_ Laik bir devlette, diyanet.gov.tr diye web adresi olmasıdır yavrum.

Caps: Columbia Suicide Severity Rating Scale (C-SSRS)
Düşündüm de, neredeyse tüm yazılarım "abi ben anlamıyorum yaa" diye başlasa yeriymiş. Aşk meşk işlerinin nasıl döndüğünü anlamıyorum, insanların müzik zevksizliğini anlamıyorum, birine anne veya abi olmadan nasıl arkadaş olunuyor onu anlamıyorum, ilişkiler neden değişiyor ve neden sadece ben umursuyorum bunu; aileme neden laf anlatamıyorum, bu kızlar niye böyle, kadın şöförler niye şöyle... Anlamıyorum. Basbayağı saf mıyım neyim?
Buna rağmen herhangi bir yazımı anlamak, anlaşmak veya türevleri diye yaftalamayışım da kayda değer bir ironi olsa gerek. Ahanda bu yazıya yapıştırıverdim onu da.
Bu kadar anlamadığım şey olduğu için mi yoksa bu kadar şeyi anlamamama rağmen mi hayatım zor geliyor bana, zordan da öte dar geliyor, onu çözemedim. Gene yapamadığım bir şey, bak.
Ignorance is bliss arkadaşım: Hayatı, aşkı, kafaya takılan her şeyi çiçek böcek, güneş bulut sanıp / sayıp rahat olmak da vardı. Oldu mu, olmadı.

Kısa bir süre denize giremiyorum, bir sukurbağasının bu saatte evde ne işi olur yoksa?
Ah bu, bir tribin içine girip saklanamama rahatsızlığı, nasıl olur ya diye -hala- şaşırma salaklığı yok mu... Yanımda bana bu kadar değer veren adamlar varken, başka kimlere arkadaş, kimlere can dediğime; kimi alnından öptüğüme şaşıyorum.
Oysa ki neredeyse hiç tanımadığım bir Kaan'ın bir ICAMES gecesi manzarada çitlere yaslanmış yatarken bana verdiği sıcaklığı başka kimse vermemiştir. Bu kadar kısa sürede... Bu kadar kocaman bir adamın omzuna yaslanıp, çitler bizi kaldırır mı, aşağı düşer miyiz diye endişelenmemek olası mıydı? O yanımdayken düşmeyeceğimi biliyordum demek ki!
Hey gidi...
İçimdeki sıkıntı begonvillerimize baktıkça geçiyor. Dün nargile dumanıyla üfledim birazını. Bu akşam da rakıyla içimi temizleyeyim, su ayağımdan alsın tüm elektriği, götürsün istiyorum.
Huzur istiyor, huzur buluyorum. Ötesi boşmuş gibi, İstanbul yokmuş gibi.
Ben gerçekten satışçı olamazmışım. Şirketimin boykot edildiğini gördüğümde, bir değil iki değil, sinirden ağlardım herhalde eczanenin önünde.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun efendim, ben şu an "Ne mutlu Türk'üm diyene!"den ziyade, "işleyen demir ışıldar" ile "müzik ruhun gıdasıdır" arası bir kafadayım, hayatımı blog molaları kurtarıyor.