... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

eskidendi çok eskiden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eskidendi çok eskiden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Lütfen Hugo Oynamayınız.

O eski halinden eser yok şimdi.

Hayatım boyunca gerçekçiydim. Gerçekçiliğim bazen bir övgü, bazense bir suçlama olarak çıktı karşıma ama sonuç değişmedi: Böyleydim. Hayallere kaptırıp gidemez, ayaküstü hikayeler uyduramaz, boyama kitaplarımı saçmasapan renklerle dolduramazdım. Benim için gök hep mavi, çimenler hep yeşildi ve evin üstünde yanan kutu değil, bacaydı.

İlk kez bugün fark ettim gerçekçiliğimin tek bir zayıf karnı, işlemediği tek bir yer olduğunu: İnsanlar. Aylar, yıllar geçiyor ve ben zamanla, sinyallerini vere vere azalan yakınlıkların veya ani gözden düşüşlerin üstesinden gelmemiş olduyorum. Birçoğundan fazlasını yaşamış, daha çok sıkıntıya göğüs germiş olabilirim, böylece güçlenmiş de olabilirim ama kendi kendimi, kaybettiğim birinin tanıdığım veya tanıdığımı sandığım insan olduğu fikrinden vazgeçirecek denli güçlü ve kararlı olamamışım. Onu özlemiş, anlamamışım; "o bana bunu nasıl yapar?" diye sormuşum hep.

Halbuki bana bunu yapan "o" değil ki hiçbirinde. Aynı o sevdiğim o mu o artık? Hayır. Neyi özlüyorum? Eski, bildiğim halini; beni dinleyen, anlayan, seven, zorlayan, gözümün içine bakan, bana karşılık veren halini. Göremiyorum, o eski halinden eser yok şimdi. Görsem, kabullenemiyorum. Tüm bunlar benim için fazla gerçekdışı.

Bir idrak etsem bu gerçeği, "sen o değilsin" deyip kapı dışarı edeceğim bu tanımadığım insanı ama yok, benim hala umudum var, insanların iyi niyetine olan umudum... "Peki bu kadar anlattığın şeyden sonra, nasıl kopmuyor bu ilişki?" sorusunun cevabı bu. Bilmiyorum nasıl kopmuyor, sadece o iyi niyete olan inancıma bağlı, duruyor işte öyle. Hiç kopmayacağının garantisi yok ama belki, bu noktaya gelmesi ne kadar sürdüyse bir o kadar daha zaman geçer ve bu arada, güçlenmenin yolunu bulur ilişki. Bu da umudum işte, benim hala.

Bu umut yoruyor beni. Ah, ah; insan yorulduğunu oturduğu zaman fark ediyor ancak ve bunu fark ettiğinde de bazen ağlıyor, acıdan çok yorgunluktan ağlıyor insan.

Tüm bunları fark ettim ben bugün, ağlamamak için camı açıp atkımı gevşetirken.

Bana birinin gerçekçiliğimi hatırlatması gerekiyor, yoksa insanları kanadıkça kayıptan öleceğim. Bu hatırlatma işi için bütçe bile ayırabilir, kendime mütemadiyen beni bana iteleyen bir papağan tutabilirim. Hayır, karga istemiyorum, kılavuza ihtiyacım olmayacak. Sadece hatırlatma. "Hatırlatma kağıdı" gibi, kopya değil de.

Sanırsam bu papağanlara günümüzde "profesyonel yardım" deniyor.

Normalizasyon

Eskiden anormaldi, normaldışıydı; dinlenir değerde ve dinleyeni değerli kılan nitelikteydi birçok şey. Anlatılması gereken ve anlatılınca rahatlanan şeylerdi. Gidip bir nargile içiyorduk, kimseye söylemeyeceğimiz (kimseye söylemeyeceğimiz konusunda bir an bile tereddüt etmeyeceğimiz) şeyler duyuyor, şaşırıyor, belki şaşkınlığımızı nargile dumanının arkasına gizliyorduk. Belki de sırf bu yüzden nargile içiyorduk.

Arkadaşın eski sevgilisiyle beraber olunmazdı örneğin. Arkadaşın eski sevgilisi, arkadaşın kendi eliyle başkasına ittirdiği biri olmazdı. Birinden ayrılmak önemli bir olaydı; biriyle beraber olmak da. Hele birine aşık olmak? Üff! Herkes herkesle yatmaz, yatsa da bunu dönüp o sırada yoldan kim geçiyorsa veya blogunu kim okuyorsa ona anlatmazdı.

Hem eskiden insanın, insanın insana davranışının bir değeri vardı. Herkes birbiriyle altlı üstlü olmazdı; birine dokunmak yürek isterdi, cesaret isterdi; aradaki ilişkinin o kıvama gelene dek yoğrulmuş olması gerekirdi. Yavaş yavaş, acele etmeden. O kıvama gelince de geri dönülmezdi kolay kolay, bilinirdi, işte o adam artık hep orada. Sadece uyuduğu zamanlar değil, normalde de sevilebilirdi şefkatle.

Eskidendi, çok eskiden; ama aslında dün gibi.

Artık her şey mübah, her şey normal, eksenden öyle bir kaymışız ki, kayışımız da normal. Kimse bir şeye şaşırmıyor ve ben bu işe çok şaşırıyorum.



(Kasım 2010, İstanbul)

gidenlerden

Şimdi…

Beklemiyordum, diyemem. Şaşırdım, da diyemem; hatta bu saatten sonra olmazsa şaşırırım. Ama bazen insan bilir de görmezden gelmeyi tercih eder ya, o hesap; ben inanmak istemiyordum Özgür’ün de gideceğine.

İnsanın hayatını, her gününü -güzelleştirmek şöyle dursun- çekilebilir kılan dostları böyle teker teker yamacından ayrılınca, fena oluyor. Üstelik onun adına ne kadar sevinse de insan, o içine oturan taş ağırlaştırıyor ya gövdeyi, böyle zıplaya zıplaya sevinemiyor da. Yanlış anlaşılmak pahasına sevinemiyor (gerçi, yanlış anlayacak olan adam için bu kadar üzülünmezdi zaten).

Her allahın günü görüşmek, sıkılmamak, ağzından çıkanın daha çıkmadan anlaşılması (senbendenuzunyaşayacaksın sendromu), bilmek yani arada bir sıkılsa da, çok görüşmekten ötürü birbirimize dayanamayıp didişsek de, nadiren yanlış anlasak birbirimizi veya benim kız damarım tutup trip atsam da

-ki o triplerin çoğu, hayatında yer aldığımı düşündüğüm sırayı kaybetme endişesinden veya daha kötüsü, aslında o sırada olmadığım kaygısından-

hep oralarda değil, buralarda bir yerlerde olduğunu bilmek, çok, o kadar çok değerli ki...

Şimdi bir şey değişecek mi? Tabi ki. Belki az, belki çok, bilmiyorum. Genelde uzak kalınıyor, başka işler, insanlar, programlar; başka iş yemekleri, toplantılar hatta başka arkadaşlar giriyor araya... Gözden ırak, gönülden ırak prensibi tıkır tıkır işliyor. Şimdiye kadar aksi olmadı kimseyle.

O kadar hüzünlüyüm ki, ancak bu kadar olur.

~

Yani adam şurdan şuraya gittiğinde; ev, iş değiştirdiğinde bile böyleyken; ben daha büyük kayıpları düşünmek istemiyorum. Bu kadar değerli kimse için düşünmek istemiyorum. Kırmızı kürkümü giyip karların içinde “Eskidendi çok eskiden” diye bağırasım gelir, mutlaka (ve sonra da olanca sakinliğimle, yavaş yavaş yürüyerek uzaklaşabileceğimden emin değilim).

O zaman lütfen öyle bir şey olmasın ve ben önce giden olayım…

(3 Kasım 2009, Ortaköy ofis)

Bu yazı benim dışımdakilerce okunabiliyorsa, Özgür gitmiş demektir. Alçakgönüllülüğün erdem olduğunu bilsem de, aslında severim gururlanmayı: Kendi ellerimle, beyaz-füme rengi karışımı kocaman bir paket yapıp, kırmızı kurdeleyle bağladım; kral bir hediye yolladım rakip şirkete.

Değerini bil Novo, kafanı kırmayayım!

(6 Kasım 2009, Ortaköy ofis)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!