... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

de!


"Bağlaç olan de ayrı yazılır" diyorum sana, umrunda değil ki Hamdi. Bana böyle aptalca bir şeye nasıl taktığımı anlamayan, şaşıran gözlerle bakıp soruyorsun:
_ Niyeki?


Ulan o "ki" de ayrı olacaktı...
Gerizekalısın Hamdi. Ağzımdan çıkanı anlamamandan belli.

La senin Türkçe hocan kimdi?

O belgeyi dürüp, adamın ağzına ağzına vursan da olurmuş Harun komserim!

örgüt diyemem, kal diyemem...

... sen goncasın, gül diyemem!

Dink kararını veren hakim: Örgüt yok diyemem


Dink davasında "terör örgütü yok" kararı veren hakim açıklamalarda bulundu: Bu cinayetin birkaç simitçinin işi gibi basite indirgenmesine karşıyız. Bizce de basit bir cinayet değil. Azmettiren birileri olması gerekir ama deliller bu kadar.

(...)

Davalar uzayınca da kamuoyundan baskı geliyor, baskı altındayız. Ayrıca davanın uzatılması için yapılanlar da var. Biz elimizden geldiğince davayı uzatmadan karar vermeye çalıştık. Ancak 4.5 yıl kimileri için uzundur, kimileri için de kısa.

(...)

Terör örgütü olabilmesi için de bir eylem değil birkaç eylem yapmış olması gerekir.

(...)

http://www.ntvmsnbc.com/id/25315075



Ben bu açıklamadan 1 şey anladıysam o da şudur: "Bi kereden hiçbi şey olmaz."


Oysa ki "örgüt", topluluk adıdır ve eylem sayısına değil, kişi sayısına bağlıdır. Şahsen pek tutmadığım "ama işte napalım" TDK'nın tanımında bile, aşağıdaki şekilde geçer:


İlginç değil tabi bu durum. Ülkede kim Türkçe biliyor ki hakimler bilsin?

Siz sırf de'lere ki'lere takıldığımızı zannededurun daha...

adı lazım değil, baş harfi a

Allah'la ilgili yazımsal fikrim Dünya ile bir: Kendisinden bahsediyorsam büyük harfle, nida olarak kullanıyorsam küçük harfle başlarım.

Örnek 1:
"Sonra da Fırat, 'allaam yareppim' diye bağırdı ve Tahsin'e doğru koşmaya başladı."

Örnek 2:
"Bahadır Baruter bir karikatürünün bir yerine 'Allah yoktur' yazdığı için hapse girecek neredeyse."

Ha unutmadan... İnsanın inanç özgürlüğüne, ona dünyevi bir ceza kesmeye yeltenecek kadar saygısız ve tahammülsüz olan herkesin baş harfi, en az kendileri kadar küçüktür benim lügatımda.

mutsuzluk kahvesi

Kahve paketini açarsın. Krema paketini de açıp, boşalan kaseyi tekrar doldurur, büyük bir titizlikle paketleri kapatıp kaldırırsın. Tam istediğin kadar kahve, krema ve şeker koyarsın kupaya, baş ağrısına, korprıt yorgunluğa birebir, oh, mis gibi bir kahve içeceksindir. Kupayı alır, dalgınlıkla su sebilinin mavi musluğuna dayayıverirsin!

Ne yaptığının ayırdına varana kadar krema kesilip topak topak, buz gibi kahve karışımının üstünde yüzmeye başlamıştır bile.

Keyfin kaçar. Henüz bu olayla seninle birlikte dalga geçecek insanlar yoktur çalıştığın yerde (çalıştığın yerde, bu olayla beraber dalga geçebildiğin insanlar olmasını umursamıyorsundur artık). Bozuntuya vermeden alır kupanı, çıkarsın mutfaktan.


(Mutsuzluk kahvesi, mutsuzluk üstüne içilen kahve de olabilir, mutsuzluk kakalayan kahve de; çünkü Türkçe böyle güzel bir dildir.)

kes'me

_ Houston?!
_ Efendim canım.
_ Houston burda bissürü mayo var, Dünya'ya gönderiyoruz. Haberiniz olsun.

"de'leri ayrı yazamayan insanlar"a o kadar uyuz olduk ki, sonunda bir mucize gerçekleşti de artık herkes her şeyi ayrı yazıyor. Eskinin "sende mi Brütüs"ü, oldu "sen'de mi Brütüs"

Şimdi de Dünya'ya mayo ihraç ediyormuşuz. Çok mu çok oluyoruz, ne?

hayli naçizane

Pek sevgili arkadaşım inesistente geçenlerde demiş ki:

"türkçe çok saçma lan. uykulu/uykusuz ve sallama hiç/salla gitsin. tdk bunlara bi şey yapsın"

Türkçe çok saçma değil bence, çok da güzel bir dil. Ama saçma tarafları var, evet. Tabi biz de eğip büküyoruz dili günlük / argo konuşmada. Yoksa düzgün kurulmuş hiçbir edebi cümlede veya bir atasözünde günümüzde en sık kullanılan anlamıyla "sallamak" diye bir şeye rastlamadım ben. "Uykulu" için pek bir şey diyemiyorum, o bayağı başarılı bir örnek :)

Bir de gün içinde çok fazla İngilizce kullanmaktan gelen bir alışkanlık var ki o da duyduğunu çift taraflı düşünmek. Örneğin "nice" sözcüğünü Türkçe bir paragrafın içinde başka, İngilizce sözcüklerin arasında başka okuruz. Bugün biri "hayli enteresan" dedi yanımda ve benim aklıma şu geldi:

"Hayli enteresan"ın haylisi, "highly" olmasın aslında?

Bunları düşünmek lazım...

Bir Behzat soyadı olmayan Ç.

Kodumun bebeği.
Bi de iddiaya bak; en güzel kitaplar serisinden en güzel adlar sözlüğü. Sanki onda da Berk yok, Gamze yok amk.

Gönenç diye bir arkadaşım vardı ortaokulda, adının anlamını hiç sorgulamadığım bir tip. O zaman tdk'nın kişi adları sözlüğü de her ayfondan erişilebilir değildi tabi, bilgiye ulaşmak zordu, hey gidi hey. Bir gün Türkçeci "gönenmekten gönenç" demişti. Acaba gönenmek neydi, bunu da pek merak etmemiştim o zamanlar. Üşenmiş olmalıyım. Yine.

Çocuklara isim koymak giderek güçleşiyor, benden söylemesi. İsimlerde Türkçe karakter kullanmama nanesi çıktı çıkalı mertlik bozuldu, lakin çocuğun ismi iki tane gavur tarafından zor telaffuz edilecek derdiyle böyle şekillere girecek değilseniz (yürüyün be!) o vakit birkaç isim önerebilirim size: Gerinç, Kasınç, Tükenç (bu favorimdir), bir de Uyunç (fırından yeni çıktı).

Türkçe'ye aşığım, lakin compliance'ın karşılığının uyunç, neurosurgery'nin karşılığının nöroşirürji olması beni düşündürmüyor değil. Henüz o raddeye gelmedik ama böyle giderse günün birinde biraz ara verebiliriz ilişkimize ve ara dediğin benim için, o an için ifade etmek istemediğim bir sondur Türkçe. Bunu böyle bilesin.

Uyunç ne yahu.

Pekala "huzme" de koyabilirsiniz çocuğunuzun ismini. Cin fikirlerimle devam edeceğim, isimler konusunda çalışmalarım devam ediyor. Uyunçmuş.

Edilgenleştirilinmeler


Yanlış kullanılan her söz batıyor kulağıma, hepsini örneklemekle uğraşamayacağım bile. Bugün şu meşhur "yapılabilinir" lafını duyduğumda aklıma dershanedeki Türkçeci Nebi hoca geldi.

"Yapılabilinir" diye bir sözcük olamaz arkadaşım. Gramer olarak belki zorlarsan olabilir de, ben senin demek istediğinin o olmadığına eminim. Düşündüğünle söylediğin arasındaki üç basamaktan birinde kaybolmuşsun belli ki.

İstersen irdeleyelim, Vedat Gür'den öğrendiklerimiz boşa gitmesin: Yapmak fiili nesnesine göre geçişli fiildir, yani nesnesi vardır, "neyi?" sorusuna cevap verir. Yapılmak fiili geçişsizdir, edilgendir. "Neyi yapıldın?" diye soru olmadığı gibi, fiil kim vurduya gitmiştir, beğenen alsın diye öyle, ortaya konmuştur.

Fiil bir -il ekiyle, öznesini ve nesnesini aynı anda kaybetmiştir (Allah düşmanımın başına vermesin).

Bir kişi bir şeyi yapabilir; bir şey sözde öznelerce yapılabilir. Kafamızı karıştıran bu meşum -il ekinin bir benzeri de -n ekidir; okumak/okunmak gibi.

Sonuç itibariyle, "yapılabilme" işine bir de -n eklemek, gereksiz bir edilgenlik daha yükleyerek kendimizi sonsuz bir döngüye sokmaktan başka bir şey değildir ve işte bu noktada Nebi hocamın tespiti bu kadar yıl hatırlanmaya değerdir, katılsak da katılmasak da:

Kendisine göre, fiillere bu kadar gereksiz edilgenlikler yüklememizin ardında, toplumca edilgen oluşumuz yatmaktadır.

Bir dilbilgisi hatasından sosyolojik tespit nasıl çıkar diyenlere, kazan fıkrası misali sorarım: Atatürk'ün ağzından şiir yazıldığına inanıyorsun da, edilgenliğimizin dilimize yapıştığına neden inanmıyorsun?

"Şey" kadar zor bir şey


"Her şey insanın elindedir. Onun için sık sık elinizi yıkayın."
Stansilaw Lec

Öğretemedik abicim: "Şey" ayrı yazılır.
Siz de iyisi mi elinizi yıkayın.

allaseñ

En sevdiğim ve en çok kullandığım sözcüklerden biri sözlüğe girmiş dediler, gittim baktım hemen:


Tabi Büyük Sözlük'te değil, Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü'nde çıktı. Afyon'danmış ama merak ettim ñ nereden alıyor kaynağını; Kürtçe'den mi?

Noktalamamalar

Tevazu göstermediğim tek şey, Türkçe'yi kullanışım olsa gerek. Bir yazım kılavuzu değilim ama insanlar beni öyle bilirler, takıldığım şeyler varsa da hiç çaktırmam. Dilbilgisi konusunda isteyen öğretmenle kapışırım (yani öğretmen olunması şart değil ama en iyi onların bilmesi gerektiğini düşünerek konuşuyorum, farazi...) Şu an edat tümleci diye bir şey yok, neyden? sorusu artık dolaylı tümleç buldurmuyor, şapka kalktı - şapka geldi filan gibi gereksiz yere sürekli değişen kuralları yeterince hızlı takip edemiyor olabilirim yalnız, önceden belirteyim.

Hep diyorum, yön duygusu dağıtılırken ben onu bırakıp (nasıl diyor Boğaziçi Tarzancası, drop edip) fazladan dilbilgisi almışım. Bu sadece Türkçe'yle ilgili bir durum değil, dile istidadım var biraz. Gelin söyleyeyim must mı yoksa have to mu kullanmanız gerektiğini. Bir de diyorum ya, bilmesem de çaktırmıyorum. Bir şeyi duydum mu da unutmuyorum çünkü, çöp beynim sağolsun. Hiç izlemediğim filmler veya dinlemediğim müzikler hakkında iyi atıp tutarım eğer istersem, hiç de anlamazsınız. Bir kez Trivial Pursuit oynadım hayatımda, ama amacından şaşmış şekilde her bireyin kendi bacağından asıldığı bir oyundu; "en çok senden korkuyorum" dedi bana bir arkadaş, "sen fena ezicen bizi". Öyle olmadı nitekim, çünkü onlar bana inanmamış olsa da ben tarih ve dünya coğrafyasından hiç anlamam, hiç ilgilenmemişimdir.

Oyy oy. Bugün kendimi gerçekten iyi hissettiğimi burda böbür böbür sesleri çıkararak kanıtladım, noluyor yahu.

Aslında tüm bunları yazmamın sebebi kulağıma gelen birtakım laflar. Örneğin, küçük harfle başlamam cümleye, yanlış yerde tire atmam, bitişik yazmam bazı şeyleri ve en önemlisi de, noktalama işaretlerim!

Beni tanıyanların tahmin edebileceği üzere, yazılarımı ilk yazdığım şekilde bıraksam dahi -ki bu bile genelde olmaz-, mutlaka döner okurum ve takıldığım bir toz parçası varsa değiştiririm onu. Aklınız hiç kesiyor mu benim gibi bir adamın lafa boş yere virgülle başlayacağını?

Mutlaka bir sebebi var... Virgülle başlıyorsam hemen öncesinde yazmadığım, bilerek atladığım bir şey vardır. Bir şeyin ikincisini yazıyorsam, birincisini kendime saklamışımdır, öylesi daha iyi olacağı için (Amerikalılar Karadeniz'de 2 gibi salak bi reyting peşinde değilim). Sonuna kocaman bir nokta koyduğum yazı, o konuda söylemeyi tercih ettiğim son şeydir: Ya söylenecek sözüm bitmiştir -ki ukala olduğum için bu da çok sık olmaz-, ya da artık başkasının bana bir şey söylemesi gerekiyordur. Küçük harfle başlıyorsam, küçük harfle yazıyorsam bir sebebi olur, aynı rumuzumu küçük harfle yazmam gibi: bellatrix. Ünlemim ünlem, soru işaretim gerçekten sorudur; soru sormuyorsam nokta koyarım.

Smiley'lere fazla itibar etmemem bunlardandır biraz da.

Onurlu dün dedi ki, önemli olan spoiler vermeden sinema yazısı yazmak. Ucundan göstermeden merak ettirmek, dimi? Orası öyle, hem ayrıca, bence daha önemli olan smiley koymadan güldüğüm, ağladığım, nefret ettiğim, sevdiğim, o an havaya zıpladığım hissiyatını vermek. Ben tam başarabiliyor muyum bunu? Hayır, veya henüz değil, diyelim.

Ama olacak.

Kendimi okumak istiyorum!

Okudukça anlayan biri değilim, konuştukça anlarım ve bunu da hep söylemişimdir.
Konuştukça fark ederim dersi de, dünyayı da, kendimi de. Okumak bana yazma dürtüsü ve konusu verir sadece.

Ama dönüp dönüp kendi yazdıklarımı okuyorum. Daha iyi ifade edebilir miydim diye bakıyorum hani yazdığımı yeniden yazarım hesabı (yazarım tabi -sözlerimi geri alamayabilirim yalnız-) ya da içinde kendime dair bir ipucu arıyorum; ya da çok az blog takip ediyorum herhalde ki iki saatte bir işe ara verip yeni bir yazı görmeyince canım sıkılıyor, eh, ben en son ne yazmışsam onu okuyorum.

Sonra da efendim, multiuser blog gibi günde kaç post yapıyormuşum (şu kurduğum cümleye bak lan. Baştan alıyorum: "...çokkullanıcılı blog gibi günde kaç tane yazı yazıyormuşum".)

O değil de geçenlerde SATC2'nin altyazılarında straight için "düzcinsel" diye bir karşılık gördüm. Biliyorum heteroseksüel de diyebiliriz, ama daha günlük bir tabir istediğimizde, gay'in zıttı olarak "normal" diyemeyeceğimize göre bir terbiyesiz gibi, düzcinsel güzel bence. Kullanırım ben bunu. Birileri kullanacak ki yayılacak arkadaş, yoksa yazılımla-donanımla kaldığımızla kalırız.


Şu an hayattaki hissim (büyükler: bkz. Şekil 1.a), aslında eksik olan ve üstelik 0-6 yaş arası yapbozları gibi nereye ne parça geleceği önceden çizilmiş bir parçayı bulmak yerine, elimdeki bir parçayı oraya sokmaya çalışma hissi. Uymuyor lan işte, ne şekli ne rengi uymuyor ve çat diye oturmuyor. Yok ama, inatçıyız ya :) Huyum kurusun.

Neyse ne diyodum, öyle işte kendimi okumak istiyorum çok çok (daha çook, daha da çok çok. Tü bu eski şarkılara ya. Hüner Coşkuner.) Bir şey fark ederim belki. Bi aydınlanma yaşarım. İlluminati!

Aşığım bu dile!

Boğaziçi Tarzancası içinden kopmuş gelmiş biri olabilirim, hayatım uzunca bir süre "Ya elective dersin istediğim section'ı için consent alamadım, advisor'ım da programı approve etmiyor; add-drop'ta bakıcaz artık" gibi cümlelerin alabildiğine normalliği içinde geçmiş; oradan da çokuluslu bir şirket ile "Bu merkezde bir sürü issue var ve çözülmesi için deadline iki gün sonra, yurtdışından comment alsam mı?"ya zıplamış olabilir. Sonracıma, thanks artık o kadar normal bir teşekkür gibi geliyor ki gözüme! Sizi bilmem ama kulağıma gelmiyor en azından, işle ilgili acil bir şey isteyip sonuna tnx ekleyiveren biri olarak, söylemeye gelince laf ağzımdan çıkmıyor neyse ki!

Boğaziçililer, İngilizce eğitime uzun süre maruz kalanlar, çok fazla yabancı dizi izleyenler, apaçiler filan derken kalabalık olduk: Bir şeyi iğrenç bulduğunda eww, sevindiğinde yay!, canı acıdığında ouch (dalga geçiyorum sanıyorsunuz ama eline bir şey battığında bunu diyen lab asistanımız vardı bizim) diyen bir insan grubuna evriliyor olabiliriz, hem de şimdiye kadar görülmemiş bir hızla.

Ve bu duruma Harun Yahya bile SAHTE! demez, emin olun.

Hala kullandığım frenkçe sözcükler de var, ama karşılığını bulamadığım için. Awkward konusunda çok dertliyimdir örneğin. Buffer, veya cool konusunda da. Bunları italik mitalik yazar gene kullanırım eğer daha iyi anlattığını düşündüğüm bir sözcük yoksa Türkçe'de. Ya da bir repliğe referans veriyorsam mutlak surette orijinalini koyarım, espriyi anlamazsanız sizin bileceğiniz iş :)

Bu arada biraz ikiyüzlü olduğumu da belirtmemde fayda var, sıklıkla kullandığım tekabül, mütemadiyen, ekseri sözcüklerini kullanırken içim sızlamıyor; onları daha doğal, daha sempatik kabul ettiğimden mi; yoksa pek sevdiğim ismim Arapça'dan geldiği için özüme sırtımı dönemediğimden mi... Bilmiyorum.

Üçe beşe bakmamak lazım. Ben "şarkıyı geriye sarıp sarıp içime çekiyorum" yazabiliyorsam bir dilde, bence o dil Büyük Sözlük'ünün kalınlığına bakılmaksızın şahane bir dildir!

Ben de o dile aşığım.

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!