
Yanlış kullanılan her söz batıyor kulağıma, hepsini örneklemekle uğraşamayacağım bile. Bugün şu meşhur "yapılabilinir" lafını duyduğumda aklıma dershanedeki Türkçeci Nebi hoca geldi.
"Yapılabilinir" diye bir sözcük olamaz arkadaşım. Gramer olarak belki zorlarsan olabilir de, ben senin demek istediğinin o olmadığına eminim. Düşündüğünle söylediğin arasındaki üç basamaktan birinde kaybolmuşsun belli ki.
İstersen irdeleyelim, Vedat Gür'den öğrendiklerimiz boşa gitmesin: Yapmak fiili nesnesine göre geçişli fiildir, yani nesnesi vardır, "neyi?" sorusuna cevap verir. Yapılmak fiili geçişsizdir, edilgendir. "Neyi yapıldın?" diye soru olmadığı gibi, fiil kim vurduya gitmiştir, beğenen alsın diye öyle, ortaya konmuştur.
Fiil bir -il ekiyle, öznesini ve nesnesini aynı anda kaybetmiştir (Allah düşmanımın başına vermesin).
Bir kişi bir şeyi yapabilir; bir şey sözde öznelerce yapılabilir. Kafamızı karıştıran bu meşum -il ekinin bir benzeri de -n ekidir; okumak/okunmak gibi.
Sonuç itibariyle, "yapılabilme" işine bir de -n eklemek, gereksiz bir edilgenlik daha yükleyerek kendimizi sonsuz bir döngüye sokmaktan başka bir şey değildir ve işte bu noktada Nebi hocamın tespiti bu kadar yıl hatırlanmaya değerdir, katılsak da katılmasak da:
Kendisine göre, fiillere bu kadar gereksiz edilgenlikler yüklememizin ardında, toplumca edilgen oluşumuz yatmaktadır.
Bir dilbilgisi hatasından sosyolojik tespit nasıl çıkar diyenlere, kazan fıkrası misali sorarım: Atatürk'ün ağzından şiir yazıldığına inanıyorsun da, edilgenliğimizin dilimize yapıştığına neden inanmıyorsun?
Demem o ki, ben öğretmen değilim.