Dink kararını veren hakim: Örgüt yok diyemem
Dink davasında "terör örgütü yok" kararı veren hakim açıklamalarda bulundu: Bu cinayetin birkaç simitçinin işi gibi basite indirgenmesine karşıyız. Bizce de basit bir cinayet değil. Azmettiren birileri olması gerekir ama deliller bu kadar.
(...)
Davalar uzayınca da kamuoyundan baskı geliyor, baskı altındayız. Ayrıca davanın uzatılması için yapılanlar da var. Biz elimizden geldiğince davayı uzatmadan karar vermeye çalıştık. Ancak 4.5 yıl kimileri için uzundur, kimileri için de kısa.
(...)
(...)
http://www.ntvmsnbc.com/id/25315075
Ben bu açıklamadan 1 şey anladıysam o da şudur: "Bi kereden hiçbi şey olmaz."
Oysa ki "örgüt", topluluk adıdır ve eylem sayısına değil, kişi sayısına bağlıdır. Şahsen pek tutmadığım "ama işte napalım" TDK'nın tanımında bile, aşağıdaki şekilde geçer:
Ha unutmadan... İnsanın inanç özgürlüğüne, ona dünyevi bir ceza kesmeye yeltenecek kadar saygısız ve tahammülsüz olan herkesin baş harfi, en az kendileri kadar küçüktür benim lügatımda.
Ne yaptığının ayırdına varana kadar krema kesilip topak topak, buz gibi kahve karışımının üstünde yüzmeye başlamıştır bile.
Keyfin kaçar. Henüz bu olayla seninle birlikte dalga geçecek insanlar yoktur çalıştığın yerde (çalıştığın yerde, bu olayla beraber dalga geçebildiğin insanlar olmasını umursamıyorsundur artık). Bozuntuya vermeden alır kupanı, çıkarsın mutfaktan.
(Mutsuzluk kahvesi, mutsuzluk üstüne içilen kahve de olabilir, mutsuzluk kakalayan kahve de; çünkü Türkçe böyle güzel bir dildir.)
"de'leri ayrı yazamayan insanlar"a o kadar uyuz olduk ki, sonunda bir mucize gerçekleşti de artık herkes her şeyi ayrı yazıyor. Eskinin "sende mi Brütüs"ü, oldu "sen'de mi Brütüs"
Pek sevgili arkadaşım inesistente geçenlerde demiş ki:
Kodumun bebeği.
"Her şey insanın elindedir. Onun için sık sık elinizi yıkayın."
Stansilaw Lec
Öğretemedik abicim: "Şey" ayrı yazılır.
Siz de iyisi mi elinizi yıkayın.
Onurlu dün dedi ki, önemli olan spoiler vermeden sinema yazısı yazmak. Ucundan göstermeden merak ettirmek, dimi? Orası öyle, hem ayrıca, bence daha önemli olan smiley koymadan güldüğüm, ağladığım, nefret ettiğim, sevdiğim, o an havaya zıpladığım hissiyatını vermek. Ben tam başarabiliyor muyum bunu? Hayır, veya henüz değil, diyelim.
gay'in zıttı olarak "normal" diyemeyeceğimize göre bir terbiyesiz gibi, düzcinsel güzel bence. Kullanırım ben bunu. Birileri kullanacak ki yayılacak arkadaş, yoksa yazılımla-donanımla kaldığımızla kalırız.Hala kullandığım frenkçe sözcükler de var, ama karşılığını bulamadığım için. Awkward konusunda çok dertliyimdir örneğin. Buffer, veya cool konusunda da. Bunları italik mitalik yazar gene kullanırım eğer daha iyi anlattığını düşündüğüm bir sözcük yoksa Türkçe'de. Ya da bir repliğe referans veriyorsam mutlak surette orijinalini koyarım, espriyi anlamazsanız sizin bileceğiniz iş :)
Bu arada biraz ikiyüzlü olduğumu da belirtmemde fayda var, sıklıkla kullandığım tekabül, mütemadiyen, ekseri sözcüklerini kullanırken içim sızlamıyor; onları daha doğal, daha sempatik kabul ettiğimden mi; yoksa pek sevdiğim ismim Arapça'dan geldiği için özüme sırtımı dönemediğimden mi... Bilmiyorum.
Üçe beşe bakmamak lazım. Ben "şarkıyı geriye sarıp sarıp içime çekiyorum" yazabiliyorsam bir dilde, bence o dil Büyük Sözlük'ünün kalınlığına bakılmaksızın şahane bir dildir!
Ben de o dile aşığım.