... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Eveeeet!

Damadın tok, kararlı ve yüksek perdeden; gelininse tiz ve uzatarak söylediği birer evet'e şahit olmak üzere Bursa'ya gittik haftasonu. Deplasmandaydık. Yaklaşık bir yıl önceki ilk evet'ten bu yana beklediğimiz an gelmişti. Çoğu ensesi kalın olmak üzere 1400 seyircinin, bir bakan ve bir CEO'nun içinde bulunduğu nikah şahit komitesinin ve nikahı kıyan belediye başkanının gözetiminde, şikesiz, şaibesiz, alabildiğine tertemiz bir karşılaşma izledik. Yemekler güzel, içki çok, halay yok, havaifişekler kararındaydı.

İlk defa bu kadar büyük bir düğün organizasyonunda bulunuyorum, artı, ilk defa bu kadar yakın bir arkadaşım evleniyor. Artık iyiden iyiye dostların ilk orbitallerinden geliyor davetler, yakında bir teklif bekliyorum ben de. Nikah şahidi olmak için yani, yanlış olmasın.

Tiksindiğim bir alışveriş maratonu içine girdim bu düğün sebebiyle (tiksindiğim alışveriş: hiçbir elbise bulamamak ve/veya hiçbir gördüğünü beğenmemek, onca 200lü fiyat içinde beğenilen tek elbisenin 680 lira oluşu, tüm ünlü ayakkabıcıların 40 numaraya kadar çalışması sebebiyle "paranla rezil olma" hali). Lakin son günün son saatine kadar ve altın alma işini Bursa'ya bırakma pahasına da olsa almam gereken her şeyi almayı başardım. Çok da güzel oldu, çok da güzel oldum gerçekten ("galiba" yazacakken vazgeçmeye zorladım kendimi, aferin bana be, valla). Ama gelin kadar güzel değildim, değildik hiçbirimiz. Kızların birbirini kıskanışı muhabbetini unutturacak denli güzeldi Çiğdem, tüm bebekler ve tüm gelinler güzel olmaz söylenenin aksine, ama o çok güzel olmuştu ve bunu ona da hiç gocunmadan söyledim.

Sahneye çıkan grup ve saz heyetinin, ardından sahneye çıkan Gülben Ergen ve saz heyetinin (evet Gülben Ergen!) ve onca (ya da bince) davetlinin tüm nazarları bizim Richie Rich ve nikahlı mikahlı karısının üstündeydi ama onlar, gereğinden sıcak olan havada tüm masaları dolaşıp dans pistinde tepinerek terlemek dışında hiç sıkıntı yaşamıyor gibilerdi. Asıl sıkıntıyı bence bizler, çifti yalnız bırakmamak için Gülben'in şarkılarıyla dans etmeye çalışırken yaşadık. Bu çok zor bir şey bilesiniz. Birkaç stil tavsiyesi size: Dolabınızda mutlaka uzun bir elbise bulunmalı. Bunu Gülben şarkılarıyla rahatça kombinleyebilirsiniz. Elbisenizi iki tarafından tutup hafifçe kaldırarak sağa sola sallanma şansınız mevcut. Saçlarınızı iki yandan örme ihtiyacı hissettirse de bu hareket, laylalaylalay gerçek bir pirens (Gülben'in) dizlerinde uyurken gerçekten hayat kurtarıyor. Erkekler ve kısa elbiseli kızlarsa el çırpmak suretiyle ellerini koyacak bir yer bulmuş olabilirler.

Yorulup oturduğumuz ve serinlemek için rakıya sürekli buz eklediğimiz esnalarda edilen muhabbetler gerçekten enteresandı. Enteresan ve sinir bozucu. Mesela kendinden 6 yaş küçük (benden de 2 yaş küçük oluyor) bir kızla görüşmeye başlayan bir arkadaşım, "aa kız küçükmüş" dediğimde "e öyle bulduk, bir yerden sonra kadınlar çöküyor" diyerek hepimizin bildiği fakat tekrar etmek istemediği bir gerçeği dile getirdi, sağolsun, ertesi gün çökecekmişimcesine sinir oldum, kendisinden iki sandalye öteye naşlamasını istesem de bunu yapmadı. Ben de olay büyümesin, tatsızlık çıkmasın diye salon kadını çizgimden çıkmadım. Bi sigara yaktım onun yerine.

Geceyi, şovumu yapmadan da terk etmedim ama! Öyle bir niyetim yoktu da aslında. "DJ ne dersek onu çalıyor" deyince arkadaşım, en azından şu Serdar'lar bitsin diye sevdanın son vuruşu'nu istedim. Çalmadı hırt. Sonra başka bir arkadaşım daha sordu, ona da söyledim. Yine çalmadı. Ben fırsattan istifade "çalmıyorsa gelmiyorum" bahanesiyle köşeme çekildiğimde, damat bey gelip kaldırmak istedi beni tekrar, ona da söyledim, "yemin ettim abi bak sevdanın son vuruşu çalmazsa gelmiyorum. İlk notayı duyduğumda kalkarım, söz." Ahmet gitti, bir dakika içinde o kemanlı girizgahını duydum şarkının, kalktım hemen (söz sözdür) bir "oooooo" nidası içindeki kalabalığa daldım. İlginç bir andı benim için, sanki o gece benim gecemmiş, ben mezun oluyormuşum da tezahüratlar havada uçuşuyormuş gibiydi. Yüreğimde zincirler kırılıyordu, duymadılar bu gürültüde, iyi oldu.

Gece 2'ye doğru gelen işkembe çorbası ve ardından sucuk-ekmek, biz artık doymuş olduğumuz için yiyemesek de çok iyi bir fikirdi; şayet düğün dernek kuracak olursam zaten bizimkiler bu saatlere kadar gitmeyeceğinden (en son biz ayrılıyoruz ya her yerden) şöyle bir güzel çorba çektirebilirim davetlilere. İşkembe ve hadi, mercimek veya ezogelin olsun sonra öpüşmeyi düşünen yarısı-sarımsak-sever çiftler için. Yazdık bunu kenara.

Ahmet'im, derdi kendine yetmiyormuş gibi bir de gece bize otel ayarladı, "biz de orada kalıyoruz" dedi bir de, "sabah kalkınca konuşalım kahvaltı için". Lan dedik, sen evlendiğinin farkında mısın, sabah kalkıp yönkur toplantısından çıkmış gibi kahvaltı mı edeceksin bizimle? Ve aradı sabah gerçekten, gitmeden de bizi yolcu ettiler otelden. Bize çok teşekkür ettiler, neden anlamadım.

Asıl biz teşekkür etmeliydik oysa.
Gerçekleşme ihtimaline dair umudumuzu giderek kaybettiğimiz bir mutluluğun var olduğunu bize gösterdikleri için.


(16 Temmuz 2011, Bursa)

yazılarda

yazıları yarınlara bıraktınız,
kaybetti anlamını.

her şeyi zamanında yazmak lazım. insanın hayatında bir dakikadan diğerine bunca şey değişirken, yazılacak şeyi bekletmek büyük hata. değişiyor o da, sanki geçmişe dönüp olayların akışını değiştirmişçesine biri, yazmaya niyetlendiğiniz şey şekil değiştirebiliyor. babası annesini öpmediği için marty mcfly nasıl giderek kayboluyorsa fotoğraftan, silinip gidiyor o şey de.

uğruna öleceğiniz insanlarla, yüzünden ölmek istediğiniz şeyler yaşayabilirsiniz. veya kafanızda kurup kurup bunları gerçekten yaşayacağınıza inanır, korkabilirsiniz. ölesiye korkabilir, korkudan ölebilirsiniz.

(Siz böyle olsun istemezdiniz)

vermeye az değil hiçbir şey, ama zamanında.
yazmak.
lazım.
her.
şeyi.

Ertesi gün hapı


Olamıyoruz değil mi, daha normal, daha standart, kadınsı, dişi, havalı veya daha az saf, daha az temiz, şirin veya daha az çocuk olamıyoruz, kendimiz gibi olarak? Olan kendimizi, ona çeviremiyoruz, yapamıyoruz değil mi bunu tamamen değişmeden, kendimizi kaybetmeden, aşırılaşmadan? Olmuyor işte, olabilse ben yapardım.

Ne kadar acınasıca yalnızmışım. Ne kadar buz gibiymişim. Kedi gibi sokulmuşum bulduğum ilk sıcak yere.
Sanki.
Gibi.

_ Ne istiyorsun?
_ Sen ne istiyorsun?

Olmuyor, olmuyor, yine asansör duvarları (başka asansörün aynı duvarları). Ve sonra, bir çift göz kaçıyor. NÖBETÇİLER!


Birkaç söz, birkaç saat, kan çanağına çevirmeye yetiyor insanı. Hepten.

Kimse bir şey hatırlamıyor ama ben hatırlıyorum işte lanet olsun, hareketlerim sadece benim hatırladığım sözlere, olaylara ve işte o acınasılığıma ayarlı (o kadar yalnızım ki), hatalarım da öyle, ve hiçbir zaman olmayı kabullenmediğim o herhangi kadınlık gelip duruyor karşımda yine. Oysa ben onu birkaç yıl evvelinde bıraktım sanıyordum. Bak yine hatırlıyor büzüşesice beyin, hatırlıyor ve bağlantı kuruyor, bak diyor bu o, aynısı işte. Aynı nakarat diyor, hep aynı aynı. Ben de diyorum ki aa, bu şarkıyı ne zamandır dinlememiştim. Sonra konuya dönüyorum, tekrar ediyorum, herhangi bir kadın olamam ben ulan, olacaksam karşımdaki de herhangi bir adam olmalı. Herkes olmaz. Herkesle olmaz.

***

Bir Cemal Süreya eseri olunamaması, Cezmi Ersöz şiiri olunmasını da gerektirmezdi ama insan konuşuyor işte. Torba değil ki büzesin. Öperek susturasın veya, ama soluksuz kalmacasına.

***

Ertesi gün hapı, birbiriyle hiç sevişmemiş insanlar ertesi gün alıp unutkanlık ve umarsızlığa yol alsınlar diye verilmeli asıl. Doğum kontrolü için onlarca yöntem varken, doğum kontrolünün hiç gerekmediği zamanların ertesinde kişilerin birbirlerinin gözlerinin içine bakabilmelerini sağlayacak bir şey, bir tek şey bile icat edilmeyişini aklım almıyor.

Newspeak

Çerçeveletip duvara asılası. Bu öngörüye tüm sözler kifayetsiz kalası.

Bazı kitaplar satır satır, tekrar tekrar okunası.

Kasa her zaman kazanır.


Aslında her şey, benim bir öğle vakti bu muhabbete dahil olmamdan çok önce, soğuk bir kış günü başlamıştı...

Zaytung'da bir şeyi "Allah'a havale et"meyi seçenler bilirler, ironisi web adresinde gizli diyanet.gov sitemizin güzide bir soru-yanıt sistemi var. Örneğin, biri kalkıp "Sakız çiğnemek orucu bozar mı?" diye, veya "Bireysel emeklilik sistemlerinden elde edilen kazanç faiz kapsamına girer mi, haram mıdır?" diye sorabilir. Sakızı bilmem ama, bireysel emeklilik konusunda kafası karışanlar için sevgili diyanet'in "özel sorunuzla ilgili olarak kurul uzmanınca hazırlanmış bir görüş" olan "genelleştirilemez" yanıtını (herhalde her banka için genelleştirilemiyor) aşağıda veriyorum:

Bireysel emeklilik konusuyla ilgili Kurulumuzun görüşü şu şekildedir:

a) Genel olarak, sosyal sigortalar, karşılıklı sigortalar ve ticarî sigortaların caiz olduğuna,

b) Kâr payı esasına dayalı çalışan birikimli hayat sigortası ile bireysel emeklilik tasarruf ve yatırım sisteminin ise, yatırılan primlerin, dinen helâl olan alanlarda değerlendirilmesi durumunda caiz olduğuna,

c) Konusu din tarafından yasaklanmış olan sigortanın caiz olmadığına,

Karar verildi.


Buna göre bankalarda işletilen paralar dinen haram olan alanlarda değerelendiriliyorsa özel emeklilik caiz değildir.



Teşekkür ederim politik ve politik olarak doğru diyanet, seni çok seviyorum politik ve politik olarak doğru diyanet.

Önümüzdeki süreçte, reklamının yapılmasına ucundan da olsa katkıda bulunuyor olacağım bu bireysel emeklilik nanesinden hareketle, yatırım araçlarına atladık. Öğle yemeğinde yatırımlarımdan bahsediyorum, hah-hah, ya nolacağıdı ya?

Bir arkadaşım var, kendisini tanıyanlar kimden bahsettiğimi şimdiden anlamış bile olabilirler, kendisiyle neredeyse hiç sektirmeden her buluşmamızda açtığımız bazı konularla, onun bolca inat ettiği, benimse bolca güldüğüm tartışmalara giriyoruz. Bu anonim bir blog olsa kendisinden rahatlıkla "bağnaza beş kala" olarak bahsedeceğim sevgili arkadaşımın son yumurtası şu oldu: "Vadeli hesap caiz değil."

Laf çok uzatılabilir ve dolaştırılabilir, fakat düşüncenin özü şu: Hiçbir şey yapmadan kendi kendine artan para helal değildir.

Tabi ben sordum arkadaşa kendisinin çalışan bir insan olarak ne gibi yatırımlar içine girdiğini. Döviz alıyormuş. Eee?

Laf yine çok uzatılabilir, fakat düşüncenin özü şu: Kaybetme ihtimalin olan mecralarda paranı değerlendirmek caiz. Dövizde kaybetme ihtimali de var. Keza, borsada da öyle. Bireysel emeklilikte de, kısacası fon alımına dayalı her yöntemde kaybedebilir kişi. Uzunca bir süre sürekli kazansa da, kazandığı para sorun arz etmiyor iki dünyada.

Güldüm.

En çok, bolca gülebilmeyi seviyorum bu muhabbetlerde. Bağnaza beş kala da desek, açık kafalı insanlarla olmak güzel. Çünkü @AlperTanga'nın deyişiyle "müslümal" olan kesimle oturup bu savların mantıksızlığı tartışılamaz, hele benim şimdi soracağım soru, ağza alınamazdı:

"Nereye koyduğun parayı kaybetme olasılığın en yüksektir?"

Ka-ching! Bildiniz.

(Temmuz 2011, İstanbul)

bazı adamlar harbiden

İnsan etrafında hep ağzından çıkanları anlayan insanlar olsun istiyor ya... İşte onlardan herkes için biraz var. ama az. o yüzden “işte o” insanları kaybetmek üzüyor kişiyi en çok.

Lakin konumuz bu değil, başka tür bir üzüntü anlaşılmamaya dair.

***

Hani böyle görgüsü, bilgisi, aldığı eğitim, çalıştığı yer, takıldığı mekanlar veya pek sofistike zevkleri seninle aynı, ya da aynı seviyede olan, -ben aileyi değerlendirmem ama hadi o da olsun-, köklü bir aileden gelen, aristokrat, küçük burjuva, milletvekli yeğeni veya sanatçı çocuğu olan adam var ya... Hani beğenmiyor ya seni o adam; cahil, ukala, şişman, çirkin buluyor ya mesela ve her şeyi o biliyor ya...

İşte ben de o adamın, NuTeras’ta şişe açtırmasını değil, yaptığım espriyi anlamasını bekliyorum. Önceki gün konuştuğumuz bir şeye atıfta bulunduğumu anlamayıp, lafımın sonuna gülücük koymadığım için ciddi olduğumu sanıp belki, bana aynı “üf bu da salak mı ne” tavrıyla yanıt vermemesini bekliyorum. Bana gülmesini bekliyorum, çünkü ben istersem, komiğim. Ve bazen istiyorum.

Anlamasını bekliyorum, evet, çünkü anlamadığında rollerimiz tersine dönüyor, dünya başaşağı oluyor. Oysa ben beynime kan giden bu taraftan çok memnunum?

***

Sığ görünen tüm adamların bilerek böyle göründüğüne, altta başka, tırtıklamaya, tanımaya değer bir şey olduğuna inandım yıllarca. Artık şunu kabul etmek gerekiyor galiba: Bazı adamlar harbiden 'mal'.

losing my anonymity

abi çok fena bir şey oluyor ve ben anonimliğimi yitiriyorum. yani artık rahatça sövemeyebilirim ofise, götümle gülme efektleri yapamayabilirim evlenince işi bırakacak olan arkadaşlarıma, ne bileyim, dokunduramayabilirim aileme inceden... kendimi pezevenk gibi hissettiğim bir gece eve dönerken asansör duvarına yumruk atsam, bunu açıklayamam rahatça.


seviyorum aslında tanıdıklarla yazdıklarımı konuşabilme hallerini ama... ama işte. ama biliyorum da işte, insanın her istediği aynı anda olmuyor.

kısıtlanmak...

bu hiç hoş değil.

kayıplara mı karışsam?


görsel.

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!