... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

içmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

dünyanın en nafile "şerefe"si



"Başlayan ve biten bütün arkadaşlıklar şerefine" içerse insan, yalnız içiyor.

Karşıdakinin ruhu duymuyor, haberi olmuyor.




Şu linkte, güzel bir şiir ve iyi bir niyet var:

http://kultursokellasi.blogspot.com/2012/02/iste-renk.html

%

tüm çizimlerini taradım, bulamadım:
bana öfkenin resmini çizebilir misin Erinç?



Bazılarının twitter hesabının içerdiği alkol oranı, benim ömr-ü hayatımda tükettiğimden fazla. Orda içtik, burda kafayı çektik, şurda check-in oldum, "o son kadehi içmeyecektim", ve yine şimdi tekrar sol, mi, do...

Bazı insanların önüne set koyan ben olabilirim, kabul. Rahatsızlıklarını açıkça konuşmak isteyen ve konuşan da ben olduğum halde, duymak istediklerini duyamayan ve üzülen taraf olan da benim ama. Bu devranın nasıl döndüğüne aklım ermiyor.


Şimdilerde beni ve hayatındaki yerimi zerre kadar umursamayan arkadaşlarımı şöyle sıkıca tutup omuzlarından, sallayıp "sen ne yaptığını sanıyorsun hayatına?" diyesim geliyor. "Sen benim tanıdığım, sevdiğim, bağlandığım insanı nasıl öldürürsün?" diye hesap sormak istiyorum onlara. Öldüren kendisi olsa da, benim arkadaşımı öldüren, benim canımdan can alan insana kızmaya bence hakkım var.
Tokat atmak istiyorum; ama sonunda tokat yiyenin utanıp adam olduğu cinsten, Türk filmi tokadı.

Bazen içimden alevler çıkacak, ağzımı açsam ortalığı yakacağım sanıyorum. Konuşarak bile değil, bildiğin alev püskürterek. Onları rezil etmek istiyorum, madem beni umursamıyorlar, sevdikleri başka insanlar da onlara sırtını çevirsin istiyorum.

Sadece bana yaşattıklarını anlamaları için istiyorum bunu.


Anladıkları zaman bir daha hiç ağlamayabilirler.

blush

*lık*

pembe kadehte pembe şarap içmek gibisi yok. yok, gerçekten yok. mesela bizim evde altılı bir kadeh seti var, içinde beyaz ve kırmızı yok. mavi kadehte mavi, turuncu kadehte turuncu şarap içemeyeceğimize göre, iddiamı kanıtladım demektir.

*lık*

"...sen nehirleri yataklarında ayırırdın da örterdin üstümü..." diye şarkı yapan bir grup dinlemeye değerdir. kim ne derse, kim ne kadar beğenmezse beğenmesin. hayatıma girdiğin için mutluyum büyük ev ablukada. ayrıca "sen nehirleri"nde bir kelime oyunu olduğunu ve onu fark ettiğimi düşünmek hoşuma gidiyor. onların hiç kelime oyunu yapma gibi bir niyeti olmamış olsa da.

*lık*

bazı kızlar tüm erkek arkadaşlarıyla, ne kadar yakın arkadaş olurlarsa olsunlar, hep ufak bir mesafede duruyorlar. yabirşeyolursa mesafesi diyorum ben ona. bir nevi temkin, herhangi bir sarhoş olma ya da çok yalnız kalma halinde her şeyin değişmesi ihtimalini göz önüne alma... ya da sadece, böyle bir aura. seksilik hali.

her an yatacakmış gibi görün ve göründüğün gibi yat.

*lık*

bana yüzyıllar gibi gelen birkaç yıldan sonra ilk kez, chat yapmak için büyük bir istek duyuyorum.
allahım.
nükhet duru'nun bununla ilgili bir şarkısı olmalı.

*lık*

murathan mungan şarkılarıydı sanırım, bir albüm vardı, gazetelerden birinin hediye verdiği. tümü murathan mungan'ın sözünü yazdığı şarkılar, ilk aklımıza gelenler tarafından değil de, başka şarkıcılar tarafından seslendirilen... çember'i nükhet duru söylüyordu. nükhet duru "ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın" derken "hani işte böyledir" gibi değil, "işte böyledir ve böyle olacak!" gibi, karar vermemi ister gibi söylüyordu. ders verir gibi. didaktik. gerilmiştim, neresindeyim çemberin, diye.

baktım, "söz vermiş şarkılar"mış albümün adı.

*lık*

yumiyum diye bir şey vardı, ne güzeldi o. ilkokulda dershaneye giderken çok yerdim. meyve suyunun, misbonumsu şekerlerin vişnelisini tercih etmem ilk, çokşeker standlarında vişneli yumuşak şekerlere filan saldırmam. ama yumiyumun vişnelisini çok severdim.

*lık*

televizyonda battal gazi'nin oğlu var ve emin olun, televizyondaki en komik ve tek izlenesi şey şu an bu. bir cellat (cellat olduğu da daha öldürme işine başlamadan kafasına taktığı maskeden belli bir cellat) adam asmaca oynarken üç çizgiyle çiziktiriverdiğimiz darağacını tahtadan yapmış, yere çakmaya çalışıyor. yere darağacı inşa etmiyor yani, almış ikea'dan, onu dikiyor yere. bir başkası, posta güvercinini angry bird gibi atıveriyor fiyuuuuv diye. bir başkası, erketeci rolünde, ebabil gibi ötüyor güya ama "adam geliyor la" diye seslense bu kadar dikkat çekmez. çok iyi olm. emin olun, bir kadın hiçbir zaman tecavüzcüsünü veya tecavüz teşebbüsçüsünü unutmayacağı ve ona aşık olacak kadar umutsuz olmayacağı için "bilimkurgu" olarak nitelendirilebilecek "fatmagül'ün suçu ne?"den çok daha iyi bir şey izliyorum. bilimkurguda çok iddalı değilim yalnız. fabl da olabilir.

battal mı, battal gazi mi olm, karar verin ama. "battal'ın oğluysan..." demeyin adama mesela. "çok güzel hareketler başlıyor" gibi bir şey bu. halbüse o programın adı o değil.

*lık*

dünyanın dört ülkesinde ve çeşitli şehirlerde dondurma yedim, sütlü çikolata parçalı carte d'or kadar iyi dondurma çok az yedim diyebilirim. hmm mm. afiyet olsun bize!

*lık*

isim-soyad itibariyle desteklendiği üzere, şimdiye kadar bana takılmış en güzel ve anlamlı takma ad "şuku"dur. çok seviyorum. ismimden daha şahane olmasın, bence çok iyi.

*lık*

herkes şarabını iiiçmiş, sıra şukuya gelmiş, iç şuku iç, iç ki sarhoş olasın, kafayı da bulasın, ııııııı... :} neyse şey.

Twitter, bazen uzakları yakın edensin.

Sosyal ağların zaman kaybından başka bir şey olmadığını söyleyenlere diyecek tek bir şeyim var: Bazen, iki kişi arasındaki mesafe bir zıvana uzunluğundan fazla olduğunda ve aslında o mesafe kısa olduğunda da çok tanışmış sayılmadığınızda, o burun kıvırdığınız sosyal ağlar sizi tanıştırıyor, yakınlaştırıyor, güldürüyor, ortak ediyor. Öldürmezse, güçlendiriyor.

Twitter, bazen uzakları yakın edensin.

O zaman bu kadeh cömo'ya gelsin.
Şerefelerimle efendim.

booze in a carton

or, cartons of booze!



http://www.mymodernmet.com/profiles/blogs/alcohol-milk-cartons

yasak elmalı martini.

tam neye kızıyorum, onu da bilmiyorum. sarhoşluğa mı? sarhoşluğa sığınılmasına mı? yalana mı, yalan ihtimaline mi? aslında bir yerdeki en güzel kız olmayışıma mı, yoksa olma ihtimalime mi? (beauty is in the eyes of the beholder) çocukluğuma mı, fazla büyüklüğüme mi?

herhangiliğime mi, muhteşemliğime mi; hangisinin doğru olduğunu bilemeyişime mi?

esas kendime mi, esas oğlana mı?

tam neye inanacağım, onu da bilmiyorum.

(gözden çıkarılamayacak kadar değerli olduğuma, sanırım?)

kim demiş yasak elma kırmızıdır diye.

Meseleye bir matematik problemi edasıyla yaklaşmak yardımcı olacak belki de. Hayat iki artı ikinin hayatta dört etmediği (üstelik çoğunlukla daha az ettiği) bir yer olsa da, umudumu kesmek istemiyorum müspet bilimden.

Çözmem gereken şey şu: Yaşadığım şeyin büyüklüğü ve şaşırtıcılığı mı beni bunu herkese anlatmak istemeye iten, yoksa sadece ve basitçe, anlatmak istemem mi? Öğrenmek istemem mi? Duymak istediğim şeyleri duymak istemem mi? (Bu sonuncusu çok tehlikeli bak.) Hakkında her şeyi duymak istiyorum, peki bu (aşk değil de) nedir?

İçimde tutup kendime saklayamayışımın sebebi ne? Kendimden mi taşıyorum? Neden kendimi yollarda buluyorum, uykusuz ama yorgun değil, asla değil? İsyankar, heyecanlı, yorgun, şüpheci belki.

Her şeyi anlayınca ne olacağını bilmiyorum. Hiçbir fikrim yok. “Koyveririm gitsin be” diyorum, "hani anı yaşayalım bu sefer de, önceden düşünüp planlayarak olmayacak"... Ama bu bile bir plan. Bu bile senaryo. Belki hiçbir şey konuşulmayacak, belki konuşulacak bir şey yok bile. Belki hepsi koca bir -OH bulutuydu; uyuyup üfledik, the end.

Yasak elmaya kimse sormamıştır, ısırılmak isteyip istemediğini.


Uğruna paralanacak bir ilişki daha bulduğum için mutlu olmalıyım. Nefesini dudaklarımda hissettiğim adama “seni de kaybedemem” diyebilecek, ona bu sorumluluğu yükleyebilecek kadar kendinden geçmiş bir kendindelik içindeydim ben.

(Vazodan bahsetmeseydik vazo kırılır mıydı ya?)

Arınmaktan Arınç

Bülent Arınç geçenlerde şunları söyledi:

"Hayat içkiden ibaret değil. Hayat seksten ibaret değil."

Bülent Arınç daha sonra şunları kaydetti:

"Bir kısım çağdaş düşünceye sahip olduğunu söyleyenler sadece içki ve seksle olaylara bakıyorlar. Evet onlar da bir insan için çok büyük ihtiyaçlar. Onlara da ihtiyacımız var. Onlar da bir şekilde tatmin edilecek ama Türkiye bir hukuk devleti. Bu hukuk devleti içinde de her şeyin bir ölçüsünün olmaması, özgürlüklerin sınırsız olmadığı gibi çağdaşlığı içki kadehlerinde aramak ve orada bulmak isteyenlere ithaf olunur."


Hayat gerçekten de içki ve seksten ibaret değil. Yani...

Manisa Mesir Macunu Saçım Festivali'nde vatandaşa avuç avuç mesir macunu attırıveren birinden bunları duymak zorunda değilim. Lakin durum ilginç.

Bu ihtiyaçların "bir şekild
e" tatmin edilmesi iddiası beni biraz korkutsa da, merak içindeyim. Gelişmeleri bekliyorum.

Ha, bu arada günün erkek çocuk ismi Arınç'tır beyler.


(22-23 Ocak 2011, İstanbul)
Kaynak : http://www.internethaber.com/bulent-arincin-icki-ve-seks-kriteri-323088h.htm#ixzz1BrJbArPJ

#ickimedokunma

Gençliğin bir konu üstünde bu kadar aynı fikirde olması gözleri yaşartıyor.

green fairy

You know what they say?
Absinthe makes the heart go yonder.


August Strindberg

Görsel: http://galadarling.com/

Bi gariplik var beyler.

Bi gariplik var beyler. Saat 18:47, işteyim, çıkabilecek gibi de durmuyorum, önümde ofis dışında geçireceğim bir hafta ve bu bir hafta boyunca takip edilmesi gereken işlerin listesi var (işleri yapamayınca listeyi yaptık haliyle), akşam Cem'in ilk maaş axessi var diye seviniyorduk, ah demirlerde içmeyeli ne kadar oldu diye ama hayvan gibi gök gürlüyor, olsun lan, ne fark eder, ENSO'mla olacağım ya.

Bi gariplik var beyler. Hava kötü, iş kötü, ben mutluyum. Mutlu olduğum her an gibi, beni mutsuz eden bir şey aradım hemen, minicik bir şey, ufacık, bulamadım. Oysa bir şey yaptığım yok, bir işe yaramıyorum şu hayatta, sadece yazıyorum kendi kendime, hayatta tek aktivitem bu ve yaşamımın tek döngüsü. Tek döngüsü mü, yok canım bu cümle yanlış oldu :)

3 gün sonra bu saatlerde Vec'le muhabbette olacağız; kim bilir daha kimlerle. Bavul hazırlamaya ve ne unuttum diye düşünmeye inanılmaz üşensem de şu an, İngiltere'ye gidiyorum lan, Moris misali dünyayı unutup (umarım) kendimi biraya vericem (özellikle Irish). Nasıl böyle, boş boş dolaşmak istiyorum, nehir kenarında banklarda oturmak ve ordan kalkıp öbürüne oturmak, yüzbinlerce fotoğraf çekmek ve sürekli ama sürekli not almak istiyorum.

Bi gariplik var beyler, hayatımda her şey yerli yerinde gibi, oysa ki değil veya ben olmadığını sanıyordum ama bak, öyle gibi sanki. Değil mi. Neden dedim kendi kendime, kendine acıyorsun ki; hiç dışarı çıkmazsan nasıl şikayet edebilirsin yeni insanlarla tanışmamaktan veya hep veren sen olursan nasıl korkabilirsin ki yalnız ölecek olmaktan? Çünkü ne dedi Çağdaş, çok verici adam da yalnız ölür. Değil mi, ama.

Ama.

Eeh, yeter yeter, öleceksek ölelim; zaten her şey yavaş yavaş tükeniyor, her ilişki, herkes ve ben kedilere özenmekten vazgeçtim artık.

Şimdi İstanbul'dayız anasını satayım, bu anın, bu arkadaşlığın, bu hayatın değerini bilmek lazım. Değil mi. Sürekli vızıldanarak, ağlanarak; olmayacak şeyler bekleyip, isteyip kendimizi mutsuz ederek nereye kadar; bırakmalı biraz da akışına. Çünkü ne dedi Çağdaş, akıntı böyle gidiyor, kendini bıraksan bir yerde (başlangıç noktana uzak veya yakın) karaya vuracaksın nasılsa. Bir işe yarayayım mı istiyorsunuz hayatta? Çalışacaksınız. Bir işe yarayayım istemiyor musunuz? Daha çok çalışacaksınız. KOBİ'ler, yani küçük ve orta büyüklükteki insanlar için başka yol yok.
Önemli olan o delikten bir şeyler tırtıklamak kendinize, eşelemek böyle; mutluluk aslanın ağzında.

Bi gariplik var beyler; hiç bana göre değilse de ben savaşmaktan ikinci emre kadar vazgeçtim. Tek başıma savaşmak tek başıma araba kullanmak kadar sıkıcı; eğer Sancho Panza'm yoksa ben yeldeğirmenlerinin önünde oturur yıldızlara bakarım; onların ışıklarına bir de (kırmızı, kırmızı, kırmızı) veririm selamımı, şerefe.

Haydi vur kendini şaraba... Akşam içiyorum beyler, size de şerefe.
(24 Eylül 2010, Ortaköy)

Elveda Meyhaneci!

Ofiste bana yapışan bir cümle var: "Ona o kadar para verilir mi yea!"

Çünkü verilmez abi. İnsan 250 lirayı ayakkabıya verirken düşünür. Ben düşünüp vermem, her şartta vermediğim için de bu cümle bana yapıştı kaldı.

***

Tam da benim gibi bir elisıkıyı sevindirecek bir şey fark ettim: Sarhoş olamıyorum.

İçiyorum, içmiyorum değil. Ama olmuyor. Etrafımdaki insanların kafasına erişememek güzel değilmiş. Yanımızda yıllarca hiç içmeyen arkadaşlar bize nasıl tahammül ettiler, aklım almıyor çakırkeyif arkadaşlarıma ve onların arasında bok varmış gibi ayık duran kendime bakınca.

Bu durumda her yere arabayla gidebilir ve 20 liralık kokteyllerden artık hiç içmeyebilirim. Nasıl tasarruf ama?

Baba Doğulu'ya selam olsun; aşık da değilim hamdolsun.

Foto: Bozcaada Corvus, Temmuz 2010

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!