... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Murphy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Murphy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

so many men, so little time

k: Olm apartmana bi girdim, biri dvd izliyo!
b: Normaldir, giriş katında onlarca bekar erkek oturuyor kuz...
k: Ohannezmiş! (Onlarca ifadesini de Ernest Hemingway'den beri duymadıydım.)

Geçenlerde Murphy hiç adeti olmayan bir harekette bulundu. Giriş katındaki "onlarca" çocuktan sanıyorum en yakışıklı olanını tam ben keyifle apartman kapısına doğru sekerken cama çıkarttı; bundan iki-üç gün sonra da kapılarının önünden geçerken aynı çocuğa aniden kapıyı açtırdı. Çocuk için kötü, benim içinse şahane zamanlardı; zira ben o anlarda ne kadar bakımlı ve güleryüzlüysem onun da saçı başı o denli dağınık, eşofmanının dizleri bir o kadar çıkmış ve tişörtü de o kadar sağa sola yıvışmıştı.

Bütün gün DVD izlemek kolay değil tabi yakışıklı, biliyoruz. Bu görüntüler hiç de önemli değil ev halinde. Sevimlisin bile.

Görselemedim.

Aylar oldu o Nişantaşı'na yerleşeli, ben Küçük Prens'i göremedim diye plan program yaptık, pazar kahvemizi orada içelim dedik Dodo ve Aslıko'yla bu hafta. Nicedir güzel bi fotoğrafım da olmamıştı, ikisinin instagramına dadanacaktım prensimle. Aa, bi baktık Küçük Prens'i sökmüşler yerinden. Yıldızı duruyor ama, demek ki biri aldı götürdü Küçük Prens'i üstünden. Bunu holiganlıkla açıklayamıyorum, bu insanlar çıldırmış bildiğin. Biz 10-11 yaşlarındayken düzenlenen Maçka Demokrasi Parkı'nın başka hiçbir çocuk parkına benzemeyen oyun alanının da parça parça sökülmesi yaklaşık 3 ay almıştı sadece (şimdi yerlerinde, diğer çocuk parklarındaki tırt plastik oyuncaklardan var işte!) Anlamıyorum ki insanları. Naptınız, benden çok sevdiğiniz Küçük Prens'i söküp eve koydunuz, prens köşesi mi yaptınız evde? İyi anlaşıyor mu bari evdeki tilkiyle?

Bugün de Mano Burger'e gidelim dedik arkadaşlarla. Ben ilk defa gidecektim, deli gibi de açtım üstelik. Gittik, Tünel'deki Mano Burger'in yerinde yeller esiyor. Murphy, naber canım? Gidip Big Chef's'te yedik tabi hamburgerimizi ama olay o değil ki be abi!

Böyle şeyler olduğunda "hayatımdaki her şey kötü gidiyor" diye isyan ederdi Veciko eskiden. He, aynen öyle.

Görselsiz bu yazı, hiçbir şeyi yerinde bulup görselemedim bi türlü. İdare edin.

internet akıllı, ben aptalım.

Eve binbir zorlukla bağlattığımız internetimiz, tüm sitelere öte yavaşlıkta giriyor. Gmail'e ise hiç girmiyor. Murphy, naber canım?

Para ödediğim bir şeyin işlevini yerine getirememesinden daha çok sinirlendiğim bir şey varsa, o da aptal yerine konmaktır. Bu, insanlara güya yardımcı olacak açıklama ve yönlendirmeleri keşke bilgisayara CD yerine kahve kupası koyan insan seviyesinde yapmasalar. Ya da en azından, açıklamayı o seviyede bırakıp da sonra "Bu yönlendirme size yardımcı oldu mu?" diye hevesle şuku beklemeseler.

İnternet akıllı canım, bi ben aptalım burada.

Ve bu konuyla alakalı ekran görüntüsünü bile buraya koymak için başka bir evde konuşlanmam gerekiyor. Yazıklar olsun sana TTNet. Erce kanjimin yavaş alkışından yapıyorum sana, şak, şak, şak...

Twirl Murphy, twirl!

Tüm Metrocity'de elektrik kesildiğinde ve jeneratör de devreden çıktığında, yani Starbucks geçici olarak etkisiz hale geldiğinde, yapılmış son kahve benim elimdeydi. Feribota giren son araba olmak gibiydi, Bozcaada'dan dönerken saat 15:03'te Eceabat iskelesine varıp "kalktı mı, kalktı mı?" dediğimizde "sizi bekliyor" dedikleri feribota girer girmez hareket etmiştik ya hani... Sanki özellikle 3 dakika rötar yapmış gibiydi, biz arayıp "abi yoldayız, feribotu tutun" demişiz gibi...

Ya da, son üç aydır hesabımdan otomatik olarak çekilmeye devam ettiğini tesadüfen fark ettiğim eski şirket hattı faturalarının geri yatırılacak olması gibi. Yıkadığım kotun cebinden yüzlerce lira döküldü bildiğin.

Tersine Murphy.

Onun dışında da bir gariplik, bir heyecansızlık. Boşvermişlik. Yorgunluk. Uyuyakalmaya çalışma hali. Uyusam da yine yorgunluk.

Yarın yeni evimizi tutacağız. Ev güzel gibi. Tekrar ev taşımak istemiyoruz ama, mecburuz servis penceremizi bırakmaya. Duvardaki güzelim sticker'ımızı da. Ev sahibinin Almanya'dan oğlu geliyormuş gibi düşünün. Ama evi de oğlunun üzerine yapıyormuş ve bunun için de bir kuzene bir bana ezikleniyormuş gibi düşünün. Hah. Yatırmayacağız işte kiranı adam, boşuna bekleme.

Ev sahiplerinden hazzetmiyorum. Ev alırken bir miktar çirkeflik de geliyor gibi tapuyla beraber, acil durumlarda kullanılmak üzere. En sağduyulu görünen ev sahibi bile, 12 yıl oturduğun evden çıktıktan günler sonra arayıp "ama siz bu eve çok çivi çakmışsınız?" diyebiliyor. Anneme dedi. Ya naapacaktık yarraam, 12 yıl oturmuşuz biz o evde; istersen depozitodan kes, çivi başına 10 lira iyi mi?

Ev taşıyacak olmanın, ne bileyim, bilinmezliğin yorgunluğu diğerlerini su yüzüne çıkardı sanki. Elimde bir spor çantası, bir bilgisayar çantası, omuz çantam, bir torba, altı şişe şarap içeren bir kutu ve dört tane de bireysel şarap varken ertesigünişolanbirgeceyarısı, kapıda anahtarımı bulmaya çalışma anı nasıl beni dokunsalar ağlayacak hale getiriyorsa öyle işte. O an çok büyük bir yalnızlıktır, bilen bilir.

Aslında sadece eve dönmek istiyor ama kendimi illa ki başka yerlerde buluyorum. Başkaları için bir şeyler yaparken. Aslında kapatıp panjurları, kendimden başka bir şey düşünesim yok ama biliyorum öyle yaparsam da kafayı yiyeceğimi. Yalnız kalmak istemiyorum ama konuşasım da yok. Bak, konuşmuyorum şimdi. Canım istemiyor, ne anlatacağım? Sanki somut bir sıkıntı gerekiyor anlatmak için, gerisi boşa can sıkıntısı, gibi değil mi? İnsan yorgunlukları benimki, ciddi bir şey değil, ilaçla 7 gün, ilaçsız bir hafta. İyisi mi ben konuşmayayım da insanlar anlasınlar ve hatta yanıt versinler, eğer o insanlar varsa.

Oysa çok heyecanlı olmam lazımdı başıma açtığım yeni mecralarla. Şu an fıldır fıldır dolaşıp yeni karpuzlarıma koltuk arıyor olmam lazımdı. İstemiyorum ama. Gün içinde aklıma gelenlerin başına oturmak geçmiyor içimden geceleri. Ben fıldıracağıma Murphy fıldırıyor; antin kuntin şeyler için bana kendimi çok ayrıcalıklı hissettirip sonra veriyor aduuketi. Kahve ne Murphy, ağzıma bi parmak kahve çalmak ne, allahaşkına! Ucuz numaralar bunlar.

Belki de düşündüğüm kadar dayanıklı değilimdir. Belki de sınırım bu.

Belki de profesyonel yardım almanın zamanı gelmiştir.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!