... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

natürmort hayatın

nefes alıyorum, veremiyorum, nefes verirken canım acıyor. uyumak gibi, yazık oluyor verdiğim her nefese.

verdiğim nefesler dumanlı. hava soğuk.

sigara içmek istemiyorum. isteyerek içmiyorum. seni görünce sigara içesim geliyor. seni görmeyince de seni göresim geliyor, dümdüz, sana bakasım geliyor, nasıl göründüğümle, nasıl güldüğümle ilgili endişelenmeden (güzel güleceğim kesindir o an)

işte bugün benimle konuştun gibi oluyor. o kadar sevdim ki, diyorum, natürmort hayatını.
ama sen ölme.

ya... ya bu benim dünyadaki son günümse? ya son nefesim buysa ve senin adını hiç söylemeden verip gittiysem o nefesi de, ayrıldıysam burdan?

daha kötüsü;
ya bu dünyadaki son günüm değilse bu,
ve bundan sonra hayat hep böyle geçecekse,
bu evrenin bana "senle mi uğraşıcam lan" deme şekliyse...
o zaman bittim ben asıl.



yeniyiz ya biz, olmaz ya öyle pastane gibi, mendil atmak gibi...
(hiçbir) hakkım yokmuş gibi saklıyorum yazılarımı.
üzülme hakkım olduğunda çıkacaklar ortaya
ve her zamanki gibi, hiçbir şey değişmeyecek dünyada.

Çünkü ben de, ölüleri uyandıracak bir şeyler yazamıyorum. En derinden yakan çaba bu.*


* Patti Smith, Çoluk Çocuk

RTE Üniversitesi


"Rize Üniversitesi Senatosunun bugün yaptığı ve tek konunun isim değişikliği olduğu toplantıda, üniversitenin adının Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi olarak değiştirilmesi görüşüldü. Yapılan toplantı sonucunda Rize Üniversitesinin adının Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi olarak değiştirilmesi, 23 üyenin tamamının oy birliğiyle kabul edildi."


Haber linki.

Aklımıza bi fıkra gelir, gülerdik eskiden. Ya da önce güler, sonra fıkrayı ona uydururduk.

Şimdi RTE mi gelsin aklımıza, ne gelsin?
(Ona da güleriz gerçi)
Üfff...

so many men, so little time

k: Olm apartmana bi girdim, biri dvd izliyo!
b: Normaldir, giriş katında onlarca bekar erkek oturuyor kuz...
k: Ohannezmiş! (Onlarca ifadesini de Ernest Hemingway'den beri duymadıydım.)

Geçenlerde Murphy hiç adeti olmayan bir harekette bulundu. Giriş katındaki "onlarca" çocuktan sanıyorum en yakışıklı olanını tam ben keyifle apartman kapısına doğru sekerken cama çıkarttı; bundan iki-üç gün sonra da kapılarının önünden geçerken aynı çocuğa aniden kapıyı açtırdı. Çocuk için kötü, benim içinse şahane zamanlardı; zira ben o anlarda ne kadar bakımlı ve güleryüzlüysem onun da saçı başı o denli dağınık, eşofmanının dizleri bir o kadar çıkmış ve tişörtü de o kadar sağa sola yıvışmıştı.

Bütün gün DVD izlemek kolay değil tabi yakışıklı, biliyoruz. Bu görüntüler hiç de önemli değil ev halinde. Sevimlisin bile.

"burnumuz hiç kısalmadı ki"

burcin'e tesekkurler.

"Babamın öldüğü gün birine aşık olmuştum. Bazen öyle olur; her şey üst üste gelir. Polis olmasaydım, katil olurdum. Çünkü sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir. Binlerce ceset, binlerce katil ve bir evlilik gördüm. Seni, intihar etttiğin gün tanıdım kızım. Seninle o gün barıştım. Şimdi sadece geceleri yapayalnız ve yalınayak anlayabildiğim şeyler var. Şimdi benim de yalanlara inanmaya ihtiyacım var, bütün çaresiz insanlar gibi, dağılan bir okul gibi. Acılarımız da birbirine benziyor artık kızım. Birbirine benzeyen parmaklar gibi; ama her birinin eşsiz bir izi var. Bazen gözlerim doluyor karanlıkta ama fısır fısır konuşmaya başlıyorsun kulağımın dibinde hiç susmuyorsun. Ağlamama asla müsade etmiyorsun. Her şey affedildi babacık diyorsun. Hiç ayrılmayacağız diyorsun. Keşke hep yanımda olsaydın diyorum öyle konuştuğunu duyunca. Bu kış çok kar yağar belki beraber kayboluruz diyorsun sen bana. Ama kar taneleri birbirine benzemez ki kızım. Cesetler de benzemez. Ama bir cinayet başka bir cinayeti hatırlatır her zaman. Koşan atlar, düşen atları hatırlatır. Yağmur yağar, durur, tekrar başlar, yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir. Beşikten mezara kadar. karanlıkta herkesle çarpışabilir insan. Yalan mı söylüyorum sana? Affet beni kızım, affet. Bir sürü doğru söyledik ama hiç burnumuz kısalmadı ki kızım."
Behzat Ç.

ZTB EAH KA EK

bazen telefona yapmak istediklerim (temsili)


1 numaralı zorlama

_ Merhaba beyefendi, Etik Kurul sekreteryasına bağlar mısınız?
_ Burası bekleme odası, santralden bilgi alabilirsiniz.
_ Santrali aramıştım ben ama...?
_ Hiçbir şeye basmayın, bağlanırsınız tekrar.
_ Peki teşekk...
(çat!)

2 numaralı zorlama

(Arizona Dream gibisinden bir bekleme müziği ile dakikalar geçer...)

_ Alo?
_ Merhaba hanımefendi, Etik Kurul sekreteryasına bağlar mısınız?
_ Nereye?
_ Etik Kurul. Klinik Araştırmalar Etik Kurulu.
_ Bi saniye bekleticem.

(sessizlik...)

_ Hastanemiz bünyesinde öyle bir yer yok hanfendi.
_ Sağlık Bakanlığı'nın sayfası önümde açık hanımefendi, orada yazıyor.
_ Artık yokmuş ama.
- Hanımefendi, dün onaylandı kurulunuz. Bilen biri vardır mutlaka, rica etsem...
_ Bi saniye. (ahizeyi ağzından çıkarır ve azıcık uzaklaştırır) Yavuz aaabiiiiiiii! Yavuz abiii! Burada etik kurul mu var?

(homurtular, mırıldanmalar...)

_ 300000'den Sema hanımla görüşebilirsiniz.
_ Peki teşekk...
(çat!)

3 numaralı zorlama

_ Alo?
_ Sema hanımla mı görüşüyorum?
_ Evet, hayrola?
_ Sema hanım, etik kurulunuz dosya kabul etmeye başladı mı acaba?
_ Dün kurulduk ama hocalar çok yoğun, kimseyle doğru düzgün toplanamadık daha, o yüzden henüz dosya almıyoruz. Uygun zamanlarını yakalarsam bir toplantı yapacağım ama...
_ Peki, teşekkürler.
_ Rica ederim.

(hayrola diye girdik ama, düzgün çıktık bi konuşmadan, oh be!)

SONUÇ: Ankara'da hala aktif bir Etik Kurul bulunmamaktadır.

(x'in sıfır çıkmasından nefret ediyorum!)

Türkiye bölünemez pastası

@kitschest karşı masadan bildirdi.

Bu habere "baeyaa komiğiz", "daha ne kadar salaklaşabiliyoruz, ona baktık" gibi bir başlık daha uygun düşerdi.

Kılıçla kesmişler pastanın kesebildikleri bir parmak yerini de. Umut Sarıkaya'nın Çile hikayesi kahramanları gibi konuşmayı göze almak pahasına söylemem lazım: Bu hal, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumun özetidir, bölünemez ülkeden arta kalan "creme de la creme" tabaka, kılıçla kesilse acımamaktadır.

Gerizekalılar.

Bir Poliklinik Efsanesi

"mağrur"

SAHNE: Hınca hınç dolu bir poliklinik, beyaz önlüklü doktorlar ve beyaz Ceyo terlikli hemşireler oradan oraya koşturmakta, hastalarda bir telaş, bir sıra kavgası; "ben önce geldim", "yav ben kantine kadar gittiydim", "benim işim çok kısa"lar havalarda uçuşuyor.

Yeni düzenlemelerle 5 dakikada bir hastayla işini bitirmek zorunda olan doktorların, angarya işlerini pasladıkları asistanları sürekli bir hasta ismi bağırıyor mübaşir gibi. Herkes tüm tetkiklerini, MR'larını, röntgen sonuçlarını ve daha neleri varsa hazır etmek zorunda; zaman yok, hiç zaman yok...

"Fatma Aslan!"

Bir kadın giriyor içeri, yaşlıca, başörtüsünü çenesinin altından bağlamış, doktora gelecek diye özenip Polaris terliklerini giymiş... İki dakika geçiyor geçmiyor; mübaşir asistan fırlıyor dışarı elinde tetkik sonuçlarıyla, kızgın:

"Bu hastanın scan'i nerde?!"

Önce çıt çıkmıyor kimseden. E kadın yalnız gelmedi ya oraya canım? Tekrar soruyor asistan:

"Fatma Aslan'ın scan'i nerde?"

Kapının önünde yaşlı bir adam huzursuzca kıpırdanıyor, eliyle kasketini düzeltiyor, önünü ilikleyerek kalkıyor ayağa, hafif ama mağrur bir sesle:

"Burdayım doktor bey."


(Anonimdir, şehir efsanesidir, kişi uydurmadır...)
fotoğraf: buro. ismi ben verdim.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!