... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Vera Wang gelinlik: 1 sonuç

Moda Kulvar'a Vera Wang'in 2012 gelinlik koleksiyonu ile ilgili bir şeyler yazarken fark ettim ki (bu arada evet cümlenin buraya kadarı bile çok acayip geldi okurken, buradan itibaren fazla sıkılmayın diye uzatmayacağım) şimdiye kadar gördüğüm en güzel gelinliklerden biri, şu aşağıdaki:

kafadaki kuş ise öte anlamsızlıkta


Yok, gelinliğinin nasıl olacağını hayal eden kızlardan değildim; aslına bakarsanız hala en ufak bir fikrim yok.

çiçek olamayan çocuklar

_ Abi bazen daha cok darliyo, ulke gundemi bu kadar kesmekes oldugunda, cok hosgorulu gibi gorunen herkes birbirine höt zöt dediginde... darlaniyorum. Tabi cevap veriyor, yaziyor, sorguluyor, sonra da tam ortasina dusuyorum muhabbetin. Belki de bunu yapmamak lazimdir ama bu sefer de “apolitik genclik”sin. Baskalarinin apolitik diye yaftalamasi degil derdim ama ben bunlari dusunmeye mecbur hissediyorum kendimi, aklima geliyor, yani, hayat hep ringo dingo mu yahu? Biz hic etkilenmiyor muyuz bunlardan, yani birinin askere gitmesi sadece raki balik yapmaya bahane, “oh iyi yere cikti”, “oh keyfi yerindeymis”ten ote bir sey degil mi, bunun lazimligi sorgulanmayacak mi? Yazdiklari, cizdikleri yuzunden iceri atilan adami “ben onu okumuyodum zaten yea” deyip desteklemeyeceksek, “soykirim yoktur”u kabul etmekten ote “soykirim yoktur diyeni iceri atarim” diyen sansurcu fransa’dan ne farkimiz var? Yarin beni iceri atmalarini kim engelleyecek?

çiçek olamadık ama denizyıldızı oluruz belki bir gün.

Bir Harry Potter roman karakteri olarak Yozdil

"Yiğidi öldürür, ya da en azından doğduğuna pişman eder ama hakkını yemem. İçeriği benim fikirlerimle ters düşse de, iyi yazılmış bir yazının şukusunu gözümü kırpmadan veririm diye bir düsturum vardır. Ama bunun tersi de doğrudur.

İşte bu yüzden, Y. Özdil iyi bir köşe yazarı değildir benim gözümde."


Böyle demişim eski bir zamanda. Alışkanlıkla, bu dediğimi desteklemek için kendisi ile aynı fikirde olduğum birkaç yazı eklerim şuraya, diye düşünerek taslaklara kaydetmişim bunu.

Şimdi ise, bu radikal "-ist", ırkçı, ayrımcı gazetecinin, satır aralarındaki boşlukla birlikte içerikteki boşluk da giderek artan yazılarına gün geçtikçe tahammülüm azalıyor. Bize böyle insanlar mı lazım, bu yazarların kapısında mı onlarca metre kuyruklar olmalı? Beslenen bu nefret nasıl bir prototip yaratacak? Bu 1984 kışı daha sert geçmeyecek mi?

Bana demagojiden yapılan prim lazım değil. Bana gerçek anlatılsın. Saptırılmadan, çevrilmeden; yorum veya gözyaşı eklenmeden anlatılsın. Eğer birbirimize zıt şeyler konuşuyorsak, ben ancak öyle dinlerim bir sözü. Yoksa ben ona "beyefendi, siz" derken "sen" diye lafa giren adam kadar bir kulağımdan girer, diğerinden çıkar laflar.

Ben Özdil hakkında böyle şeyler söylediğimde "ama adam iyi başlık atıyor abi" diyen tayfaya da laflar hazırladım: Adamın iyi başlık atması, ona kompozisyondan 5 aldırır; onu iyi bir gazeteci ya da çok iyi niyetli bir insan yapmaz. Bana bununla geldiğinizde, adamcağızın savunacağınız başka tarafı kalmadığını kendi kendinize fark edip, yavaşça uzaklaşmanız için gülümsüyorum size. Gülümseyişime başka anlam yüklemeyiniz, rica ediyorum.

Yeme kürküm, yeme!

laboratuvarda çiftleştirmek üzere bayılttığımız sineklerden de özür dileyerek...

Fotoğrafa bakınca canınız acıdıysa, kimsenin* canını daha fazla acıtmayın.


* "Kimse" kapsar "hayvanlar, insanlar, bitkiler, E.coli, D.Melanogaster vb."

ben anlamıyor politika, anlamıyor hümanizm

Ben anlamıyor politika, anlamıyor hümanizm.

Anlat bana, ülkede herkes yanyana yaşasın diyen, bir cinayet üstüne sokaklara dökülen (iyi ki de dökülen) adam; üniversite benim alanım, gavur kahveci defolsun gitsin diye haftalardır işgal propagandası yapan adam, nasıl oluyor da bunca hınç dolu oluyor başka insanlara?

Biri hepten Ermeni iken iyi ama başkası bir günlüğüne general olunca kötü mü, kaka mı, "gerizekalı" mı?

Anlat, Deniz Gezmiş'in Bülent Ersoy'a gazoz ısmarlamasının ardında magazinden, reklamdan öte bir şey aramanın mantığını; "içmeye hakkı var mıdır" diye sormanın niyetini anlat.

Ermeni olduğu için öldürülmeye karşı çıkarken, Ermeni olduğu için savunursak insanları ve sadece bu yüzden savunursak, mesela Uğur Mumcu'yu, Abdi İpekçi'yi hiç mi hiç umursamazsak, oluyor mu, racon bu mu? Peki, bu ayrımcılık değil mi?

Aidiyete karşı çıkarken en ait sen olmayasın aslında?
Değilsen de, bunu anlat bana.
Ben anlamıyor.

cebimizde taşlarla

Benim direkt bir yazıyı alıp buraya koymuşluğum vardır, ama kendi yazma sıklığımla karşılaştırıldığında nadir olur bu.

"insanların birçoğu sağ elini kullanıyordu. o yüzden solaklığın ayrı bir havası var bilirsiniz."

Ne güzel bağlıyor insanlar bir şeyleri birbirine, imreniyorum. Karıştırmak illa ki menemen yapmak demek değil ya...

Ve tabi ki yazının bir şarkısı var, yazar düşündü mü, yoksa ben mi şeyediyorum, bilmiyorum (önemli mi ki?)


CEBİMİZDE TAŞLARLA..

üniversitenin ilk senesi (1940’lar) solcu olduğunu iddia eden bir grupla tanışmıştım. insanların birçoğu sağ elini kullanıyordu. o yüzden solaklığın ayrı bir havası var bilirsiniz. ben de bu sebeple onlarla sıkı fıkı oldum. durmadan cepten arıyorlardı. o zamanlar avea yoktu (1950’ler) ve benim hattım aria’ydı. aria’nın ise karşı yönden 5 dk aranınca 5 dk kazanın kampanyası vardı. bunlar beni o kadar çok arıyordu ki kontör almama gerek kalmıyordu. onların hattı türksel’di. çünkü bunlar solcu grup, hatları da elbette türk malı türksel olacak. kapitalizme olan karşı duruşlarını türksel kullanarak dosta düşmana duyurmaktaydılar. filiz diye sarışın bir kız vardı. sanırım çömezleri kandırma kurulu başkanıydı kendisi. yem olarak kendini kullanıyordu. beni sıklıkla arayan da filizdi. ama artık o kadar sıkmaya başlamıştı ki açmıyordum telefonları. neyseki bunların konuşlandığı fakülte başka bizimkisi başkaydı da okulda çok sık karşılaşmıyorduk. bazen sırf ben ve birkaç arkadaşım için uğruyorlardı ama. sonra bir 10 kasım’da ankara yürüyüşü düzenledi bunlar. orçunla biz katıldık sırf macera olsun diye. o zamanlar marlboro yoktu (1960’lar) ben de l&m içiyordum. kızın teki 2001 içiyordu. artık sen de yerli bir marka içersin diye dokundurdu bana çok rahatsız oldum. ayakkabılarımı saklıyordum bunlardan markası gözükmesin diye. tam bir nazi kampı. anıtkabire bağıra çağıra yürüdük. akp’nin iktidarının ilk yılları aynı zamanda (1970’ler). ama sanırım başbakan daha abdullah gül. meğer bu yürüyüş sadece bizim derneğin değil, 70 küsür üniversitenin atatürkçü derneklerinin ortak katılımıyla gerçekleştirilen devasa bir mitingmiş. ertesi gün gazetelerde hep manşetti. bir de sebebini şu an hatırlamadığım (30 yıl geçmiş tabi) bir şekilde kendi üniversitemizin değil boğaziçi’nin himayesinde slogan attık biz. 2 ana slogan vardı: ordu göreve! ile ordu millet elele idi. sonra aydın bir cumhuriyet kadını bana yolda ordu göreve ne demek yahu darbe mi istiyorsunuz diye sormuştu. benim olaylardan çok haberim yokama elimde pankart bağırıyorum. biran ne diyeceğimi bilemedim ve “ama milletle elele..” dedim ve hızla uzaklaştım ordan. vakit gazetesiydi sanırım, bu gençleri asmalı diye bir manşet atmıştı, altında bizim fotoğrafımız. benim yüzüm belli değil ama orçun sanki bu mitingi düzenleyen ulu önder kıvamında bir portre çizmişti resmen. yaklaşık birkaç hafta ulan şimdi bizi asıyorlarmış diye ince bir korku hissetmiştik hep içimizde. gerçi benim yüzüm görünmüyo olm ispatlayamazlar diye ben daha rahat gibiydim. ha bir de bahsetmeyi unuttum bizim otobüste deprem zamanları tvye çıkan bodyci ve uzun beyaz saçlı bir bilimadamı var o da yer alıyordu. saçları o kadar dökülüyordu ki kırçıllı olduğunu sandığımız montunun aslında siyah olduğunu neden sonra öğrendik. ben bu olaydan sonra türksel kullanan, sarışın, yerli malı kullanmayanı korkutan, solcu ama darbeci, atatürkçü olduğunu iddia eden grubun telefonlarını bir daha açmadım. filizle birkaç kez okulda karşılaştık. yolumu değiştirdim hep. onu en son 1984’ün kışı gördüm.

http://oky.tumblr.com/post/15082511869

Bob Baba

“You may not be her first, her last, or her only. She loved before she may love again. But if she loves you now, what else matters? She’s not perfect - you aren’t either, and the two of you may never be perfect together but if she can make you laugh, cause you to think twice, and admit to being human and making mistakes, hold onto her and give her the most you can. She may not be thinking about you every second of the day, but she will give you a part of her that she knows you can break - her heart. So don’t hurt her, don’t change her, don’t analyze and don’t expect more than she can give. Smile when she makes you happy, let her know when she makes you mad, and miss her when she’s not there."


Bu kafa iyidir demeyen?



Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!