... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Nerdesin aşkım?

Ne zaman canım sıkılsa, bu:



Yasak ne ayol?

Bir de şu var:

Kıdem

Geçenlerde kıdem aldım yalnızlıkta. Bundan sonra sizden daha saygı duyulası bir yalnızım. Yılda 5 gün daha fazla yalnız olma hakkı elde ettim. Kıdem ile elde ettiğim iyileştirme ile tek taşımı kendim almaya bir adım daha yanaştım.

Fal baktırmıyorum ben artık. Sadece annemin arkadaşı falan gibi, bedava falı reddettiğime göre ne tarz bir ucube olmam gerektiğine dair -ama bundan daha gizli kapaklı cümleleştirilmiş- sorularla kafamı bulandıracak insanlar karşıma çıkınca nazik bir gülümsemeyle "tabi" diyorum, "neyse halimiz..." ve mutlaka kendime doğru döndürerek çeviriyorum fincanı.

Fal baktırmıyorum çünkü fal çıkmıyor. Mesela geçen ay yukarıda bahsettiğim kategori çerçevesinde baktırdım, çıkmadı. Hani bak, Şubat geldi. 1 Şubat geldi ve geçti. 14 Şubat yakın. Çıkmadıysa çıkmamıştır ve artık çıkmaz zaten.

Güzel bir 1 Şubat geçirdim, oturmamış arkadaşlıklar sağolsun. Evde oturup tavana bakmak ve çok yazı yazmak isteyip yazmamak yerine gidip kayak sezonunu açtım. Hava da mis gibiydi. Mis gibi bir havada kayak yaparken ne kayak yapmayı nasıl, nereden, kimden öğrendiğimi düşündüm, ne de pırıl pırıl kıdemimi. Kayak yaparken bir şey düşünmüyorum ben. Müzik dinliyor ve içimden dans ediyorum sadece.

Ama düşünmemem kıdem almadığım anlamına gelmez. Bunlar mühim konular. Mühim konuları ofiste, masa başındayken ve bari akşamlarının tümünü aynı şekilde geçirmemek için kendine türlü çeşit iş çıkışı aktivitesi ararken düşünmek lazım gelir. Ben de öyle yapıyorum.

Çok sıkıldığımı düşünüyorum şaşırmalarınızdan ve hemen ardından gelen yalandan özürlerinizden... Birisi daha bana gözlerini kocaman açıp "Neden?" diye sorarsa... Sorarsa soracak. Hiçbir şey yapamayacağım. Şimdi aklımdan geçen ya da o boktan, o rezil, o insana kendini ucube gibi hissettiren an geçtikten sonra aklıma gelen hiçbir şey o an çıkmayacak ağzımdan. 
(Bir an'ın çekincesiyle yaşıyorum ama bunu da siz yaptınız.)
Ben hiçbir şey söylemeyeceğim ve zaten hiçbir şey olmayacak; çünkü bazı hayatlarda da her şey olmayacağına varıyor.

Neyse hadi neyse, lafı nerden nereye getirdim. Kıdem diyorduk kıdem, evet. Kıdem alışıma doğru giden süreçte karşıma en fazla neyin çıktığını size dünyanın en iyi ve en çok taklit edilen dizilerinden biri olan Friends'in bir sahnesiyle özetleyecek; böylece yukarıdaki, anlam veremediğiniz paragraf ile oluşmuş olabilecek muhtemel bir iç sıkıntısını da dağıtmış olacağım.


Evet evet, en fazla buna kadar geldim; ben Rachel. 
(Ross da olduğum oldu ama ben burada bırakmadım. Ben sonuç odaklıyım diye değil, böyle saçma şey olmaz diye.)

İsterim ki bu birden yazasım gelen şeylerden tek bir cümle kalsın size, illa kalacaksa:

Kahrolsun bağzı kola zero kutuları.

Kıdemimi kutlamak üzere kendi kendime ısmarladığım kolamı şerefinize kaldırıyorum.


(1 Şubat civarları, 2014)

Özlemişim.

o: Bi de şu var sonuçta, bu insanları bu işe ben soktum...
ben: Tamam da bu iş yani, düşünüp taşınıp karar verdiler. Broker gibi tavsiye verip 13 milyon dolar kaybettirmedin adamlara.
o: Hangi filmi izledin en son?
ben: Wolf of Wall Street'i izlemedim daha.
o: ...
ben: Onu sormayacak mıydın?
o: Evet.
ben: Daha izlemedim.

Bazen hiçbir şey değişmemiş gibi oluyor ve ne kadar güzel olduğunu hatırlıyorum.

kendime ait bir oda

Bursa'dayim. Simdi telefondan yazdigim bu zavalli yazicikta linkini veremeyecegim kereler bahsettigim, yayinlamadigim yazilarda adlarini -mecburen- daha cok gecirdigim arkadaslarin evindeyiz. Ev dediysem, kendinizinki ya da benimki gibi dusunmeyin. Villa iste. İstanbul'dan gelen tum misafirleri agirlayabilecek kadar cok ve normalde kullanilmayan odasi olan bir yer (oyle ki, esine surpriz yapmak icin bizi cagiran arkadas odalari hazir ettikten sonra adam bir kere kapiyi acip "aa, buralar neden hazir?" dememis -o odalarin kapisini acmasi hic gerekmemis- ve surpriz boylece bozulmamis).

Ciftler ust katta kaliyor, bekarlarsa en alt katta. Ben ust katta kaliyorum. Ev sahibemizin deyimiyle "her zamanki odamda". Bekarim. Her zaman bekardim. Bu ev benim aksimi gormedi. Yine de hep ayni odadayim.

Kendime ait bir oda.

Bir vakitler mesela Bozcaada'da evi olan, mesela tatli sert bir kadinla ilgili bir sey yazmistim, hani cok kalabalik ve kalabaliklarda ama hep yalniz olan. Deli yatmakli bir seydi. Su odaya girdigim an, sanki Bozcaada'daki o evin kapisindan girdim. Oyle hissettim. Saat sabah 5. Hava henuz karanlik. Gokyuzunde yildizlar muthis. Disarida horozlar otuyor. (Kesilesiceler. Hava henuz karanlik dedik, ne bu gurultu?)

Benim kendime ait bir odam var burada. Cift kisilik bir yatagim var. Ust katta. Sisme. Fazla gicirdamiyor. Yatmaklarim bile deli degil ki benim (neden oyle yazmisim? Vardir bir bildigim ya da bilmeyi ozledigim.)

Yalnizim ciftler katinda.
Ne bekar olmusum tam anlamiyla, ne de biri var yanimda. 

(Ve Subat tum aksilere inat, hizla yaklasmakta.)


(19 Ocak 2014 Pazar, Bursa)

#romancetoday


Oh hi, Beth... Can I call you "Beth"?

no resolutions and no surprises

Saat 16:48

Oturup tüm Aralık'ların son yazılarını ve Ocak'ların ilk yazılarını okudum, 2009'da blogu açtığımdan bu yana buraya karaladığım.

(Günlüklerimi de hala saklarım ben. Bazılarını okuyorum etrafı düzenlerken filan elime geçtikçe. Bazılarınınsa kapaklarını dahi açmıyorum. Üniversite biterken yazılan yıllık yazılarıma da hiç, ama hiç bakmadım mezun olduğumdan beri. Benim için çok önemli olanları, içimde kocaman bir ışık veya kocaman bir boşluk bırakanları zaten biliyorum ezbere.)

Çok mutlu olduğum zamanlar varmış evet ama en önemlisi, mutluluğun nasıl bir şey olduğunu hatırladığım ve ona ulaşmaya çalışıp zaman zaman ulaşamadığım için mutsuz olduğum zamanlar varmış. Şu an kıvrıldığım koltuk köşesinde bunları yazarken veya az önce uzandığım başka bir koltuğun üzerindeki, nereden geldiği belli olmayan ufak beyaz tüy topağına dikkatle bakarken hatırlamıyorum, hatırlamıyordum bunu. Başka birçok şeyi hatırlamadığım gibi.

İnsan yeterince unuttuğu her şeyden kuşku duyuyor sonradan. Belki bu yüzden yazmak lazımdır. Ben mesela, hiç yazmamış olsaydım 2004 Mayıs'ında, ICAMES 2004'ün civcivli zamanlarından birinde, önceki gece muhtemelen -yine- hayvan gibi içmiş ve birkaç saat kulüpteki rahatsız ve gereğinden sıcak deri koltukta veya kara masanın üzerinde uyuklamış ama yine de sabah 8.30'daki ders için Hisarüstü'nden Taksim'e teşrif etmiş halimle Fransız Kültür'ün tuvaletinde kendime gelmeye çalışırken, yüzüme su çarpıp aynaya baktığımda inanılmaz, ama inanılmaz mutlu hissettiğimi, acaba geçenlerde bana "En son ne zaman mutlu oldun?" diyen insana "2004'te" diyebilir miydim? Aklıma gelen ilk cevap bu olabilir miydi?

(Elbette daha sonra da mutlu hissettim kendimi ama bunlar o anki kadar pürüzsüz, lekesiz, başdöndürücü değildi.)

Fotoğrafları çekiyorum çünkü onları gördüm, oralara gittim, o şeyler bana bir şey hissettirdi/düşündürdü. Anları yazıyorum çünkü bir şeyleri hiç geri gelmeyeceklermiş... yok yok, bir daha hiç olmayacaklarmışçasına unuttuğumda elimde en azından bir kanıt olsun istiyorum. "Ben mutlu olmuştum." Mutluluk nasıl bir şeydi? Bilmem, ama mutluydum. Aşk nasıl bir şeydi? Bilmem, ama aşıktım. Sorarsanız verecek bir cevabım var. Yazıyorum çünkü.

Saat 17:06

Özenle ve teker teker hayır dediğim tüm yılbaşı davetleri havanın kararmasını bekliyor olmalı. Çünkü bugün erkenden buluşulmaz. Bugün hazırlık yapılır. Bugün kırmızı don giyilir ve bu don mutlaka bize şans getirir. Bugün kuaförler fazla mesai yapar, trafik olur, taksi olmaz ve geç kalınır. Bugün birinin bir yere geç kalması çok kritiktir. Bugün birinin bir yere geç kalmasını kendinden başka kimse umursamaz. Bugün çok eğlenilir. Bugün acayip içilir. Bugünün gecesinin sabahında çok geç kalkılır.

Bu gün, 14 Şubat'tan daha elim ve daha vahim bir klişedir.

Elbette davetlere hayır dememin bir klişeyi beslememek gibi asil bir amacı yok. Yılbaşlarını severim, omuzlarına yılın yükünü yüklemekten genelde kaçınsam da. Yılbaşı ağacı filan; bu yıl süslemek aklıma gelmese ve süslendikten sonra da bir kere bile ışıklarını yakmamış olsam da, güzeldir. 14 Şubat'ları da severim zaten ben. Kalpler, balonlar, balonlu kalpler falan. Güzeldir. Kırmızıdır. Kırmızıyı severim. Tüm bunlar bana şu an bir şey ifade etmiyor sadece. Her yıl bu güne yüklediğim anlam ya da her neyse, azalıyor. Bu azalmanın, günün umurunda olduğunu pek sanmıyorum. İhmal edilebilirdir kazancı, bunca insan arasında... Ziyaret ettiğim kiliselerde mum yakarken, doğum günü pastamın mumunu üflerken, Kadir Gecesi'nde -eğer içimden gelirse- dua ederken veya tekneyle köprünün altından geçerken artık tutmadığım dileklerin de gerçekleşmesini gönülden dilediğimiz diğer dilekler üzerinde herhangi bir rahatlama yarattığından şüpheliyim zaten. (Herkes bugün tüm sevdiklerinin tüm sevdikleriyle beraber olmasını ve kendileri başta olmak üzere tüm sevdiklerinin diledikleri her şeyin olmasını istiyor... Bruce Almighty'yi izlemiş miydiniz? Tamam.)

Dolayısıyla bir yeni yıl dileğim veya yeni yılda mutlaka yapacağım dediğim bir şey, bir "resolution" yok. Bu yazı hariç, bugüne dair yaptığım bir şey de yok. Böyle olmasını, tüm davetlere özenle ve teker teker hayır diyerek, ben sağladım, ben, Yaşar Usta! (Bu espriyi kendimden çok sizin için yaptım. Ölmeyin diye.) Yeni olan bir şey yok bu yılda. Kutlanacak bir şey yok. Gülecek yeni bir neden / Yine gülecek bir neden yok. Kadeh kaldırmayı, konuşma yapmayı, hatta diyeti bozup içki içmeyi bile gerektiren bir neden, bir kişi, bir nefes, hiçbir şey yok. Bana kalırsa 2011 daha yeni bitiyor zaten. Sonraki yılların hesabına henüz geçemedim.

(Ben size yine de İYİ YILLAAAAR ^___^ dileyeceğim bana saat tam 12'de mesaj atacak olan arkadaşlar, merak etmeyiniz.)

Saat 17:34

Velhasıl...
Yılı böyle kapatmış olmanın bir önemi yok çünkü dedim ya, bu yazı dışında yılbaşının veya yıl sonunun veya bu günün bir önemi yok. Evde yalnız oturduğum herhangi bir gün. Az sonra kuru fasülye ve pilavımı yiyecek, portakalımı sıkacak ve bir film seyredeceğim. Belki önce biraz kitap okurum. Hem yarın da tatil. Vallahi mis gibi.

Dedim ya, severim aslında yılbaşını. Biliyorum sevdiğimi.
Yazmışım çünkü.


(31 Aralık 2013, İstanbul)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!