... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

geçmiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
geçmiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Keşkesizsiniz ya da...

Garip bir gülümseme var yüzümde. Acı değil, buruk değil. İyiyim, gerçekten iyiymişim.

Çünkü aslında teee ne zaman konuşulması gereken şeyler konuşulmuş ve her şey yerine oturmuş. Her şey anlamlı olmuş. Meğer ben kendi kendimi yemişim, bir yılı kötü addedip geçmişim. Öylesi daha mı iyiydi? Yoo.

Hayatımın hiçbir keşke'si yoktu. Hala da yok aslında, çünkü bu benim keşke'm değil.

Bayağı geç oldu, güç oldu; ama sonunda iyi oldu. Daha da iyi olacak.

*

Aslında ilk kez rahat bir nefes alarak uyandım ve ben kendimi hiç de çirkin hissetmiyorum. Baktığımı da çirkin bakmıyorum. İçimden öyle gelmiyor, dışımdan nasıl göründüğümü umursamıyorum. "Beauty is in the eyes of the beholder" ve sanırım çirkinlik de öyle.

Ama ben daha da güzel olacağım. Tabi ki.

Neydim, ne oldum.

Eskiden midye yerdim, hem de ne biçim!
Hardaldan hiç hazzetmezdim (hala da acı hardal yiyemem ama).
Kabak tatlısını çok severdim, kadayıfı oldukça.
Küçük Prens'ten bir şey anlamazdım. Öylesine bi kitaptı, yani, ne ki?
"Kamikaze'ye kesinlikle binmeyecek"tim işte!
Rakı içmeyecektim, çünkü annem anason sevmezdi. Sonraları, aşık olduğum rakının yanında sadece su içerdim. Şalgam mı? Asla!

Mor ve Ötesi, Şebnem Ferah'ın yanında bir hiçti.
Duman da Athena'nın yanında.

Bir vakit "ilaç şirketleri aslında kanserin çaresini bulmuş ama daha çok ilaç satmak için özellikle söylemiyorlarmış" denirdi. Bir vakit ben de bunlara inanırdım, olabilir derdim, çok mantıklı, hıhıı. Sonra işin içine girdim, "yok lan, olur mu öyle şey?" dedim. Sonra işin içine battım... Aa, kanserin çaresi bulunmadı ama aa, bu arada kim bilir başka nelerin çaresi bulunmadı. Ne projeler çöpe gitti belki o an patenti bitmemiş olan ilacı olabildiğince satmak uğruna; ne projeler, bilimadamı siz olsanız kafanıza çoktan sıkacağınız cinsten... O halde olabilir, hıhıı, mantıklı.

Fikrimi değiştirdim. Fikrimi tekrar değiştirebilirdim, değil mi?

Ha, bir de arabamda tek bir şarkıcının iki albümü birden var.
Oysa eskiden Müslüm Gürses de dinlemezdim.


(11 Haziran 2010 İstanbul - 13 Aralık 2010 Adana)

yok bişi.

Kendimle çok barışık değilimdir, genelde tartışırım, yererim kendimi acımasızca, sonra biraz sırtımı patpatlarım, aferin derim, motive ederim...

Ama kendime çok kızdığım bir şey var ki onu hiç değiştiremiyorum. Uğraşıyorum ama, hani denemek başarmanın yarısıydı?

Benimle hiç ilgili olmaması gereken (gerektiğini düşündüğüm) durumlarda dahi bir acaba ile kendimi paralama... Bunun üstesinden gelemiyorum. Hala bana terslenen insanlar böyle aklımın, ciğerimin bir köşesinden kıtır kıtır yiyor. İçim sıkılıyor.

Geçmiş beni bir yere kadar ilgilendirir. İyi veya kötü, doğru ya da yanlış (ya da insan ilişkileri için doğru ve yanlıştan fazla bahsetmek uygun değilse, o zaman gerekli veya değil diyelim); geçmişte kararlar alınmış, bir şeyler olmuş, bitmiştir. Onlar benim için bir hatıra, bir yazı konusudur; pişmansam kendimi daha çok yereceğim bu aralar demektir...

Ama ya pişman değilsem?
Ya her şey olması gerektiği gibi olduysa?

"Neyin var?" diye sorasım, almadığım cevaplara kafayı takasım yok, artık.

Uğraşıyorum, gerçekten uğraşıyorum.

"Kaçırdım, kaçırdım, hastamı kaçırdım..."

Hatırlamak benim lanetim...mi acaba? Aslında düşünüyorum da, öyle değil. Hatırlamasam yazamazdım.

Hatırladığım her şeye anlam yüklemek benim lanetim.

***

İlkokulda okuma bayramını yaşamış şanslı öğrencilerdendik. Herkesin küçük ya da büyük bir görevi vardı mutlaka; bazıları şiir okudu, bazıları dans etti, şarkı söyledi, skeçte oynadı, gösteriyi sundu; bazıları mevsim oldu, bazıları ay...

Ben kırmızı eteğimle Haziran ayı olmanın haricinde, 2,5 sayfalık bir monologun sahibiydim. Monolog lafını ilkokul 1'de öğrenmiş oldum bu vesileyle, mono- di- arasındaki ilişkiyi çözmem de uzun sürmedi. Gönül isterdi ki organik kimyada da aynı başarıyı devam ettirebilseydim :))

Şu an elimin altında o güne ait bir fotoğrafım yok. Zaten bloga fotoğrafımı koymak da adetim değil, hem üstünden yaklaşık 20 yıl geçse de ben olduğum anlaşılıyor o fotoğraflardan. Gözünüzde canlandırıverin: O zaman giydiği etek şimdi ancak tek bacağına olan bir minicik kız çocuğu (o kırmızı eteğimi saklamadığımı düşünemiyorum), üstümde beyaz önlük -pardon,- gömlek, babanın steteskopu dizlerime kadar inmiş... Kelebek gözlük de olması gerekiyordu gözümde ama imkanlarımız elvermedi sanıyorum veya şöyle yanlış anlamalara mahal vermek istememiş olabilir annem. Ha, bi de cebimde annemin ufak adres defteri, çünkü bana reçete yazar gibi yapmak için bir defter gerekiyordu ("ama kalemin ucunu açmadan yazar gibi yap kızım, tamam mı?")



Evet, küçük bir doktordum ben ve çok normal olduğum söylenemezdi, sahneye koşturarak çıkıp seyircilere dikkatle bakmam, sonra da şöyle demem gerekiyordu:
"Kaçırdım, kaçırdım, hastamı kaçırdım! Tam muayene ediyordum, elimden fırladı kaçtı. Belki de aranıza gelmiştir. Rica ederim, görenler varsa haber versin.

Kısa boylu, uzunca; zayıf desem şişmanca, esmer yüzlü, şehla gözlü, 15'le 60 arası bir şey..."

***

Bizim okuldan çıkan (hem lise, hem Boğaziçi'dir bahsettiğim) sağlam adamlardan Levent Sevi'nin Lethe Hatırası adlı blogunda bir cümle vardır:

Çocukluğunu herkesten iyi hatırlayan kimse,
Odur kazanacak olan,
Kazanılacak olan neyse.


Yehuda Amichai'nin bu lafını çok sevdiğini söylemişti bana kendisi.
İşbu cümleye istinaden, ben de en azından bir mansiyon hak ettiğimi düşünüyorum. Gereğinin yapılmasını...

geçmişe mazi...

Asmalımescit diye bir blog izlemeye başladım. İçinden geçeni kafasından geçirip yazan adamları izlemeyi seviyorum ("izlemek diyor, adam diyor, yav bu bellatrix ne diyor?" adamlar dedimse, şöyle bişey)

Alt arda okurken gözüme takıldı şu:
"arkama bakmaktan henüz önümü göremedim ama yürümeye devam ediyorum."

Kartalkaya'da oturup pide yerken, yaka kartlarımın hiçbirini atmadığımdan bahsetmiştim. Sadece yaka kartları mı, "tam bir çöpçüyüm" dedim; broşürler, ozalitler, eski ENSO dolap çıkartmalarımız, dergiler, kartvizitler, kartpostallar...

Onbirler "geçmişe fazla bakan insanların depresyona meyilli olduklarıyla ilgili bir şey" okuduğundan bahsetti.

Ben geçmişe bakmıyorum ki, orada yaşıyorum zaten,
dedim ona.

Yukarıdaki cümle bana CUK oturdu. Yolumu seçemediğimden, kendimi bilemediğimden ötürü önümü sisli görüyorum ben de. Emin olmak ister gibi arkama bakıp duruyorum. Oradan bir şeyler çıkarıyorum; genelde geri koyamıyorum, çektiğim benimle kalıyor. Kendimle ilgili bir şeyler bulmaya çalışıyorum geçtiğim yollara dönüp dönüp. Kendimden bir şey düşürmüş veya bir şey unutmuş gibiyim.

Seçimlerimi yaptığımda önüme nasıl bir yol çıkacak bilmiyorum; ama en azından çok net olacak.

(01 Mart 2010, Fulya)

Bu yazıya konu olan cümle şuradan aparıldı:
http://asmali-mescit.blogspot.com/2009/06/dus-bahceleri.html
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!