... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

uyuyan güzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uyuyan güzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

wicked game

Hiçbir zaman ilgilenmeyeceğim, hatta dönüp bakmayacağım adamların benimle ilgilenmeyişlerine bozulma, hatta o bile değil, bahane uydurma tuzağına düşüyorum yine.

"Mazeret" diye arasam çıkar da şimdi enerjim yok, böyle bir şey demiş olmalıyım daha önce... Mazereti yok işte, sadece yeterince hızlı yüzleşemiyorum benimle ben olduğum için ilgilenilmediği gerçeğiyle. Bir de tüm adam gibi adamlara, sadece çok güzel / sıfır beden / sarışın-esmer gibi belli bir model kız peşinde koşmayı yakıştıramıyorum da ondan olacak. Tamam çok dinledim bu muhabbetleri ortam çocuklarından, ama herkesin bu kadar boş olduğunu sanmıyorum.

Ukalalığım, insanları iyi tahlil ettiğimi iddia edecek kadar abartılı değildir ya, yine de kendimi yanına yakıştırdığım insanlar konusunda fikr-i sabit olduğumdan uzuuuun sürüyor atlatmam her şeyi; her hoşlantıyı diyebiliriz Tülin'in tabiriyle (bkz. Tülin ile Caner). E hemen "sıradaki!" diyemediğim için de bir yerde "neden olmuyor?"lara girişiyorum, halbuki biliyorum ki neden olmadığına isyan edecek kadar çok adayım olmadı henüz.

Halbuki işler böyle yürüyor şimdi. Herkesin "arkadaşının arkadaşı" birtakım tipler giriyor hayatına, herkes ilk bakışta mimlediği birkaç tipe mavi boncuk dağıtıyor, sonra bakıyor ki kiminle muhabbet etme fırsatı doğduysa, kim daha kafaysa, kim kendisine boncuğu iade ediyorsa ona yöneliyor, feys'ten ekleme nanesi, twitter'da takip etme nanesi, bir AVM'de kahve nanesi, oluyor mu tamam, olmuyor mu, sıradaki!

Sonra eve gidip diğer alternatifi feys'ten eklerken arkada "her şeyi yak" çalıp eşlik ediyor; hatun da ne yazmış beh diye şaşırıyor millet. Hadi be?!

***

İçimde biri varken kafamı kurcaladığında biri, kendimi aldatan kadın addediyorum. Böyle bir şey var mı? Eski kafalılığım bana eski, yaşlı hissettiriyor.

***
Uyanamıyorum, uyanabilecek gibi de durmuyorum. Uykumda konuşmama da alışın, rica ediyorum.

Uyan...

Sen önce etrafını düzene sok, demezler mi adama?

Koltuk alacaktım odama güya, ne oldu? Nasılsa pek kimsenin uğradığı yok diye mi, yoksa gözüm dışarılarda diye mi erteliyorum, bilmiyorum.

Evde hala adam gibi yerleştirmeye elimin gitmediği süprüntüleri gördükçe kızıyorum kendime. Yaka kartlarımı marifetmiş gibi astım baş köşeye, e tamam mıdır yani, bu mudur? (Bana bir Monica lazım, şöyle şartlasın beni)

Tüm yazılarını, okunacakları, bakılacakları, dinlenecekleri, izlenecekleri toparladım mı, klasörledim mi? Yok.

Bunları bile klasörleyemedikten sonra hislerimi nasıl ayıklayabilir, ayrımsayabilir, anlamlandırabilirim ki?

Her şey karmakarışık, her şeyi birbirinin içinde hissediyorum, kendimi özdeşleştirdiğim, o olmuşum dediğim adamlar bende "aman yarabbi!" etkisi yapıyor, korkuyorum; bildiğin korkuyorum, gittikçe daha sakin olmak isterken daha huzursuz oluyorum.

Artık aram bozulmasın kimseyle istiyorum. Böyle, şu an hayatımdaki adamlar bana hiç kızıp darılmasınlar, ben herkese takdire şayan bir hoşgörüyle yaklaşayım... Giderek daha asabi oluyorum belki, ama asabiyetimi benimle birlikte, benim bir kusurum, uzantım -ya da her neyse- kabul eden adamlar artıyor çevremde sanki ve ben onların hep artmasını istiyorum. Sadece onların...
İstiyorum.

Bir şeyleri düzeltmiş olmak dinlendiriyor beni; bir şeyin, bir ismin üstünü çizmek güzeldir bazen.

Çok anlatmak, çok çok yazmak istiyorum; bu içinde bulunduğum huzursuzluk yüzünden (yoksa sayesinde mi demeli) oluyor bu, biliyorum. Dibe batışımdan kohezyon kuvvetiyle yazı çekiyorum ama her yazıyla beraber, bir miktar karın ağrısı da çekiyorum.

Korkuyorum, bildiğin; yalan olmaktan korkuyorum; bencil olmaktan ama daha çok bencil olamamaktan korkuyorum; ölmekten ama daha çok yalnız, daha da çok yalnızlıktan ölmekten korkuyorum.

Korkuyorum, bildiğin korkuyorum; korkum bana gecenin bir yarısı yüzümü yıkatıp sokağa döküyor; uyutmuyor beni bu araf, yattığım vakitte gece lambası yakmam bile gerekmiyor.

Ben uyumaya çalışıyorum, bir dudak hissediyorum alnımda, boynumda bir el, kulağımda bir fısıltı ama hiçbiri uyandığımda orada olmayacak olan, biliyorum, uyumaya devam etmeye çalışıyorum işte, ama biri bana uyan artık diyor,
uyan...
artık,
uyan. 04:55-...

Uyuyan Güzel (temsili)

"Birini sevmeye beni benden daha iyi hiç kimse ikna edemez." yazmış İclal Aydın. Kendisi kadar bu işleri bildiğimi, aman efendim ne sevdalar, ne acılar görüp geçirdiğimi iddia edemesem de, çok yalan geldi bana bu laf.

Sanki birini görüyormuşsun, "hah ya bu iyi, bu olsun" diyormuşsun ve peşinden gidiyormuşsun gibi! Durum buysa, kalbin bazen aklı bırakıp birinin peşinden gidişi nasıl açıklanacak?

Hele de, kalbin bazen aklı bırakıp insana yaptırdıkları ne olacak? O iki kişi dışındaki herkese çok büyük fedakarlıklar gibi görünen ama onlar için çok normal olan davranışları, zamanla edinilen alışkanlıkları, sorgusuzca vazgeçilen gezmeleri, artık görüşülmeyen yakın arkadaşları, sadece o kişiye göre yapılan planları...hangi akıl, hangi mantık kabul ediyor ki o iki kişi dışında?

Büyük bir çelişki var herkesin doğru kabul ettiği ilişkisel saptamalarda. "Yuvayı dişi kuş yapar", yani fedakarlık, uğraş, ilişki oluşturma ve devam ettirme çabası genelde dişiye düşer; ki bu durum genelde böyledir. Kadınlar erkeklerden daha kolay bağlandıklarından, erkeği kendilerine bağlayana kadar, onu korkutmak pahasına, uğraşırlar. Erkekler daha geç, daha zor bağlanır ama bu bağ daha kopmaz bir şeydir onlar için sanki. Sağlamlık anlamında değil de, daha sorgulanmayan bir şeydir kadındakine göre; kadın her an zaferinden sıkılabilir veya sıkılabilirmiş gibi görünür...

O zaman nasıl oluyor da kızın, "seçen" taraf olduğunu iddia edebiliyor insanlar?

"Bir kızı elli kişi ister, bir kişi alır"sa, yani kız kapısında kuyruk olmuş taliplerinden birini seçme lüksüne sahipse, asıl onu elde etmek için uğraşılıyor olunmalıdır (veya olunmalıydı).

Olsa olsa, şu olabilir: Erkekler istedikleri kadar uğraşsın dursun, eğer kızın kafasında bir adam varsa, uğraşır didinir, yuvayı (ki yuva burada ilişki anlamındadır) yapar mutlaka. Sonrası gökten düşen üç elma değilse, bu sefer erkek kadını elinde tutamamış demektir.

Benden size tavsiye ey erkek milleti; tamamen teslim olduğunuzu belli etmeyin (olmayın diyemem, zordur çünkü). Kaybetme korkusunun bittiği yerde, ilişki biter.

///

Ben böyle dodur dodur yorum yapıyorum ya, hep boş laf benimkisi. Sizinki de, -bunları okuyup kafa salladığınız için- saflık mı desem, sadece zaman kaybı mı?

Artık "uğraşmak" adına yapılanlar eskisi kadar naif şeyler değilmiş. İnsanlar artık etkilenmiyorlarmış ufacık bir sözden, bir ay önce sarf ettiği lafın hatırlanmasından, ufacık bir temas anı yakalamak için bin takla atılmasından, gözlerine dalıp gidilmesinden... Artık ilişkiler farklı yaşanıyormuş, başka türlü tanıyormuş insanlar birbirlerini. Daha hızlıymış her şey. Denenip, bırakılıyormuş; öyle çok beklenmiyor, naz yapılmıyor, kimsenin nazı çekilmiyormuş - kimsenin! Ve daha cesurmuş insanlar eskiye göre, yüzüne bakarken kızarmak ne kelime, pat diye söyleyiveriyorlarmış hislerini, "bundan daha normal ne var ki?"

Yüz yıl uyuduğum uykudan uyanmış gibi açtım gözlerimi ben; beni kimse öpmedi üstelik. 24 yaşımda, iş işten geçmiş gibi hissetmem, tamamen yabancılığımdan.

Ya iflah olmaz bir romantiğim, ya da su katılmamış bir saf.

Dünyanın en rasyonel insanı olduğumu düşündüğüm 24 yılın sonunda, tepetaklak...

(15 Ekim 2009-09 Kasım 2009, akşamın bir vakitleri, Ortaköy ofis)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!