... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

sansür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sansür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yazmaya devam ediyorum, lütfen müstehcen bulunuz.

Üniversitenin bilmem kaçıncı yılında bir arkadaşım, önceki gün yaşadığı bir olayı anlatmıştı. Bizim bölümde az sayıda olan ağır tesettürlü tayfadan bir arkadaş, bizimkini iftara davet etmiş. Çağırdığı yer de bir ev mi, yurt mu, bir grup insanın finanse ettiği, belli amaçları ve hadis saatleri olan bir yer. Bizimki herkesle görüşen, herkesle arkadaş oluveren biridir (sadece onun cağrılmasından belli değil mi zaten?) tamam deyip kalkıp gitmiş. İftar sonrası oturması sırasında, bölüm arkadaşımız kalkmış, içeriki odadan bizimkine hediye paketiyle kaplı bir şey getirmiş. Beklenmedik bir hediye! Bizimki şaşırmış biraz, "ne gerek vardı" demiş, "peki nedir bu?"

_ Dünyanın en çok okunan kitabı.
_ Aa, Yatmadan Önce 100 Fırça Darbesi mi?!

Arkadaşımın bir daha o iftarlara çağrılmadığını söylesem, herhalde şaşırmazsınız.

Geçenlerde Mehmet Ali Ilıcak karakterinin, Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisine Kur'an-ı Kerim imzalayıp verdiğini söylemesi üzerine (haber şurada.) yukarıdaki olay geldi aklıma. Genetik gibi, evrimi besmele edinmiş bir bölümde ne yaptıklarını pek bilemediğim bu arkadaşlar, kutsal kitaplarını yakınlarına hediye ederken imzalama cüretini herhalde göstermemişlerdir. Tabi onların yaptıklarını yapmanın sünnet olduğunu, onlara dokunmanın bile ibadet olduğunu söyleyen bir takipçi kitlesi yok arkalarında. O yüzden unutmamışlar eşit olduklarını, diğer kullarla.

Benim kafası karışmış milletimin ahlaksız muhafazakarları var haddinden uzun süredir başımızda.

///

Blogların ilk yazılarını hem yazmanın, hem okumanın ne sıkıcı olabileceğini konuşmuştuk Özgür'le bir ara. Doğru, benimki de öyledir. "İlk yazı" niyetiyle yazmışımdır. Pat diye girmeyelim demişimdir.

Ahmet Mümtaz Taylan kadar maharetli de olmamışımdır (şu okuyacağınız, en çok sevdiğim ilk yazılardan biridir mutlaka, metus göndermişti sağolsun):
 
Arayı açtığımın farkındayım. Bir sürü sebebi var, sebepleri hala geçerli. Zannedilmesin ki bu arada hiç yazmadım, hiç kızmadım, kırılmadım, yaşadığımı (ve dolayısıyla yazmam gerektiğini - bunlar o kadar ilintili ki!) hissettiğim hiçbir an olmadı... Ama ikinci kez aynı şeyi yapacak, bir ilk yazı kastıracak değilim.

Peki, neden şimdi?

Dün lütfen ve mecburen son davası görülen Ergenekon'da ifade özgürlüğünün aldığı ağırlaştırılmış darbeler üzerine bugün bir kez daha, eminim son olmayacak bir haber düştü gazeteye ve Twitter'a.
Yargıtay, 'Genç Bir Don Juan'ın Maceraları' adlı Fransızca kitabı müstehcen buldu.  
Sel Yayıncılık’ın sahibi İrfan Sancı ve çevirmen İsmail Yerguz hakkında, Guillaume Apollinaire’nin ‘Genç Bir Don Juan’ın Maceraları’ adlı kitabını yayımladığı ve çevirdiği için ‘müstehcenlik’ suçundan dava açıldı. 
http://www.radikal.com.tr/turkiye/yargitay_fransizca_kitabi_mustehcen_buldu-1145084

Ben Sel Yayıncılık'ın başında olsam bu kadarla kalmazdım:



Bu daha önce hiç olmadı değil, oldu. Fareler ve İnsanlar'a da oldu, Şeker Portakalı'na da, Ölüm Pornosu'na da... Peki ne oldu? Okumadığım varsa aralarında, gidip inadına okudum.

İşte şimdi de inadına yazıyorum. "Evden dışarı çok çıktığı, arkadaşlarında kaldığı..." gibi tecavüzcü savunmalarına, kızın rakı içerken çekilmiş fotoğrafını yayınlayıp yaşadıklarını hak ettiğini ima eden rezil İ. Melih'e göre tecavüzü misliyle hak ettiğimi bilerek, 13 yaşındaki kıza tecavüz eden 26 adamın tek başına Mustafa Balbay kadar ceza almadığı bir ülkede yaşadığımın; bir caminin fermanla değil parayla inşa edildiğini söylediğimde zebanilere yem olacağımı iddia eden manyakların, küfrettiğim zaman beni linç edecek kadar sinirlenen çünkü bunu sadece kendine hak gören zavallı adamların varlığının farkında olarak yazıyorum. 

Yazacağım.

31 Mayıs 2013'ü de yazacağım; insanın Amsterdam'da bir parkta yatarken alabildiğine güzel kafasından geçenleri de, iyi günleri, kötü günleri, üzüldüklerimi, sevindiklerimi... Hepsinin birilerince tü kaka olduğunu bilerek/olacağını umarak, eğer bunlar terbiyesizlikse, alasını yaparak yazacağım. Hala özgürken, hala özgürlüğümüz için o ya da bu şekilde savaşırken yazacağım; "başka türlüsü güç".

Şimdi, beğenmeyen varsa siktirsin gitsin, benim blogumu sevmeyince terk etmek, ülkeyi terk etmekten kolaydır. Kimseyi tavlamak ya da değiştirmek umrumda değil. Kalanların, yazdıklarımı okumalarından bağımsız olarak benim gibi düşünenlerin ne kadar kalabalık olduğunu gördükten sonra, umudu kaybetmek de yok. Sadece ben varım, buradayım, nokta.

boykotun gerçekten çok kısa tarihi

- Ermeni soykırımı yoktur demekle, Ermeni soykırımı yoktur diyeni içeri atmakla tehdit etmek farklı şeylerdir ve ilki hakkındaki fikrimiz ne olursa olsun ikincisine karşı çıkmaya devam etmek gerekir. Özgürlük adına gerekir, sansüre karşı olmak adına gerekir.

- Ülkemde düşünce özgürlüğüne saygı gösterilmemesi, başka ülkeleri bu konuda yeremeyeceğim anlamına gelmez. Ben şahsen düşünceye saygı gösteren biri olduğum sürece tabi. Çuvaldızı da ülkeme batırıyorum.

- Fransa'nın sikinde olmaması da onları boykot edemeyeceğimiz anlamına gelmez. Ha, adamların parasıyla bir tarafa hayvan gibi fabrika açıp istihdam yaratırken, gidip Tefal'den alışveriş yapmamanın boykot olduğuna inanmıyorum, o ayrı konu.

Umarım meramımı anlatabilmişimdir.

#incisozlukedokunma

İncisözlük'e neredeyse hiç girip bakmam;
ama bana dokunmayan yılan, başkasına da dokunmasın isterim.

Peki bu çocuk olmuş mu?

Çocuklar etkilenirse diye, aileleri onları henüz izlememeleri veya duymamaları gerektiğini düşündükleri şeylerden uzak tutamıyor diye uygulanan sansüre karşıyımdır. Çocukların şiddet eğilimlerinin, onlara Power Rangers izletmeyerek yok olacağına da inanmam.

Aslında inanmam.

Ama bir grup çocuk, Kurtlar Vadisi jenerik müziği mırıldanarak yaşıtları bir çocuğu ölesiye dövüp, cesedini çöpe attıklarında, medyanın insanlar üstündeki, özellikle de çocuklar ve düşünme kabiliyetini giderek kaybeden halk üstündeki etkisini acaba azımsıyor muyum, diye düşündüm.

Sansüre karşıyım, evet. Peki bu çocuk olmamışsa, ne yapmalı?

Ben düşünedururken siz habere tıklayın iyisi mi.

Dalga geçmek ya da geçmemek, işte bütün mesele bu.

İnternette aranırken karşıma bir site çıktı. Neden çıktı, nasıl bir anahtar kelime kullandım, hiç bilemiyorum.

Bu sitede de adam duygu muygu anlatıyor, şiir yazıyor ya da bir yerlerden alıyor koyuyor, resim buluyor ilgili veya ilgisiz, falan filan.

Site şu: http://nursemahumeyra.blogcu.com/imkansiz-ask/6179317
Kanat çırpan kuşlara veya pati sallayan kaplanlara aldırmayın, +18 veya günümüzü düşünürsek +13 bu sayfa :) Ben uyarayım da...
Adamın estetik anlayışı, 30 font kırmızı bold Arial ile yazınca aşkını daha bir etkili ilan ettiğini düşünecek şekilde gelişmiş olabilir, dimi? Yazdığı şiirlerin çok şahane olduğunu da düşünüyor olabilir. Kaderin cilvesine bakın ki başkaları da böyle düşünüyor olabilir. Sevgilisi / sevdiği kız hariç birileri daha takip ediyor olabilir bu siteyi... Uzar gider bu.

Ne yaptığımı anladınız mı, ya da ne yapmaya çalıştığımı? Dalga geçmemeye çalışıyorum. Saplamamaya çalışıyorum; çünkü benim ilk tepkim ahahahaha diye gülmek oldu. Olmasaydı, diyorum, ona uğraşıyorum.

Gene de güldüm işte, ama en azından uğraşıyorum.

Çünkü bu adam, tek bir kişi ve konu üzerine odaklı da olsa, bana çok saçma, banal ve uygunsuz da gelse, benim ve benim takip ettiklerimin yaptığından farklı bir şey yapmaya çalışmıyor aslında. Benim de onu okumamaktan başka, "de'leri bitişik yazmışsın" veya "böyle her satıra bir sözcük yazarsan okunması zor olur" demekten başka yapabileceğim bir şey yok.

Bu adama "yazma!" demek, bu siteye görüntü kirliliği demek, aynı zamanda sabahları yayınlanan kadın programları kaldırılsın demek gibi geliyor. My Favorite Game'in klibi gençlere gerçekten kötü örnek oluyor, yayınlanmasın diye destek vermek gibi. Rammstein'ı sansürlemek gibi. Sigaranın yerine çiçek koymak gibi (bu konuyla ilgili iyi bir yazı için bkz) ve daha bir sürü sansürsel şey.

Sansüre giderek daha çok karşı oluyorum sanırım.

(08 Mart 2010, Adana)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!