... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

fıkra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fıkra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

RTE Üniversitesi


"Rize Üniversitesi Senatosunun bugün yaptığı ve tek konunun isim değişikliği olduğu toplantıda, üniversitenin adının Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi olarak değiştirilmesi görüşüldü. Yapılan toplantı sonucunda Rize Üniversitesinin adının Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi olarak değiştirilmesi, 23 üyenin tamamının oy birliğiyle kabul edildi."


Haber linki.

Aklımıza bi fıkra gelir, gülerdik eskiden. Ya da önce güler, sonra fıkrayı ona uydururduk.

Şimdi RTE mi gelsin aklımıza, ne gelsin?
(Ona da güleriz gerçi)
Üfff...

Bir Poliklinik Efsanesi

"mağrur"

SAHNE: Hınca hınç dolu bir poliklinik, beyaz önlüklü doktorlar ve beyaz Ceyo terlikli hemşireler oradan oraya koşturmakta, hastalarda bir telaş, bir sıra kavgası; "ben önce geldim", "yav ben kantine kadar gittiydim", "benim işim çok kısa"lar havalarda uçuşuyor.

Yeni düzenlemelerle 5 dakikada bir hastayla işini bitirmek zorunda olan doktorların, angarya işlerini pasladıkları asistanları sürekli bir hasta ismi bağırıyor mübaşir gibi. Herkes tüm tetkiklerini, MR'larını, röntgen sonuçlarını ve daha neleri varsa hazır etmek zorunda; zaman yok, hiç zaman yok...

"Fatma Aslan!"

Bir kadın giriyor içeri, yaşlıca, başörtüsünü çenesinin altından bağlamış, doktora gelecek diye özenip Polaris terliklerini giymiş... İki dakika geçiyor geçmiyor; mübaşir asistan fırlıyor dışarı elinde tetkik sonuçlarıyla, kızgın:

"Bu hastanın scan'i nerde?!"

Önce çıt çıkmıyor kimseden. E kadın yalnız gelmedi ya oraya canım? Tekrar soruyor asistan:

"Fatma Aslan'ın scan'i nerde?"

Kapının önünde yaşlı bir adam huzursuzca kıpırdanıyor, eliyle kasketini düzeltiyor, önünü ilikleyerek kalkıyor ayağa, hafif ama mağrur bir sesle:

"Burdayım doktor bey."


(Anonimdir, şehir efsanesidir, kişi uydurmadır...)
fotoğraf: buro. ismi ben verdim.

Tencere önemlidir.

Bir akşam yemeği davetine fotoğrafçı çağırılır, davetlilerin fotoğraflarını çeker. Ertesi gün fotoğrafları vermeye gittiğinde ev sahibesi:

_ Fotoğraflar çok güzel çıkmışlar, fotoğraf makineniz çok iyi olmalı, der.

Fotoğrafçının cevabı şöyle olur:

_ Sizin de yemekleriniz çok güzeldi, tencereleriniz çok iyi olmalı.


İstanbul'a bahar neden gelmedi.

Baharı bekleyen kumrular görünce ağızlarına vurasım geliyor yemin ediyorum.

***

_ Gidin lan burdan. Anlaşmadan, öpüşüp barışmadan da dönmeyin.
_ Ama bellatrix...
_ Hasstir ordan bellatrix gibi!

Kovdum onları. Melek falan dinlemem, sinirimi bozmasın kimse. Zaten ne geldiyse başımıza bu melek figürüne bayılan kızlardan geldi, çok şımarttılar bunları. Elin, yolda görsek dönüp bakmayacağımız bebelerinin eline bakıyoruz resmen, neymiş efendim, "bahar gelecek"miş.

Gelemiyor evladım. Ben engelliyorum, var mı itirazı olan?

***

Aslında eskiden böyle biri değildim. Herkes kendi doğduğu mevsimi en çok sever derler. Böyle genellemelere inanmam ben ama yine de, insan düşünmeden edemiyor. Ben de bahar çocuğuyum! Ben de severim çiçek açmış ağaçları, yüzünü göstermeye başlayan güneşi, azgın kedileri, mevsimlik kıyafetleri, yaz planlarını... Kilo vermenin daha bir zorunlu görünmesi ve herkesin bundan bahsetmesi dışında her şeyini severim baharın. Yazın istediğiniz kadar soyunamaz, kışın istediğiniz kadar giyinemezsiniz belki ama bahar tam aradadır, candır.

Yalnız hep toz pembe değil, serseridir biraz itoğlusu. Sizi ters köşeye yatırıp hasta etmesi ve aşık etmesi de mümkündür.

Zaten tüm sorun da buradan, bu algıdan ve bu umuttan çıkıyor.
Bir türlü gerçekliğe ermeyen bu umuttan...

***

Bir fıkra dinlemiştim vaktiyle. Fıkra dinleme, ezberleme ve zorda kalınca hemen anlatma yeteneğine sahip biri değilim ama olabildiğince toparlayayım.

Bir ilkokul çocuğu okuldan çıkınca kendisini karşılayan annesine der ki:
_ Anne, benim kafam karıştı.
_ Neden yavrum?
_ Bugün önce hayat bilgisi dersi vardı. Öğretmen bize yağmuru anlattı. Denizlerden buharlaşan su tekrar sıvı olup yere yağıyormuş. Sonra din dersine girdik; öğretmen dedi ki bütün doğa olaylarını ve mevsimleri, karı, yağmuru, hepsini Mikail yapıyormuş... Şimdi ben hangisine inanacağım?
_ İyisi mi, suyu buharlaştırıp yağmur haline getirenin Mikail olduğuna inan.

Ne şiş yansın, ne kebap yani.

Biri dindar, biri ateist iki ebeveynin illa ki çarpışması gibi, bilimle açıklayabildiğin bir şeye bir ilahi güç yerleştirmek (diyorum ya, kadınların parmağı var bu işte). Bunu geçtim, bir de kimin tanrısı, kimin meleği derdimiz var.

Mikail ve Eros. Tam bir kaos onlarınki, asgari müşterekte buluşmamakta ısrarlılar. Oysa Yunan mitolojisi de pekala anlaşabilirdi İslamiyet ile. Mikail bahara hazır; çiçekler açıyor her yerde, giysiler naftalinden arınıyor, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı lalelere yine milyonlar yatırmaya hazırlanıyor... Lakin, Eros efendi uyuyor. Neymiş, kavgalılarmış. Birinin getirdiği baharı öbürü tanımaz, oklarını çıkarmazmış. Çünkü Eros tanrıymış, öbürüyse melek. Tamam, bence de Eros'a tanrı demeye bin şahit ister ama olacağına bak sen...

Aldım bunları karşıma, "aşk olmadan bahar neye yarar ulan?" dedim, cevap yok.

Onları huzurumdan kovmam bu yüzden işte. Aralarında anlaşmadan; bana, bize yine gülecek bir neden getirmeden gelmesinler, istemiyorum.

"İstanbul'a bahar neden gelmedi" diyorsanız, sebebi budur.


(14 Şubat 2011 Uludağ ~ 22 Mart 2011 İstanbul)

Görsel:
http://weheartit.com/entry/1626236

noktası nerde evladım, demiş, 'belki'sinde demiş çocuk

Belki.

(belki üstümüzden kamyon geçer)
***

Beğenmedi bu cevabı, olur öyle. Ayrıca, oh olsun. Ben de her zaman uğraşamam, öyle.

***

Öğretmen kaldırmış öğrenciyi, sormuş "bana içinde P harfi olan bir kelime söyle evladım"

"Şişe" demiş çocuk.

"Oğlum dalga mı geçiyorsun, P şişenin neresinde?

"Tıpasında örtmenim."
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!