... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

ev sahibi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev sahibi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Audi'sini Satmayan Ev Sahibi

Bir ay bizden kira almadı diye (biz taşınırken onun üç katı kadar daha üstüne masraf yaptığımız halde) mütemadiyen ağlanan, maddi ve manevi olarak bizden çok daha kötü durumda olduğunu iddia eden eski ev sahibimizle bugün (umuyorum) son kez karşılaştık, kontratları iptal ettik, altı tane anahtarı çirkin bir halkaya takıp kendisine geri verdik. İşin ilginci, taşınana kadar her gün arayıp evi ne zaman boşaltacağımızı sorduğu halde, tam 5 gündür bizden anahtarları almaya gelmemesiydi zaten. Bugün teşrif etti herifçioğlu. Buluşmaya da Audi'siyle gelmiş utanmadan. Bari arabayı geriye bir yere park et de görmeyeyim, o zaman inanırım senin de kendi kiranı veremediğine.

(Hah, şimdi tekrar aradı, iki aylık aidatı istiyor. Bekle bakalım, belki bir ara yatırırız.)

Bizi evden çıkarma sürecinde, sağolsun, tüm boşanma sürecine de dahil ettiği ve "siz evden çıkıyorsunuz ama ben ikiyüzelliüçyüzbinliralık evimi kaybediyorum, boşanmak için karımın üstüne yapıyorum" dediği zaman dilimin ucuna kadar gelen "kim bilir ne halt yediniz de karınızın üstüne ev yapmanız gerekiyor" retorik sorusunu keşke sorsaymışım diyorum bazen.

Sanırım hala o kadar patavatsız değilim.

Twirl Murphy, twirl!

Tüm Metrocity'de elektrik kesildiğinde ve jeneratör de devreden çıktığında, yani Starbucks geçici olarak etkisiz hale geldiğinde, yapılmış son kahve benim elimdeydi. Feribota giren son araba olmak gibiydi, Bozcaada'dan dönerken saat 15:03'te Eceabat iskelesine varıp "kalktı mı, kalktı mı?" dediğimizde "sizi bekliyor" dedikleri feribota girer girmez hareket etmiştik ya hani... Sanki özellikle 3 dakika rötar yapmış gibiydi, biz arayıp "abi yoldayız, feribotu tutun" demişiz gibi...

Ya da, son üç aydır hesabımdan otomatik olarak çekilmeye devam ettiğini tesadüfen fark ettiğim eski şirket hattı faturalarının geri yatırılacak olması gibi. Yıkadığım kotun cebinden yüzlerce lira döküldü bildiğin.

Tersine Murphy.

Onun dışında da bir gariplik, bir heyecansızlık. Boşvermişlik. Yorgunluk. Uyuyakalmaya çalışma hali. Uyusam da yine yorgunluk.

Yarın yeni evimizi tutacağız. Ev güzel gibi. Tekrar ev taşımak istemiyoruz ama, mecburuz servis penceremizi bırakmaya. Duvardaki güzelim sticker'ımızı da. Ev sahibinin Almanya'dan oğlu geliyormuş gibi düşünün. Ama evi de oğlunun üzerine yapıyormuş ve bunun için de bir kuzene bir bana ezikleniyormuş gibi düşünün. Hah. Yatırmayacağız işte kiranı adam, boşuna bekleme.

Ev sahiplerinden hazzetmiyorum. Ev alırken bir miktar çirkeflik de geliyor gibi tapuyla beraber, acil durumlarda kullanılmak üzere. En sağduyulu görünen ev sahibi bile, 12 yıl oturduğun evden çıktıktan günler sonra arayıp "ama siz bu eve çok çivi çakmışsınız?" diyebiliyor. Anneme dedi. Ya naapacaktık yarraam, 12 yıl oturmuşuz biz o evde; istersen depozitodan kes, çivi başına 10 lira iyi mi?

Ev taşıyacak olmanın, ne bileyim, bilinmezliğin yorgunluğu diğerlerini su yüzüne çıkardı sanki. Elimde bir spor çantası, bir bilgisayar çantası, omuz çantam, bir torba, altı şişe şarap içeren bir kutu ve dört tane de bireysel şarap varken ertesigünişolanbirgeceyarısı, kapıda anahtarımı bulmaya çalışma anı nasıl beni dokunsalar ağlayacak hale getiriyorsa öyle işte. O an çok büyük bir yalnızlıktır, bilen bilir.

Aslında sadece eve dönmek istiyor ama kendimi illa ki başka yerlerde buluyorum. Başkaları için bir şeyler yaparken. Aslında kapatıp panjurları, kendimden başka bir şey düşünesim yok ama biliyorum öyle yaparsam da kafayı yiyeceğimi. Yalnız kalmak istemiyorum ama konuşasım da yok. Bak, konuşmuyorum şimdi. Canım istemiyor, ne anlatacağım? Sanki somut bir sıkıntı gerekiyor anlatmak için, gerisi boşa can sıkıntısı, gibi değil mi? İnsan yorgunlukları benimki, ciddi bir şey değil, ilaçla 7 gün, ilaçsız bir hafta. İyisi mi ben konuşmayayım da insanlar anlasınlar ve hatta yanıt versinler, eğer o insanlar varsa.

Oysa çok heyecanlı olmam lazımdı başıma açtığım yeni mecralarla. Şu an fıldır fıldır dolaşıp yeni karpuzlarıma koltuk arıyor olmam lazımdı. İstemiyorum ama. Gün içinde aklıma gelenlerin başına oturmak geçmiyor içimden geceleri. Ben fıldıracağıma Murphy fıldırıyor; antin kuntin şeyler için bana kendimi çok ayrıcalıklı hissettirip sonra veriyor aduuketi. Kahve ne Murphy, ağzıma bi parmak kahve çalmak ne, allahaşkına! Ucuz numaralar bunlar.

Belki de düşündüğüm kadar dayanıklı değilimdir. Belki de sınırım bu.

Belki de profesyonel yardım almanın zamanı gelmiştir.

Eksper Eksper, gel oğlum!

Tanıştırayım, küf.

Birtakım eksperler evimizi ziyaret edip duruyor bu aralar; şerefsiz piçler her seferinde bazı şeyleri yeni görüyormuş gibi şaşırma rolü yapmayı başarıyorlar. "Aaa, burayı görmüştük ama şu yoktu geçen geldiğimizde." Yok ya?! Neyse ki kuzen de en az benim kadar hazırcevap da, hiçbir şeyin altında kalmıyoruz: "Öyle mi, e o zaman rutubet düşündüğümüzden de hızlı ilerliyor demektir."

Yeri gelmişken, şerefsizlerin cirit attığı meslekleri sıralarken müteahhitlerle sigortacılar arasında her daim kalmışımdır. Müteahhitlerle işim olmadı şimdiye kadar ama, bir sigorta poliçesiyle karşılaştığımda bildiğin korkuyorum; ne kadar soru sorarsam sorayım hep bir şeyleri eksik bırakacaklarmış gibi geliyor - ve bırakıyorlar da! Neyi kapsam dışında bıraktıklarını hiçbir zaman bilemiyorsunuz, ve her poliçenin zayıf karnını aramak çok zor.

Neyse efendim, sonuç itibariyle pek sevdiğimiz evimizde malesef bir rutubet sorunuyla karşı karşıyayız. Evin rutubet kokması falan değil problem ki gidip iki tane nem emici alıp kurtulalım... Temmuz ayında hayvan gibi yağmur yağdı ve ev temelden su aldı. O zamandan beri bizim evde dağlar pencereye dik uzanıyor veya şöyle diyelim; yerde bir karış yüksekliğinde bir şişkinlik var. Salonumuzda anakonda besliyoruz ve buna fil yutmuş bir boğa yılanı diyemeyecek kadar büyüdük sanırım.

Ev sahibimiz kafa bir adam aslında; ve yakın zamanda iflas ettiği (daha doğrusu kendisine inanılmaz bir borç takılarak istifa edildiği) için halihazırda satmaya çalıştığı evin bu hale gelmesi onun da hiç işine gelmiyor. Ev sigortalı olduğu için de eksperler gelsin, neyin ne kadarını karşılayacaklarına baksınlar, ona göre cebinden para çıksın istiyor. Biz ise, evin düzeltileceğini (gerçek anlamda düzelmekten bahsediyorum tabi) ve izolasyon yapılacağını kabul etsek bile, bir inşaat alanında bir süre yaşamayı kabul edecek miyiz, bunun için ne kadar bekleyeceğiz yoksa hemen defolup gitmeli miyiz gibi sorulara cevap vermeye çalışırken bir yandan da ev bakıyoruz işte, ki bu da tamamen başka bir hikaye.

İyi bir ev bulmak çok zor; çok fazla kriterimiz olmasa da rutubetsiz olması, odalarından birinin çocuk odası olmaması, mümkünse kombili olması falan filan derken, buraya taşınmadan önce Beşiktaş'ta baktığımız leş evleri düşününce bu iş gözümüzde büyüyor. Bir de ev sahibi var tabi, o da önemli. Bununla ilgili de bir anımız var, bir keresinde biriyle tanıştık ve emin olun, Beşiktaş'ta baktığımız tüm o leş evlerden daha leş bir kadındı: Günay Yeter D..... (evet, adını unutamıyoruz; soyadını da yazmama gerek yok).

Şair Nigar sokağın Beşiktaş çarşıya yakın tarafında bir evdi gideceğimiz yer. Sahibinden.com'daki ilanda verilen telefonu çevirdik, bir kadın açtı telefonu "eveet?" diyerek.
_ Merhaba hanfendi, biz sahibinden.com'daki ilanınız için aramıştık, evi görmek istiyoruz mümkünse...
_ Emlakçı mısınız?
"Manyak mısınız?" derdik ütopik bir evrende olsak, insanın soracağı ilk şey bu mu olur lan?
_ Hayır hanfendi, müsaitseniz bugün görebilir miyiz evi?
_ Buyrun gelin, temizlik yapıyorum zaten.

Kadın bize telefondaki kadar ters davranırsa eyh be deyip çıkacağımıza karar vererek, kalktık evi görmeye gittik. Kapıyı çaldık, kafasına yemeni bağlamış kısa boylu tıknaz bir kadın açtı kapıyı, ağzının kenarındaki sigarası dudağına yapışmışçasına konuşurken bile orada duran asık suratlı bir tip. "Eveet?" dedi telefondaki ses tonuyla; "Günay Yeter hanım, değil mi?" dedik, sigarasını titreterek evet dedi, "hiç Günay Yeter gibi görünmüyorum, dimi?" Kuzen "bilmiyoruz, hiç Günay Yeter görmedik" diye cevap verdi, kadın sanırım duymadı. Buyurup girmemizi buyurdu ama temizlik yaptığı için galoşlarımızı giydirmeyi ihmal etmeden... İçeri girdik, salonda başka biri daha vardı temizlik yapan; fena bir eve benzemiyordu, dolaplar molaplar, parkeler diye konuşurken GYD "pardon, siz kimsiniz?" dedi. İsimlerimizi söyleyip kuzeniz, dedik. "Siz kendiniz için mi bakıyorsunuz eve?" diye sordu panikle; "aaa ben bu evi aileye vericem!"

Haydaa, dedik, emlakçı olup olmadığımızı sorana kadar bunu sorsaydınız ya telefonda? Bakın biz öğrenci değiliz, o bakımdan endişeniz olmasın, ikimiz de çalışıyoruz... Yok, kadın tutturdu bir kere, bundan sonrasına bakmamıza gerek yokmuş, evi verse de yarın öbür gün kaçıp gitsek, bizi nerden bulacakmış... Bu kadından kaçılacağına ihtimal veriyorum tabi; "Anne babaları yakalayabiliyor musunuz?" diye sorduk ister istemez. Sonra, evi aileye verme ısrarından vazgeçip ille anne-babalarımızla kontrat yapmakta ısrar etti. Biz yetişkiniz yahu, dedik; anne-babalarımızı mı çağıracağız her iş için buraya?

Tamam hayatım, ben size bu evi vermiyorum şekerim, demeye başladı kadın sonra; en sevmediğim şeylerden biri gereğinden yılışık insandır. Normalde şu kadına bir tokat atıp rahatlayabilecekken, sinirim kadının kafasını duvara sürtme raddesine geldi; hadi gidiyoruz dedim kuzene. Daha giderken laflar hazırlamıştık kadına ne olur ne olmaz diye, benim sinirden söyleyemediğimi kuzen söyledi: "Sizin gibi evsahibini, Allah düşmanımın başına vermesin!"

Demem o ki, ev sahibi de ev kadar önemli. Ev kadar... Peki biz iyi bir ev sahibini ve iyi bir evi hak etmiyor muyuz? Askı'nın isyan edişi gibi, ne yapmamız gerek acaba şöyle rahat kafayla bir evde olabildiğince, yıllarca oturmak için, yerleşmek, o eve göre eşya almak, bir sürü çivi çakmak için; zamanında fatura, kira ödemek veya arada bir lavabo açmak hariç bir sorumluluğumuz olmaması için ne yapmamız gerek? Daha çok çalışmamız mı; böyle, evde oturacak zaman bulamayacak kadar çok çalışmamız mı? Ev duasına çıkmamız mı?

Tamam öyleyse, allaam sen önce Askı'ya, sonra da bize dışarıdan daha nemli olmayan güzel birer ev buldur yareppim amin.
Vec'e de kendine göre bir kutucuk ev bu arada lütfen, teşekkürler :)
(21 Ağustos 2010, hala Akaretler)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!