla hoplaya zıplaya içeri girişi ve sanki saatlerdir ordaymışçasına aradan şarkıya girişi de öyle.

Bir de Askı'm kanjimle Yaz Yaz Yaz söyledik ki eğer Mor ve Ötesi o şarkıyı gerçekten o kadar kırptıysa, tatlı su sosyalistlikleri dışında bir sevmeme sebebim daha var kendilerini! (Şunu yazmadan dinleseydin ya diye düşünenlere teşekkür ediyorum ve fakat bilgisayarım tıp oynuyor, neden bilmiyorum) Neyse, yine de biz onu aradan çıkardık en azından... Bense, sadece Daha Mutlu Olamam'ı söylemekten vazgeçtim, çünkü daha mutlu olabilirdim.

Yine pasta ayarlamadım kendime çünkü aynı dileği tutacaktım, o yüzden mekandaki üçüncü mutlu yıllar şarkısı çaldığında üstüme alınmadım. Ama madem oldu, ben de bir değişiklik yaptım bu sefer ve değişik bir dilek diledim.

İyi ki doğdum, orkid şarkısı söylemedim, Allah belamı vermedi, gördün mü 25 oldum!
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!