... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

çöpçatanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çöpçatanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tanıdığınız bir kuzgun var mı?

Friends'te Ross'un bir repliği vardır ki zaman geçtikçe daha mantıklı geliyor:
"Somehow, over time, it got easier being apart from you."


"Sana birini buldum ama kilo vermen lazım."


Annelerin çöpçatanlığındaki en büyük sorun, size sevgili hatta koca değil, kendilerine dünür seçmeleridir. Gittikleri, -sizin deyiminizle- musiki cemiyetinden tenni tenni tennenni bir arkadaşı ile dünür olsa ne güzel olur diye, henüz bir kez gördükleri bir çocuğu size yap(ıştır)maya teşebbüs edebilir, üstelik bunun için size şart koşabilirler.


Damat adayımızın bilinen özellikleri şöyle (dikkatli okuyun, soracağım sınavda):
Ankara'da iyi bir üniversitede okuyor, benimle yaşıt, bu yıl okul bitince yurtdışında çalışma gibi bir fikri var, bu olana kadar İstanbul'a ailesinin yanında yaşamak üzere gelecek ve geçenlerde O Ses Türkiye izlerken annesini arayıp oradan beğendiği bir kızı göstermiş, o kız da zayıfmış.

(Ayrıca çocuğu tanımıyorum evet ama, Behzat Ç. varken O Ses Türkiye izleyen ve annesini arayıp televizyonda kız gösteren çocuğun alnındaki L harfinin kaç font olduğu hakkında bir tahminim var. Lakin olayların nasıl bir konjonktürde geliştiğine bakmak gerektiğine karar verdim. Acele bir karar verirsem font 100+ deyip geçeceğim çünkü, yazık.)

Parantezden önceki cümlede kaç tane mantık hatası buldunuz?


Sanırım siz çok buldunuz, ama benim için tüm hikayedeki saçmalıkların hepsi 1 ediyor: Hiç tanımadığım, henüz üniversitede okuyan, birkaç ay içinde ailesiyle oturmaya başlayacak olan ve toplamda, benim yaşımda bir baltaya sap olamamış bir çocuğa kendimi beğendirebilmek için kilo vermem gerekmesi.

Size bir şey söyleyeyim mi: Ne o kadar şişman, ne o kadar umutsuzum.


Ha, bir şey daha soracaktım: Tanıdığınız bir kuzgun var mı? Varsa annemle tanıştırmak istiyorum da...


(04 Aralık 2011, Kayışdağı)



Hikaye henüz bitmedi. İlk bölümde, anneyle kızın diyaloğunu, 3,5 saatlik bir Dede Efendi'li Türk Sanat Müziği konserini ve müstakbel kayınvalidenin "ay aynı benim oğlan" "sana bakınca benim oğlan aklıma geliyor" deyişlerini izledik. Bakalım kahramanlarımız bir sonraki bölümde ne gibi maceralara yelken açacaklar...

Status: Closed

Şşşt, nereye la?

Bundan birkaç ay önce bir arkadaşım, yaklaşık iki yıldır beraber olduğu sevgilisinden ayrıldı. Biten ilişkinin haftası dolmadan, helvasını yemek ve dedikodusunu yapmak üzere toplandık. Böyle zamanlarda bize ayak uyduran bir erkek arkadaşımız da geldi, yanında bir arkadaşıyla. Çocuk Boğaziçiliydi, bizden birkaç yaş büyüktü, Alanis Morissette dinliyordu (ve şarkı sözlerini de biliyordu) falan filan. O tuvalete gitmek üzere yanımızdan kalkar kalkmaz, kendisini getiren arkadaşım bizim helva sahibine dönüp kaş göz yaptı. O da "yok yea" dedi; ki kendisine seni seviyorum dendiğinde "ii" diye yanıt vermişliği olan biri olarak bu iki kelime çok şey anlatıyordu: Çocuğu günahı kadar beğenmemişti.

Hikayenin bana geldiği kadar size de saçma gelmesi için şu bilgiyi vermem gerekiyor: Arkadaşım üç gündür, bense ondan oldukça uzun bir süredir yalnızdım.

Medyumlara (gerçekten), falcılara (arkadaşın annesi gıyabımda baktı) danıştım, yok, tıs. Ulan biri de desin ki üç vakte kadar, kısmet mısmet... Vallahi gözlerini kaçırıyorlar, yetmezmiş gibi sorulduğunda da afaki cevaplarla geçiştiriyorlar; neymiş efendim, "seneye Nisan'la Kasım arasında biriyle tanışacakmışım". E bi siktir git afedersin, yılın hepsini deyiverdin zaten?

Tutturmuşlar bir "kendini kapamışsın" hikayesi... Kendimi kapatmış filan değilim. Sadece yalnızlıktan başım dönüp de, normalde takılacağım şeyleri hoşgörmeye başlamadım. Yani tanıdığım birtakım insanlar gibi "nefes alsın yeter" seviyesine düşmedim henüz, "isterse çamurdan olsun" diyeceğim tek şey romanlardır, hala. Bir adamın hareketlerine fitil olup onu artık görmek istemeyebilecek kadar harcama kredim var aşk hayatımdan... Fitil olma seviyesine gelmek zordur ama o itin götüne bi kez sokuldu mu, çıkması daha da zordur.

Bunlarla beraber ve bunlardan bağımsız olarak, merak ettiğim konu o "kendini kapamışsın" hissini nasıl ve ne yaparak yaydığım... Şimdi, gerçekçi olalım ve adımlarımızı geriye doğru takip edelim. Aşk meşk işleri birincil konuşma konum olmasa da, ortalıkta "yalan dostum aşk diye bir şey yok" diye mırıldanarak gezmediğim aşikar. Erkeklere sövmüyorum, hatta kadınlara daha çok sövdüğüm kesindir (son zamanlarda hemcinslerimin tarafına geçmeme neden olan olaylar tamamen arkadaşsal olduğundan, konuyla ilgisi yok). Hatta bu yüzden beni sevmeyen, haklının yanında olduğum ve/veya gerzek triplerine çanak tutmadığım için bana "erkek delisi" diyen kızlar bile olmuştur. Çok da fifi.

Okulun bittiği, işinse durağanlaştığı hayatın bu dönemlerinde artık "arkadaşın arkadaşı ya" dışında bir tanışma şekli duymamama rağmen şimdiye kadar kimseye "yakışıklı arkadaşın var mı?" diye sormayışımın ise iki sebebi var. Birincisi, illa ki öte yakışıklı adam peşinde değilim ki soruyu o şekilde sorayım. İkincisi, iki tarafın da durumun farkında olduğu çöpçatanlık teşebbüslerinde taraflar çok gerildiği için ilişkinin yitip gittiğini görmem. "Olacağı Varsa Da Olmamak" adlı bir çukur o, Alice'in kara deliği gibi, düş allah düş.

Tüm bunlardan, hala düşünme kabiliyetimin yerinde olduğu, gözüdönmüşlükle aklımı yemediğim gibi sonuçlar çıkarabiliyorum sadece. Kendimi ne noktada kapadığımı hala anlayabilmiş değilim.

Ha, arkadaşımın getirdiği çocuğun gerçekten de "yok yea" olduğu sonradan ortaya çıktı, o ayrı.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!