... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

buketatar

Banksy yapmış, ben adını verdim: buketatar

5 harflilerden çok korkarım.

Siz bir insanın hayatınızda 4'ten 5'e çıkmasının sıkıntısını bilemeyebilirsiniz ama ben biliyorum. Daha önce yaşadım, kişisel bir şey değildi, geçti gitti. Şimdi, keşke o kadar kolay olsa yine. Keşke ben yapabilsem kendi kendime.

5 harflilerden korkarım ben. Bir harf daha alsa, "yalnız" edecektir çünkü.

Ucuz

Öyle bir öfke var ki içimde sana karşı Sussam belki daha iyi olur Saçlarından tutup sürüklemek tek arzum Ne kadar ucuz bir görüntü olur Sağlam bir yumruk atsam yüzüne Yazık çünkü yüzün güzel Yırtsam ağzını cart diye Olmaz çünkü konuşacağız daha Öyle bir kin var ki içimde sana karşı Şarkı sözü yapsam daha iyi olur Çok fena küfretmek istiyorum sana Ama etrafa ne kadar ayıp olur Bir tekme atsam dizlerine Yazık çünkü narin o beden Ve öldürmem seni asla Çünkü yaşamak daha büyük bir ceza

Bir gün karşılaşacağız bir yerlerde Selam vereceğim sana O gün konuşacağız hep seninle (O günü bekle)


Ben hep selam vereceğim sana, paralanmak pahasına vereceğim. Bekleyeceğim de, hep konuşacağımız o günü. O günü, ancak sen istersen yaşayacağız.

Yazarken çok zor, bir dostla konuşurken çok kolay, şaşırtıcı derecede kolay çıkıyor insanın içinde tutamadıkları. Ben ağzımdan üst perdeden çıkarken ilk kez duydum "bazen onu tekme tokat dövdüğümü hayal ediyorum" cümlesini. İlk kez duydum ve böylece fark ettim olası görüşmemizin benim ağzımdan çıkacak olan "ben konuşmak istiyorum"la başlamayacağını. Olursa, senin ağzından çıkacak olan "özür dilerim"le başlayacak görüşmemiz. Ben bundan sonra aslında neye kızdığımı anlatmayacak, neye kızdığımı yanlış anlamandan korktuğumu söyleyip açıklamalar yapmayacağım olmayacak bir özrü umutsuzca beklercesine ve alamamaktan korkarak.

İçimden çok kötü şeyler geçiyor; yazık, çünkü yüzün çok, çok güzel. Avuçlarımın arasına alıp uzun uzun bakmalık, öpücükler kondurmalık güzel. Benden, canın öyle sıkkınken sana göstermek istediğim şefkati gösteremediğim için özür dileyeceksin bir gün. Eğer böyleysen, buysan da, en baştan seni yanlış tanımama sebep olduğun için özür dileyeceksin. Adam gibi değil, eşşek gibi özür dileyeceksin.

Sonsuza kadar da zamanın yok.


(01 Ocak 2012, Bursa-İstanbul)

teşekkürler...
müzik için Melis Danişmend'e,
çizim için Erinç'ime,
dostum olduğu için twistegel'e.

O eski halinden eser yok şimdi.

Hayatım boyunca gerçekçiydim. Gerçekçiliğim bazen bir övgü, bazense bir suçlama olarak çıktı karşıma ama sonuç değişmedi: Böyleydim. Hayallere kaptırıp gidemez, ayaküstü hikayeler uyduramaz, boyama kitaplarımı saçmasapan renklerle dolduramazdım. Benim için gök hep mavi, çimenler hep yeşildi ve evin üstünde yanan kutu değil, bacaydı.

İlk kez bugün fark ettim gerçekçiliğimin tek bir zayıf karnı, işlemediği tek bir yer olduğunu: İnsanlar. Aylar, yıllar geçiyor ve ben zamanla, sinyallerini vere vere azalan yakınlıkların veya ani gözden düşüşlerin üstesinden gelmemiş olduyorum. Birçoğundan fazlasını yaşamış, daha çok sıkıntıya göğüs germiş olabilirim, böylece güçlenmiş de olabilirim ama kendi kendimi, kaybettiğim birinin tanıdığım veya tanıdığımı sandığım insan olduğu fikrinden vazgeçirecek denli güçlü ve kararlı olamamışım. Onu özlemiş, anlamamışım; "o bana bunu nasıl yapar?" diye sormuşum hep.

Halbuki bana bunu yapan "o" değil ki hiçbirinde. Aynı o sevdiğim o mu o artık? Hayır. Neyi özlüyorum? Eski, bildiğim halini; beni dinleyen, anlayan, seven, zorlayan, gözümün içine bakan, bana karşılık veren halini. Göremiyorum, o eski halinden eser yok şimdi. Görsem, kabullenemiyorum. Tüm bunlar benim için fazla gerçekdışı.

Bir idrak etsem bu gerçeği, "sen o değilsin" deyip kapı dışarı edeceğim bu tanımadığım insanı ama yok, benim hala umudum var, insanların iyi niyetine olan umudum... "Peki bu kadar anlattığın şeyden sonra, nasıl kopmuyor bu ilişki?" sorusunun cevabı bu. Bilmiyorum nasıl kopmuyor, sadece o iyi niyete olan inancıma bağlı, duruyor işte öyle. Hiç kopmayacağının garantisi yok ama belki, bu noktaya gelmesi ne kadar sürdüyse bir o kadar daha zaman geçer ve bu arada, güçlenmenin yolunu bulur ilişki. Bu da umudum işte, benim hala.

Bu umut yoruyor beni. Ah, ah; insan yorulduğunu oturduğu zaman fark ediyor ancak ve bunu fark ettiğinde de bazen ağlıyor, acıdan çok yorgunluktan ağlıyor insan.

Tüm bunları fark ettim ben bugün, ağlamamak için camı açıp atkımı gevşetirken.

Bana birinin gerçekçiliğimi hatırlatması gerekiyor, yoksa insanları kanadıkça kayıptan öleceğim. Bu hatırlatma işi için bütçe bile ayırabilir, kendime mütemadiyen beni bana iteleyen bir papağan tutabilirim. Hayır, karga istemiyorum, kılavuza ihtiyacım olmayacak. Sadece hatırlatma. "Hatırlatma kağıdı" gibi, kopya değil de.

Sanırsam bu papağanlara günümüzde "profesyonel yardım" deniyor.

mektup

güçlüyümdür ama göçük altında 1 gün dayanabileceğimi sanmıyorum.
daha erken fark edilsin yokluğum.

(01 Aralık 2011)


Elizabeth, sana malzeme verdik ama galiba bir sıkıntı oluştu, senin malzeme seni mutlu edeceğine, yordu. (Deli galiba.) İstediğim gibi bir yorgunluk da değildi bu, ama inan ben de bilemezdim aniden ortaokula geri döneceğimi, bu kez anadilimde.

Neyse neyse. Daha önünde uzun bir hayat var.

bu benim eniştem, eniştem, eniştem

Bazen düşünüyorum da, pek farklı geçmiş ve donanımları olan garip bir ailem var. Tüm akrabalarım birbirlerinden çok farklılar ama hepsi, Ayşe Kulin'in anlata anlata bitiremediği ailesininki gibi olmasa da, bir hikayeye veya bir romana konu olabilir. Eğer büyükdayım Zeyyat Selimoğlu hayatta olsaydı bu hikayeyi muhtemelen o yazardı ama olmadığına göre, bölük pörçük veya kısa kısa da olsa, hikayeyi ben yazacağım demektir. ("Roman bir maratonsa, hikaye 100 metre kros koşudur." demişti o. Bense ısınma turlarındayım, ama olsun.)

En küçük teyzem ve eşi, TRT'nin 40 yıllık koristlerindendir örneğin. Bana okumayı söktüren (ütüyle ütülenen Ü harfini insan bir daha nasıl unutabilir ki?) ve şimdi arayıp da bölümlerinin tümünü bulamadığımız Susam Sokağı'na da ses vermişlerdir. Arkadaşları Nazike teyzenin "bu benim önüm, önüm, önüm"ü, alınan birçok duşun fon müziği olmuştur, eminim. Öyle dolanır dile.

Eniştemin "arada kaldım" şarkısındaki yeşil canavar olduğunu biliyordum da, bir şarkının baş vokali olduğunu unutmuşum. Teşekkürler alkislarlayasiyorum ve tüm gününü eski güzel programları internete yüklemekle geçiren insanlar!

Susam Sokağı - Ben Benim Sen de Sensin | alkislarlayasiyorum.com

Paper covers rock.

Hiç kimse, özellikle de bir yazarsa (yazar olmasına rağmen değil, dikkat!) birinden bir post-it notuyla ayrılmamalıdır. Sevdiği ve seviştiği kişinin yüzüne bakacak yüzü olmalı insanın.

Eğer bu ayrılık gerçekleşirse, yazar olan diğeri bir hikayenin en sağlam esprilerinden birine imza atabilir.

Carrie'nin Berger ile ilişkisinden elde ettiği yegane fayda, bence bu repliktir: "Paper covers rock."


http://www.youtube.com/watch?v=vPhCvyb5jeQ
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!