
"Gerçekten insanın zihnini açacak bir şey olmalı sinema. Zihnimiz açılsın, daha mutlu olalım diye değil. Hayatımızda bir adım daha ileri gidebilelim diye. Nereye doğru? O da belli değil. Ama olsun."
Reha Erdem
(Türkü'ye teşekkürler)
Eve geldim, zerre uykum yok, kıvrılıp yatmak istiyorum ama uykum yok, konuşmak da istemiyorum (hiç istemiyorum hem de), bir şey dinlemem lazım ama dinlediklerim beni günün daha öncesinde (F.Ö.: Filmden Önce) bile tatmin edememişken şimdi ne dinleyebilirim ki... Evet camı açtım, kalabalıksınız, nefes alamıyorum gidin başımdan,
istemiyorum,
Kosmos'tan çıktım ben.
***
Neler geçti kafamdan... Kendimi birden 15 yaşımda buldum. Valikonağı caddesinde bir sinemada, bir haftasonu buldum kendimi. Kim olduğunu umursamadığımız bir yönetmenin, nasıl olduğunu umursamadığımız filmine gidiyoruz. Ninth Gate filmin adı, ben (çoğu şey gibi) çok net hatırlıyorum. Yine.
3 kişiyiz,
onlar arkadaş,
biz arkadaşız,
biz değiliz.
Artık değiliz. Ve bu, bana harika bir hismiş gibi geliyor.
Bu harika bir histi ve ben eksiğimin ne olduğunu, ancak 15 yaşıma dönünce anladım.
***
İnsanların arkadaşlıklarla ilgili zırvalarının yalan olduğunu, doğru olduğunu, tekrar yalan olduğunu ne zaman düşündüm; 15-20-25 yaşlarımda mı?
Tahammülsüzleşiyorum, hem de kendi zırvalarıma karşı bile. Yazdıklarımla birlikte tortop edip, atasım geliyor kendimi ama yüksekten şöyle. İB'nin çatısından! Hala çıkmadım oraya, çok iyi olmaz mıydı?
***
Vecihe olsaydı şimdi, "bu sondaki şarkının sample'ı" derdi, "Gocce di Memoria'yla aynı." O olsaydı derdi. Ben, bunu söyleyebileceğim biri olsaydı da anın kabuğunu çıtlatmamak için söylemezdim.
Söylemedim nitekim.
***
O filme nasıl gittiğimi de (çoğu şey gibi) çok net hatırlıyorum. Taksim'de bir sinemada, kendi başıma izleyeceğim bir filmi bekliyorum. Yandaki salonda bir film bitiyor, ben Ferzan Özpetek'in yeni filminden haberdarım ama, izlemek için henüz bir girişimde bulunmamışım. Gocce di Memoria çalmaya başlıyor, insanlar salondan çıkıyor (geri sokasım geliyor), ben orada durakalıyorum.
Kendi filmimin fragmanlarını kaçırdım, ilk defa bilerek.
***
Önce saf oluyoruz, sonra hayatı çözdüğümüzü, olgunlaştığımızı, olduğumuzu sanıyoruz; sonra bakıyoruz ki hiç olmamış, hiç olmamışız. Her şey tersine dönmüş. 20 yaşımızda dalga geçtiğimiz hayata 15 yaş bakış açısının aslında doğru olduğunu 25 yaşında itiraf etmek için bir filme gitmemiz ve bir yerde dizlerimizin tutmaması gerekiyormuş.
Neyse ki, sadece ayakta duran insan bayılır. Bunu tekrar etmem gerekti kendime.
***
Kaldı ki, 15 yaşımda da 15 yaşında bir büyüktüm ben.
***
Kosmos bana bir de, sevdiğim bir öyküyü hatırlattı: