... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Efes Pilsen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Efes Pilsen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

maviyle iyi giderim


"SunExpress'ten tam 100.000 Avrupa bileti her şey dahil 44 euro" diye bir mail geldi bugün. Kalkıp Bruges'e mi gitsem. Mesela.

Halbuki birkaç yıldır kaçırdığım Efes Pilsen Blues Festival var haftasonu ve ona bile gidesim yok üşengeçlikten. En son gittiğim festivalde hoplaya zıplaya eğlendiğimi hatırlıyorum ve o hal bana şu an çok uzak geliyor. Bugün karnım acayip ağrıyor diye de olabilir, haftasonunun iki gününü de sabah 9 akşam 5 bir otelde, kendim vermediğim ve almadığım bir eğitimde harcayacağım diye de...
Zaten canım sıkkın dünden beri, şehit haberlerine, yapacak bir şeyim olmayışına, ülkenin bu karışık haline, her şeye.

Bu iki gitme isteği/isteksizliği çok farklı, biliyorum. Hatta birine gitmek istemediğim bir ruh hali içinde olduğum için diğerine daha çok gitmek istediğimi de biliyorum. Blues da tam bu haldir, evet evet, onu da biliyorum.


Hm.


Ben bugün gidip odamdaki açılmadık kolileri de açayım da kafam biraz rahat etsin iyisi mi.
Siz de Norah Jones'tan What Am I To You? açın, ama altında olmadık anlamlar arayıp kafamı yormayın. Şarkı güzel.

Sokakta hayat var da, bana mı var?

Bi Sokakta Hayat Var! hikayesi vardı, bildiniz mi? İşte o ortaya çıkmış sonunda:


Ünlü olduk muhabbeti yapıp Andy Warhol'a bağlamayacağım; ama akışı takip edip sorulara yanıt verdim. Sitenin hepten yalan olduğu çıkan sonuçtan belli: Gecelerin hakimiymişim! (Darkwing Duck mıyım neyim, Allah beni kahretmesin...)

Gerçi "hacı, en iyisi ev" dememek için şehrin göbeğinde oturuyoruz ama ani bir kararla Bebek'te üç-beş tur atmışlığım var mı, yok. Milletin "ulan otur otur nereye kadar, kalkıp bi dolaşalım, iki tek atalım" dediği saatlerde eve girmeyi tercih ettiğimden, dışarı çıkacak halim de olmuyor. Ben de 6'da eve girip yemeğimi pişirsem, 9'da o yemeği yakma yürüyüşümü yaparım tertemiz.

Olsun, ben her an Beşiktaş'a inebilme, Taksim'e arabasız gidebilme ihtimalimi sevdim. Bir de Tuborg'u sevdim, hatta bana burnumun yerini şaşırtan kırmızı tuborg candır benim için (belalı birasına atfedilen öykü için, büyütüp bakınız).

Efes de, hayat dolu sokaklar da kusura bakmasın artık...

(26 Temmuz 2010, Ortaköy)

Grilled Shepherd

Erdinç, Erink veya Erinç arkadaşımızın ittirmesiyle kendimizi Anneler Günü'nün akşamüstüsünde Bronx'ta bulduk Portakal Suyu tayfasıyla. Çekim varmış, adam lazımmış. Şu hayatta başrolde oynamak varken figüran olduk falan, arkadaki kalabalık olduk işte, zaten şu koca evrende hepimiz birer küçücük nokta değil miyiz... (it goes on without end)

Efes'in "Sokakta Hayat Var!" adlı kampanyasına dahil olmuş olduk kıyısından. Kah merdiven çıktık, KESTİK! olmadı, indik tekrar çıktık; kah bira içtik (haliyle; hem neredeyse Erinç kadar sevdiğimiz bir şey daha varsa o da beleş biradır); aynı reklam şarkısı tekrar tekrar çalarken eğlenir gibi yaptık, sonra cidden eğlenmeye başladık hatta hopladık zıpladık o biçim.

Tam Taşoda sonrası, önceki gece kendimizi kaybedercesine içmişken, ilginç oldu. Gerçi "Abi sokakta hayat varsa biz neden Bronx'tayız?" diye sorgulamadım diyemem; ama yönetmenin işine karışılmaz, elimizden biramızı alır mazallah, boğaz tokluğuna veya bira göbeğine çalışıyoruz şurda.

Mekanda piyon gibi bizi diktikleri noktalarda, kokteyl havasında muhabbet ederken uzakta bir kız çarptı gözüme. Tanıdık geldi, çıkaramadım; sonra fark ettim: Ortaokuldan Burçin, lisede Alman veya Avusturya Lisesi'ne geçmiş olan ve bir daha, 10 yıl boyunca hiç görmemiş olduğum Burçin. Uzun uzun baktım, o da bana baktı ama tanımadı, yanımdan geçerken "Burçin?" dedim, "efendim?" dedi sen de kimsin yahu ses tonuyla. "Bellatrix ben". "Aaa, tanıyamadım, naber ya?"

Öyle ayaküstü konuştuk, onun artık hiçbiriyle görüşmediği lise arkadaşlarımızdan, onunla birlikte gidenlerden, evlenip barklananlardan, yakında evleneceklerden... On yılda ne yaptığımızdan, nereye doğru değiştiğimizden konuştuk. "Görüşelim yaa" demedik, özellikle görüşmeye uğraşmayacağımız belli olduğu için. İşte bunu seviyorum.

Beklenmedik ama hoş bir sürprizdi; bir ilkokul arkadaşımı tesadüfen feysbuktan bulduğum ve geri kalan tayfayı toparladığımdan beri, bu kadar uzun zamandır görmediğim biriyle karşılaşmamıştım.

"Hiç değişmiyorsun, ilkokulda neysen aynısın, aynı surat işte!"cileri haksız çıkarır şekilde kız da beni tanımadı üstelik; üzülsem mi, yoksa sevinsem mi ki?

(09 Mayıs 2010, Taksim)
Yemek için Erinç'e, başlık için Konak kebapçısına teşekkürler :)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!