... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

sigara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sigara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

cen

bir yer olsa huzur sunsa
dizlerim üstünde çöksem
sonsuz yolu aydınlansa

günün ilk ışığında
son bi kez nefes alsam
kaybolsam gözyaşında
(ya da ilk kitabımda)


Eve giriyorum, ev karanlık, kimse yok. Işığı açıyorum paltomu çıkarırken, hani bir kolumu çıkarıp o eli hemen ışığa uzatıyorum. İki işi birlikte yapıyorum, çünkü zaman kaybetmemem lazım. Tüm günüm ofiste geçti, ne yaptığımı, niye yaptığımı bilmeden geçip gitti bir günüm daha ve ben belki yarın öleceğim. Yarın ölsem, senden eksiğim zaten. Bari kalan zamanlarımdan, kalan kitaplar ve müzikler ve Leyla ile Mecnun bölümlerinden eksik kalmayayım...

Hazır ayaktayken kettle'ın düğmesine basıyor, salona dönerken de bilgisayarın açma tuşuna dokunuyorum. Koltuğa seyirtirken sehpanın alt gözüne eğiliyorum. Tam o anda görüyorum, sehpanın üstünde kültablası, kenarında sigara.

İşte ben bazen bilgisayarın başına oturduğumda, başka bir iş yapmıyorum. Çünkü sen bazen, kültablasının kenarında bulduğum sigara gibisin. Mutluluksun bazen cen.

Bu aralar çok sigara içiyorum. Çünkü -bana aptal deme ama- verdiğim nefesler seni bana yakınlaştıracak sanıyorum. Öyle diyor içimden bir ses.

Halbuki...
Keşke aldıklarım yakınlaştırsa.




(29 Kasım - 11 Aralık 2011, İstanbul)
görsel.

natürmort hayatın

nefes alıyorum, veremiyorum, nefes verirken canım acıyor. uyumak gibi, yazık oluyor verdiğim her nefese.

verdiğim nefesler dumanlı. hava soğuk.

sigara içmek istemiyorum. isteyerek içmiyorum. seni görünce sigara içesim geliyor. seni görmeyince de seni göresim geliyor, dümdüz, sana bakasım geliyor, nasıl göründüğümle, nasıl güldüğümle ilgili endişelenmeden (güzel güleceğim kesindir o an)

işte bugün benimle konuştun gibi oluyor. o kadar sevdim ki, diyorum, natürmort hayatını.
ama sen ölme.

ya... ya bu benim dünyadaki son günümse? ya son nefesim buysa ve senin adını hiç söylemeden verip gittiysem o nefesi de, ayrıldıysam burdan?

daha kötüsü;
ya bu dünyadaki son günüm değilse bu,
ve bundan sonra hayat hep böyle geçecekse,
bu evrenin bana "senle mi uğraşıcam lan" deme şekliyse...
o zaman bittim ben asıl.



yeniyiz ya biz, olmaz ya öyle pastane gibi, mendil atmak gibi...
(hiçbir) hakkım yokmuş gibi saklıyorum yazılarımı.
üzülme hakkım olduğunda çıkacaklar ortaya
ve her zamanki gibi, hiçbir şey değişmeyecek dünyada.

Çünkü ben de, ölüleri uyandıracak bir şeyler yazamıyorum. En derinden yakan çaba bu.*


* Patti Smith, Çoluk Çocuk

#LFMM

Birkaç gün önce başladığım How I Met Your Mother 6. sezon, bu akşam itibariyle bitti. "(Ortasında uyuyakaldığım filmler hariç) hiçbir şeyi yarıda bırakamama" adlı takıntımın sonucu olarak, her yıl bir yere varmayan dizileri izlerken Kıbrıs adası kadar zamanı denize döktüğümün farkındayım. Bu farkındalık beni ne yazık ki şu noktadan öteye götüremiyor: "Napayım, ben böyleyim." Evet. Hatalarımdan ders almıyorum.

Lost'un 6. sezonunu izleyişim ile HIMYM'ın 6. sezonunu izleyişimin ardındaki prensip de, izlerken içinde bulunduğum hisler de aynı. Tek fark şu: HIMYM hala bitmedi. Sürüyor, süregeliyor fakat bir arpa boyu yol gitmiyor dizi.

Kendime tamamen haksızlık etmeyi göze alarak, bu dizilerin gereksiz uzayışlarını benim sigara sarma süreme benzetiyorum. Tamam, sürekli yaptığım bir şey de değil belki ama ilk tütünü sarışımın üstünden bayağı zaman geçti sanki be? Acemi şansıyla şahane bir ilk yaşadığımdan bu yana, du bakiym, Beşiktaş'ta olduğumuza göre o zaman... Bir dakika, Beşiktaş mı? Üstünden takriben 3 yıl ve (toplamda) beş ev geçmiş. Vay anasını sayın seyirciler, değiştirdiğimiz ev sayısı, yıl sayısından fazla ve sadece iki kişiden bahsediyoruz. Bu kadar zaman (ve ev) geçmesine rağmen de, hala yeterince hızlı sigara sarabildiğimi söyleyemem.

Ve şimdi, kendime tamamen haksızlık etmeyi göze alarak, bu sigara sarma süremin gereksiz uzayışını, blog macerama benzetiyorum. Bu sürekli yaptığım bir şey, üstelik 2. yılım çok yakında dolmak üzere ama bu süreye göre izleğen sayım az sanki be? Herhangi bir reyting kaygısı gözetmeden yazdığıma göre o zaman... Demek ki kendimi bıraktığımda yazdıklarım, okunmadığında bir şey kaybedilecek şeyler değil. Tam da bununla ilgili bir şey okudum bugün, du bakiym, hah bak kopyalıyorum aşağıya:

"Ne kitapları ne de yazarları aşağılamak değil niyetim, bir insanın oturup yazması basit bir şey değildir, bir kitabın oluşması az emek değildir. İyi ama, neden? Neden yazılmış bu kitap? İşin içinden çıkamıyorum. Böyle bir araba kitap var. Neden yazdınız bu kitapları diye sormak isterdim, her kitabın her yazarına, tek tek. Öylesi kitaplarla para kazanılmaz, ego tatmin edilmez, sanat icra edilmez, okuyucuya ulaşılamaz. Olsa olsa kişi, “ben bir kitap yazdım” diye kendini avutur. Bunu kabul edebilirim. Salt yazmış olmak bile kişiyi çoğu zaman rahatlatır, ama kişiyi bir yazar yapmaz. Çok başka bir şey arıyorum ben. Dünya üstü belki, ama hiç değil aslında. 1940 yılında basılmış bir kitabı alın elinize bir göz gezdirin. İşte kitap, odur. Bu datayı işleyerek devam etmelisiniz. Falan filan."
Herkes için -ama önce kendiniz için- yetersizseniz, yetersizsiniz.

Keyfimi bozduğum yok, vallahi. Bu yetersizlik hali şu an bana keyifli geliyor. Güçleniyorum gibi sanki. Tek rakibim kendimim, falan. Hem ayrıca, şu an hayat pembe. Şeker pembesi. Hafif mor. (Fil mi o?)

#LFMM efendim, yani "learn from my mistakes".
Ama neyse ki, sigaralarım hep aynı.


(08 Eylül 2011, İstanbul)

Sigara 'off'

(Başlıkta Feyza Hepçilingirler'i anımsayarak)

On.


Bir sigara firmasında çalışan arkadaşıma "sizin bu sigara iyi güzel de, paketi çok çabuk yırtılıveriyor bunun. Ağzı burnu yamuluyor iki günde." dedim. Tabi ben çantada günlerce tuttuğum, hatta eve bırakıp sonra lazım olunca tekrar aldığım için falan... Dayanıklı kutucuklar lazım bana.

Arkadaşım gidip bunu üretimdekilere mail atmış, bir arkadaşım böyle böyle dedi, diye. Firma birbirine girmiş bildiğin, "aaa öyle şey olur mu!"lar, "aaa öyle şey olur mu? neden oluyor?"lara dönmüş, üç-beş kişi gelip kim bu arkadaş, demiş (onlara ne ise), niye böyle dediğimi sorgulayıp "yanlış kullanıyor olmasın?" demişler. Neyi? (Bir sigara paketi, ehil olmayan ellerde bir cinayet aletine dönüşebilir!)

Sigara içmenin kullanıcı hatası olabilecek, yanlış denebilecek tek tarafı sigarayı içiyor olmak zaten. Daha büyük bir yanlış var mı?

Arkadaşlar gitmiş, tekrar gelmiş, bu kez abartıp durumu "arkadaşın hala içmeye devam ediyor değil mi? yapabileceğimiz bir şey var mı?" diye sormuşlar.

Güldüm. "Göndersinler beleş bir karton sigara" dedim. Dağıtırım ona buna. Çünkü, arkadaşım da bilmiyor hala ama, içmiyorum. Paket taşımıyorum. Üstüme yapışacak olan kokudan ziyade etiketten hoşlanmadım. Kulağımı tırmaladı "bellatrix artık bildiğin içiyor" lafı, meğer durumun ortaya konmasıymış beni vazgeçirecek olan.

"Sana ne?" hala, o başka.

Off.

kimseye yazamadın da üstelik.

Kendimi bir Türk filmindeymişim gibi hissediyorum. Sahne bilindik, bir adam bir kızı kendinden nefret ettirmeye çalışıyor. O filmleri izlerken hep "yea tanımıyor musun karşındakini, o böyle bir şey yapabilir mi, belli işte özellikle kendini kötü göstermeye çalıştığı" deniyor ya... Tövbe, bir daha demeyeceğim. Gerçekten şüpheye düşüyormuş insan. Ciğerini bilse, konduramasa da falan, şüpheleniyormuş çünkü bu gerçek hayatmış, her şey olurmuş.

Fiziksel zararlar... Fani şeyler... Peki bu ruhumuz ne olacak?

Sana ne ulan, sana ne, ben kendimi zehirleyerek öldürüyorum belki, belki başka bir şey düşünmek için sigara içiyorum, sana ne? Hem, çok da umurundaydı sanki. Çok umursuyordun, çok.

Sen git... Tövbe.

Kırılım



Kırılarak mutluluk veren tek şey sigara olsa gerek.

sigara > bellatrix

"Sigara kadar değerim yok şu dünyada" ile, "Ben çok anlattım, bıktırdım galiba" arasında gidip geldim bi.

Çalkantılanabilirim. Anlattığım hiçbir şey anlatılmaya değer dahi olmayabilir, her şey tek taraflı olabilir, dedikodusu da tatsız olabilir. Ama hakkım yok mu anlatmaya? Bugün dünden ve yarından farklı bir gündü, kime içimi dökeyim en yakın kız arkadaşlarımdan biri işe güce boğulmuşsa?

İşin kötüsü, bana yanıt vermeyecek kadar meşgul olan ve bunu da söyleyen arkadaşımın sigarasız ve belki de sevgilisiz bir an daha geçirmemek pahasına gerçekten çok değerli olduğunu bildiğim birkaç dakikasını harcaması.

Bazen konuşamadığımı hissediyorum, orda kimse yokmuş gibi geliyor, kuzen dönsün ve evde olsun istiyorum ama hemen olmayacak biliyorum, ben de böyle miyim ki ilişki içinde diye soruyorum sonra kendime. Yoksa böyle olmadığım için mi... neyse.

Sigara kadar değerim yok şu dünyada.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!