... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

uğraşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uğraşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

iste(me), ara(ma), (me)sela

"Siz neyi arıyorsunuz?"
"Bilmem... Neyi aramadığımı biliyorum ben."

Hayatım boyunca neyi istemediğimi bildim.

Bir tipim yok, "bu hiç benim tipim değil" hiç olmadı, sarışınları hiç sevmediğimi zannettiğim bir dönemde sarışın, kahverengi gözlü bir Çerkez'e (o Çerkes der ve doğrusunun bu olduğunu iddia ederdi) kaptırdım kalbimi.

En sevdiğim bir yemek yok, ama sevmediklerimi bir çırpıda sayarım.

En sevdiğim bir janr yok, dayanamadığım müzikler var.
En sevdiğim yazar yok, yazardan saymadıklarım var. İyi bir yazıda ne olması gerektiğini listeleyemem, ama bir yazıya kötü derim, neden öyle düşündüğümü de o yazıya bakarak söylerim. Şiire de. Şarkıya. Televizyon programına. Gazeteciye, köşe yazarına, siyasetçiye.

Tüm bunlar... Aslında o kadar müşkülpesent olmadığımı göstermez mi?
Yoksa tam tersi mi? İstemediğim, sevmediğim, beğenmediğim ama insanların bayıldığı, değer verdiği çok şey, çok düşünce, çok tarz var. Bazen bunlara sığmaya (evet, sığmaya) çalışıyorum ama olmuyor. Üstümde durmuyor, bir gün iki gün belki, sonra dağılıyor, dağılıyorum, daha kötü oluyor.

O zaman boşvermeli. Çünkü artık uğraşmak istemediğimi de biliyorum.

ZTB EAH KA EK

bazen telefona yapmak istediklerim (temsili)


1 numaralı zorlama

_ Merhaba beyefendi, Etik Kurul sekreteryasına bağlar mısınız?
_ Burası bekleme odası, santralden bilgi alabilirsiniz.
_ Santrali aramıştım ben ama...?
_ Hiçbir şeye basmayın, bağlanırsınız tekrar.
_ Peki teşekk...
(çat!)

2 numaralı zorlama

(Arizona Dream gibisinden bir bekleme müziği ile dakikalar geçer...)

_ Alo?
_ Merhaba hanımefendi, Etik Kurul sekreteryasına bağlar mısınız?
_ Nereye?
_ Etik Kurul. Klinik Araştırmalar Etik Kurulu.
_ Bi saniye bekleticem.

(sessizlik...)

_ Hastanemiz bünyesinde öyle bir yer yok hanfendi.
_ Sağlık Bakanlığı'nın sayfası önümde açık hanımefendi, orada yazıyor.
_ Artık yokmuş ama.
- Hanımefendi, dün onaylandı kurulunuz. Bilen biri vardır mutlaka, rica etsem...
_ Bi saniye. (ahizeyi ağzından çıkarır ve azıcık uzaklaştırır) Yavuz aaabiiiiiiii! Yavuz abiii! Burada etik kurul mu var?

(homurtular, mırıldanmalar...)

_ 300000'den Sema hanımla görüşebilirsiniz.
_ Peki teşekk...
(çat!)

3 numaralı zorlama

_ Alo?
_ Sema hanımla mı görüşüyorum?
_ Evet, hayrola?
_ Sema hanım, etik kurulunuz dosya kabul etmeye başladı mı acaba?
_ Dün kurulduk ama hocalar çok yoğun, kimseyle doğru düzgün toplanamadık daha, o yüzden henüz dosya almıyoruz. Uygun zamanlarını yakalarsam bir toplantı yapacağım ama...
_ Peki, teşekkürler.
_ Rica ederim.

(hayrola diye girdik ama, düzgün çıktık bi konuşmadan, oh be!)

SONUÇ: Ankara'da hala aktif bir Etik Kurul bulunmamaktadır.

(x'in sıfır çıkmasından nefret ediyorum!)

bellatrix matı

Yanıbaşımdaki masaya kocaman bir çiçek geldi bugün. Güzel bir aranjman. Güller eskisi gibi kokmuyor, sadece güzel görünüyorlar. Çok güzeller. Benimse mutlu olacağım bir şey olmadı bugün.

Ah o kadar kinci bir insanım ki... Ama vallahi bilerek ve isteyerek yapmıyorum. Hatırlamanın yan etkilerinden biri de bu işte, hiç ama hiçbir şeyi unutmuyorum. Fil hafızası derler ya; beni bir fil olarak kabul ederseniz kuyruğuma basmanın zor olabileceğini tahmin edebilirsiniz, ama biri kuyruğuma bastığı anda da var ya... Aklıma gelir mutlaka daha önce söylediği, yaptığı şeyler. Yediğim düşünülen lafları bir tur çiğneyip avurdumda biriktiriyorum, gün gelir devran döner çünkü, yutmadığım o lafları tükürür, çıkarım. Mesela bir odaya girip "ehm, ee, sizinle çalışmak güzeldi" diye o yıllardır söylenip de sadece söyleyenin kah kah güldüğü espriyle başlamak isterim lafa. Buzlar erimesin, hatta buzdan duvarlar yaratılsın değil mi azizim, uyalım biz de kurala. Çünkü bu espri yapıldıkça içime atmaktan başka bir şey yapmadım henüz, bunlar tam da sonradan "lan keşke şunu deseydim" diye kafanın duvara vurulacağı cinsten anılardı.

Bana malzeme vermeyin arkadaşım. Sadece konuşarak mat edebilirim sizi. Bunu dedim, dinlemediniz. Sonunda ben oynamaktan sıkıldım.

Ben bugün pek güzel ayarlar yedim ve belki de ilk defa kendi kendime dedim ki, "ne uğraşıyorsun?" İnsanlar benim kariyerimi benden çok düşünüyor, "bak fena olacak" diye uyarıyorlar filan. Sinir bozucu oldukları kadar da ciddiyetle ve inanarak söylüyorlar bunu. Benimse içimden gülmek geliyor. Gülmek ve kızmak, "beni hiç tanımıyorsunuz" demek. Dilimin ucuna geliyor, söylemiyorum.

Gerek yok ki.

Galiba artık uğraşmayacağım ben de. Susmak daha kolay, susmak ve yazmak belki. İçinde olmayacağın şeyi kurtarmaya uğraşma, bırak insanlar mutsuz olsun, çekip gitsinler ya da herkes memnuniyetsizliği içinde mıymıymıy konuşup dursun köşesinde, hiçbir şey değişmesin, kimse hiçbir şeyi değiştirmeye cüret dahi etmesin. Bırak, aynı hafta içinde işe başladığın insan, patrona mail atarken dört dönsün, beş düşünsün. Sen iki kez düşün, arada üç kez başka şeyler düşünme lüksüne sahip ol, gündüşleri gör, hayal kur sen. Lüksünü kendin yarat, ihtiyaçlarını düşünme. Umursama.

Günün hiçbir anında, kariyer tavsiyesi verirkenki kadar gözü parlayarak samimi olmayan bir adam var, gözünün önünde merdivenden düşüp elini kanatan astına "iyi misin?" diyemeyecek kadar insanlıktan çıkmışlık var gözünün önünde.

Daha neye, nereye doğru bu uğraş?

yok bişi.

Kendimle çok barışık değilimdir, genelde tartışırım, yererim kendimi acımasızca, sonra biraz sırtımı patpatlarım, aferin derim, motive ederim...

Ama kendime çok kızdığım bir şey var ki onu hiç değiştiremiyorum. Uğraşıyorum ama, hani denemek başarmanın yarısıydı?

Benimle hiç ilgili olmaması gereken (gerektiğini düşündüğüm) durumlarda dahi bir acaba ile kendimi paralama... Bunun üstesinden gelemiyorum. Hala bana terslenen insanlar böyle aklımın, ciğerimin bir köşesinden kıtır kıtır yiyor. İçim sıkılıyor.

Geçmiş beni bir yere kadar ilgilendirir. İyi veya kötü, doğru ya da yanlış (ya da insan ilişkileri için doğru ve yanlıştan fazla bahsetmek uygun değilse, o zaman gerekli veya değil diyelim); geçmişte kararlar alınmış, bir şeyler olmuş, bitmiştir. Onlar benim için bir hatıra, bir yazı konusudur; pişmansam kendimi daha çok yereceğim bu aralar demektir...

Ama ya pişman değilsem?
Ya her şey olması gerektiği gibi olduysa?

"Neyin var?" diye sorasım, almadığım cevaplara kafayı takasım yok, artık.

Uğraşıyorum, gerçekten uğraşıyorum.

Dikkat, kaygan zemin!


Sözlüğe "İTÜ makinadaki kızlar" yazınca "yok böle bi$i?!" çıkması geyiği vardı biz lisedeyken; o hesap, karma şirketlerde de erkek başına beş gram kızın düştüğü departmanlar mevcut. Biz nasıl kız ağırlıklı bir ofissek, bunun erkekli versiyonları da var elbette. Suya atılan un gibi toplaşmak ve mütemadiyen dipdibe olup sonra da saplıktan/dedikodudan şikayet etmek ise sanıyorum hepimizin kaderi. Erkeklerin daha çok. Zira kendileriyle bir işiniz olduğu zamanlar da dahil, size bir selam bahşetmeleri için bayağı uğraşmanız gerekebiliyor.

Ya da benim gibi yapıp, onlar selam vermezse siz de vermeyebiliyorsunuz gönül rahatlığıyla.

Fakat, koridorda, geldi geleli oha-lan-kıza-bak diye şirket içinde fısıltılara neden olmuş bir arkadaşınızla yürürken tesadüfen karşınıza çıkan bu adamların yüzlerinde beliren eblek gülümsemeyle ehehe, merhebe demeleri, yaratmaya çalıştıkları gizemi ve kendilerini soktukları karizma kılıfını bir anda çöpe atabiliyor.

Salyalarınızla koridor temizlenirdi beyler, arkanızdan çok güldük :)

Tatil Durgunluğu

Kaan diyor ki "Canın mı sıkkın? Durgunsun bugün."

Her gün söylüyor bunu, her gün de "yoo" cevabını aldıkça "ama bugün durgunsun" diyor.

Ona vermediğim yanıtı burda da dillendirmeyeceğim. Onun yerine diyeceğim ki: Benim default halim durgundur zaten. Suratım (NŞA) dümdüzdür, gülümsemem. Aksi için uğraşmak gerekir, uğraşmam gerekir.

Durgun olmak daha kolaydır.

Tatildeyim, kolaya kaçmam bu yüzden.

aşk hiç biter mi?

bazı güzellikler var...
karşındaki kişiyi mutlu ettiğini görmek için yapıyorsun onları
-onu mutlu ediyorsun fakat bunu görmüyorsun-

bir süre sonra aynı şeyleri, hatta daha ince düşüncelilerini, değerlilerini onun canını acıtmak için yapıyorsun. altında ezilsin diye. onun seni mutlu etmediğini, aslında hak etmediğini fark etsin, bilsin diye.
üstün olmak için.

o da mı olmuyor?

bir süre sonra, hiçbir şey yapmamanın eksikliğini hissetmemeye başlıyorsun.

Kelebek Etkisi

Dünya'nın bir yerinde bir kelebek kanat çırpsa, bir başka yerinde fırtına çıkar. Mış.

Belki çırpınmıyorum ama, kanat bile çırpmadığım söylenemez. Kanat bile çırpmadığım söylenmesin diye (kendi kendime söylemeyeyim diye) hiç karşılığını görmeden bir denedim; bir kanat çırpışı uzağa gittim. İki denedim; yumurtaya tık tık yaptım, bakalım kabuğu sert mi, diye. Üç denedim; kapıyı zorladım biraz, kendimi kırdım, bitti.
*
Ben kanat çırpınca hiçbir şey olmadı. Kelebek kadar olamadım şu dünyada?
*
*
*
İnşallah bir bahanen yoktur da, yarın öbür gün geri döndüğünde burada olmamı beklemezsin.

Firuze

Firuze hep sevdiğim bir isim olmuştur.

Bu gece -ya da sabah diyebiliriz artık-, evde şarabımı içerken -çünkü son bi içki içme teklifim kabul edilmedi-, Firuze'yi dinliyorum. İçimden ama.

"Bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğu" şarkılara yazılacak biri olmadım hiçbir zaman; aynı zamanda güzelliğimin bile bir bedeli olduğunu da düşünmemiştim. Hala da düşünmüyorum. "Güzel kız" mı duydum lafın sonunda? Sanmıyorum. İkinciye duymadım çünkü.

Bi yanlışlık var, bende mi, çevremde mi, çevremde tutmaya inat ettiğim insanlarda mı... Bilsem değiştireceğim ama. Seninle cehennem ödüldür bana durumu mevcut; hepsi canımın parçası, çoğuyla mutsuzum.

Sıkıldım. Çabalamaktan sıkıldım. Acaba az mı yapıyorum, diye uğraşmaktan sıkıldım, çok. Yapamıyorum demek ki, olmuyor. Neden zorluyorum, belli değil. Daha yeni tanıştığım insanlar, onuncu dakikalarında bana "abi" derken, üstelik üstümde cart pembe bir gömlek olduğu halde (olsa olsa gay bir abi olabilirim o halde), ne için uğraşıyorum? Neden "keşke bütün kızlar topuklu giyse" insanlarının karşısında kendimi kötü hissediyorum, hani güzeldi kürek çekmek, hani yanındaki iki erkek de kotaramazken o işi, benim yapabilmem güzeldi?

Hani... Ellerim dolu kürek çekiyorum da, Allah kahretmesin, bir el tutamıyorum ya, bu anlattığım hikaye kimseyi ilgilendirmiyor ya, iyi oldum sanıyorum da olamıyorum ya... Allah beni kahretmesin o yüzden. Evime girdiğimde üstümdeki, elimdeki her şeyi yere atıp hüngür hüngür ağlama özgürlüğümün olması paha biçilemez.

Daha 25 yaşında bir çekiciliğinin kalmadığını görmek, kocaman bir yük bırakıyor insanın kalbinde. Bunu tekrar tekrar görmek, her gün inanmak, tekrar...

Ne diyeyim?
... öde Firuze.

noktası nerde evladım, demiş, 'belki'sinde demiş çocuk

Belki.

(belki üstümüzden kamyon geçer)
***

Beğenmedi bu cevabı, olur öyle. Ayrıca, oh olsun. Ben de her zaman uğraşamam, öyle.

***

Öğretmen kaldırmış öğrenciyi, sormuş "bana içinde P harfi olan bir kelime söyle evladım"

"Şişe" demiş çocuk.

"Oğlum dalga mı geçiyorsun, P şişenin neresinde?

"Tıpasında örtmenim."

Uyuyan Güzel (temsili)

"Birini sevmeye beni benden daha iyi hiç kimse ikna edemez." yazmış İclal Aydın. Kendisi kadar bu işleri bildiğimi, aman efendim ne sevdalar, ne acılar görüp geçirdiğimi iddia edemesem de, çok yalan geldi bana bu laf.

Sanki birini görüyormuşsun, "hah ya bu iyi, bu olsun" diyormuşsun ve peşinden gidiyormuşsun gibi! Durum buysa, kalbin bazen aklı bırakıp birinin peşinden gidişi nasıl açıklanacak?

Hele de, kalbin bazen aklı bırakıp insana yaptırdıkları ne olacak? O iki kişi dışındaki herkese çok büyük fedakarlıklar gibi görünen ama onlar için çok normal olan davranışları, zamanla edinilen alışkanlıkları, sorgusuzca vazgeçilen gezmeleri, artık görüşülmeyen yakın arkadaşları, sadece o kişiye göre yapılan planları...hangi akıl, hangi mantık kabul ediyor ki o iki kişi dışında?

Büyük bir çelişki var herkesin doğru kabul ettiği ilişkisel saptamalarda. "Yuvayı dişi kuş yapar", yani fedakarlık, uğraş, ilişki oluşturma ve devam ettirme çabası genelde dişiye düşer; ki bu durum genelde böyledir. Kadınlar erkeklerden daha kolay bağlandıklarından, erkeği kendilerine bağlayana kadar, onu korkutmak pahasına, uğraşırlar. Erkekler daha geç, daha zor bağlanır ama bu bağ daha kopmaz bir şeydir onlar için sanki. Sağlamlık anlamında değil de, daha sorgulanmayan bir şeydir kadındakine göre; kadın her an zaferinden sıkılabilir veya sıkılabilirmiş gibi görünür...

O zaman nasıl oluyor da kızın, "seçen" taraf olduğunu iddia edebiliyor insanlar?

"Bir kızı elli kişi ister, bir kişi alır"sa, yani kız kapısında kuyruk olmuş taliplerinden birini seçme lüksüne sahipse, asıl onu elde etmek için uğraşılıyor olunmalıdır (veya olunmalıydı).

Olsa olsa, şu olabilir: Erkekler istedikleri kadar uğraşsın dursun, eğer kızın kafasında bir adam varsa, uğraşır didinir, yuvayı (ki yuva burada ilişki anlamındadır) yapar mutlaka. Sonrası gökten düşen üç elma değilse, bu sefer erkek kadını elinde tutamamış demektir.

Benden size tavsiye ey erkek milleti; tamamen teslim olduğunuzu belli etmeyin (olmayın diyemem, zordur çünkü). Kaybetme korkusunun bittiği yerde, ilişki biter.

///

Ben böyle dodur dodur yorum yapıyorum ya, hep boş laf benimkisi. Sizinki de, -bunları okuyup kafa salladığınız için- saflık mı desem, sadece zaman kaybı mı?

Artık "uğraşmak" adına yapılanlar eskisi kadar naif şeyler değilmiş. İnsanlar artık etkilenmiyorlarmış ufacık bir sözden, bir ay önce sarf ettiği lafın hatırlanmasından, ufacık bir temas anı yakalamak için bin takla atılmasından, gözlerine dalıp gidilmesinden... Artık ilişkiler farklı yaşanıyormuş, başka türlü tanıyormuş insanlar birbirlerini. Daha hızlıymış her şey. Denenip, bırakılıyormuş; öyle çok beklenmiyor, naz yapılmıyor, kimsenin nazı çekilmiyormuş - kimsenin! Ve daha cesurmuş insanlar eskiye göre, yüzüne bakarken kızarmak ne kelime, pat diye söyleyiveriyorlarmış hislerini, "bundan daha normal ne var ki?"

Yüz yıl uyuduğum uykudan uyanmış gibi açtım gözlerimi ben; beni kimse öpmedi üstelik. 24 yaşımda, iş işten geçmiş gibi hissetmem, tamamen yabancılığımdan.

Ya iflah olmaz bir romantiğim, ya da su katılmamış bir saf.

Dünyanın en rasyonel insanı olduğumu düşündüğüm 24 yılın sonunda, tepetaklak...

(15 Ekim 2009-09 Kasım 2009, akşamın bir vakitleri, Ortaköy ofis)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!