... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Allahaşkına bakılacak site

(Bakın Allah'ın adını verdim)

http://www.minegkirikkanatacevap.org/index.php

Bi de şey vardı ki (Boğaziçi'nde belki en zevk aldığım dersi -Critical Reading hariç- veren Andrzej Furman sağolsun) genetik bölümüne atfettiğimiz şarkı bizim: Allahaşkına dinleyin mi diyeyim, ne diyeyim. Akıl dolu sözleri hep çınlar kulaklarımda :)

Haydi, hep beraber! (ikinci dizedeki God'da detone olmaya dikkat ederek)

I don't believe in evolution, I know creation's true
I believe that God above created me and you

So praise his name for what he'd done, give credit where it's due

I don't believe in evolution and I hope that you don't, too


I did not crawl out of a swamp, or swing down from a tree
My ancestor is Adam (amen!) and not a chimpanzee

God created everything in six days, it was true

I don't believe in evolution and I hope that you don't, too

From Revelations back to Genesis, God gave it to us straight

Bible’s not a story you can just interpretate


Well they say that man evolved in Africa and migrated away

Walked across the Bering straight into the USA

How all the Serengeti I have never had a glimpse

My people are from Texas and do not resemble chimps


I don't believe in evolution, I know creation's true
I believe that God above created me and you

So praise his name for what he'd done, give credit where it's due

I don't believe in evolution and I hope that you don't, too

I don't believe in evolution and I hope that you don't, too
That's right,
I hope that you don't, too

Noktalamamalar

Tevazu göstermediğim tek şey, Türkçe'yi kullanışım olsa gerek. Bir yazım kılavuzu değilim ama insanlar beni öyle bilirler, takıldığım şeyler varsa da hiç çaktırmam. Dilbilgisi konusunda isteyen öğretmenle kapışırım (yani öğretmen olunması şart değil ama en iyi onların bilmesi gerektiğini düşünerek konuşuyorum, farazi...) Şu an edat tümleci diye bir şey yok, neyden? sorusu artık dolaylı tümleç buldurmuyor, şapka kalktı - şapka geldi filan gibi gereksiz yere sürekli değişen kuralları yeterince hızlı takip edemiyor olabilirim yalnız, önceden belirteyim.

Hep diyorum, yön duygusu dağıtılırken ben onu bırakıp (nasıl diyor Boğaziçi Tarzancası, drop edip) fazladan dilbilgisi almışım. Bu sadece Türkçe'yle ilgili bir durum değil, dile istidadım var biraz. Gelin söyleyeyim must mı yoksa have to mu kullanmanız gerektiğini. Bir de diyorum ya, bilmesem de çaktırmıyorum. Bir şeyi duydum mu da unutmuyorum çünkü, çöp beynim sağolsun. Hiç izlemediğim filmler veya dinlemediğim müzikler hakkında iyi atıp tutarım eğer istersem, hiç de anlamazsınız. Bir kez Trivial Pursuit oynadım hayatımda, ama amacından şaşmış şekilde her bireyin kendi bacağından asıldığı bir oyundu; "en çok senden korkuyorum" dedi bana bir arkadaş, "sen fena ezicen bizi". Öyle olmadı nitekim, çünkü onlar bana inanmamış olsa da ben tarih ve dünya coğrafyasından hiç anlamam, hiç ilgilenmemişimdir.

Oyy oy. Bugün kendimi gerçekten iyi hissettiğimi burda böbür böbür sesleri çıkararak kanıtladım, noluyor yahu.

Aslında tüm bunları yazmamın sebebi kulağıma gelen birtakım laflar. Örneğin, küçük harfle başlamam cümleye, yanlış yerde tire atmam, bitişik yazmam bazı şeyleri ve en önemlisi de, noktalama işaretlerim!

Beni tanıyanların tahmin edebileceği üzere, yazılarımı ilk yazdığım şekilde bıraksam dahi -ki bu bile genelde olmaz-, mutlaka döner okurum ve takıldığım bir toz parçası varsa değiştiririm onu. Aklınız hiç kesiyor mu benim gibi bir adamın lafa boş yere virgülle başlayacağını?

Mutlaka bir sebebi var... Virgülle başlıyorsam hemen öncesinde yazmadığım, bilerek atladığım bir şey vardır. Bir şeyin ikincisini yazıyorsam, birincisini kendime saklamışımdır, öylesi daha iyi olacağı için (Amerikalılar Karadeniz'de 2 gibi salak bi reyting peşinde değilim). Sonuna kocaman bir nokta koyduğum yazı, o konuda söylemeyi tercih ettiğim son şeydir: Ya söylenecek sözüm bitmiştir -ki ukala olduğum için bu da çok sık olmaz-, ya da artık başkasının bana bir şey söylemesi gerekiyordur. Küçük harfle başlıyorsam, küçük harfle yazıyorsam bir sebebi olur, aynı rumuzumu küçük harfle yazmam gibi: bellatrix. Ünlemim ünlem, soru işaretim gerçekten sorudur; soru sormuyorsam nokta koyarım.

Smiley'lere fazla itibar etmemem bunlardandır biraz da.

Onurlu dün dedi ki, önemli olan spoiler vermeden sinema yazısı yazmak. Ucundan göstermeden merak ettirmek, dimi? Orası öyle, hem ayrıca, bence daha önemli olan smiley koymadan güldüğüm, ağladığım, nefret ettiğim, sevdiğim, o an havaya zıpladığım hissiyatını vermek. Ben tam başarabiliyor muyum bunu? Hayır, veya henüz değil, diyelim.

Ama olacak.

Enerji Patlaması!

Yok canım, her zaman öyle melankolik değilim. Bazen içimden enerji fışkırıyor. Sadece o zamanlarım daha az, bir de insan içinden enerji fışkırırken oturup yazı yazamıyor genelde, daha sonra ise o anın anısı kalmıyor kafada.

Dün İstiklal'de yürürken bir adım geriye uzlaştıııık diye hoplayıp zıplayacaktım, adımlarıma hakim olamadım desem yeridir. Bugün oturduğum yerde kıpırdanıp duruyorum; üstümdeki devir işleri temizlemek adına çok tekdüze bir iş yaptığım sıkıcı bir haftanın ortasındayım ama kulağımda yıllar sonra karşıma çıkan total disguise olduğu sürece sorunum yok gibi hissediyorum. Arkasından Once film müziklerine geçtim son ses; özellikle say it to me now, when your mind's made up, lies... Benim tempomda, kafamdaki tempoda şeyler hep.

Aslında bir hafta ortasında dışarı çıkıp, bildiğim müziklerle dans etmek istiyorum. Zaten bildiği müzikle eğlenen bir insanım. Çeşme - Paparazzi kafası, tam anlamıyla. Hayır içkim elimde salınmak değil, dans etmek istiyorum ve yanımda birileri olsun istiyorum. Athena'dan serseri mayın çalsın şöyle, Bedük çalsın ama dünyadan bi' haber, hot bitch, let me go yeter; Tarkan çalsın, aa Tarkan dedim de...

Bugün bir anda, dün gece gördüğüm rüyayı hatırladım. Bir mekanda Serdar Ortaç ve Hande Yener'e kusura bakmamalarını ama şarkılarının çok tırt olduğunu, sevdanın son vuruşu'nun hepsine on basacağını söylüyordum, çok bozuluyorlardı. Bozulmayın ama şimdi, doğruya doğru diyordum, ama surat asıyorlardı yine de, hahah!

Pink, Kings of Leon, Groove Armada, Lily Allen çalsın sonra, hiç durmasın; I feel better bitirsin olayı en son.

Sonra oturalım biraz dinlenelim, my rollercoasterla. Ne kafalardayım anladın mı blog, bu şarkıya eşlik ediyorum, hızlandıkça kendimi daha iyi hissediyorum. Şu an sarhoş gibi, gördüğüm ilk insanı öpmem kaçınılmaz! Neyse ki işteyim, sarhoş olduğum izlenimi veremem kimseye.

O zaman hadi bari:

life is a highway and I'm gonna ride it
every day's a winding road, yeah
my rollercoaster's got the biggest ups and downs
as long as it keeps goin' round its unbelievable

Şu an nasıl istedim lunaparka gitmeyi veya hatta, hani herkesin hayatında bir 20 dakikası falan olur ya ciddi ciddi salsaya, tangoya falan gitmeyi düşündüğü, o hesap: Şu an bana biri gel şurda bungee jumping yapıcaz dese giderim gibi geliyor.

Böyle bi garip haller, aaa. Ne demiş Mazhar usta; öyle haller içinde ki halim, Türkçe'ye çevirmeye yok mecalim.

çiçek böcek, güneş bulut

Bugün en az on kez döndürdüğüm Sevdanın Son Vuruşu'nu dinlemenizi öneririm, gerçekten güzel şarkı. Tarkan müzisyen olmaya başladı ile, vay be Aysel Gürel giderayak ne yazmış yorumları arasında gidip gelebilirsiniz (bilen bilir, kendisinin son şarkısıymış bu ve tamamen tesadüf eseri kısmet olmuş üstüne müzik yapmak).

O kadar leş şarkı dinledikten sonra (Türkçe pop diye sınırlayarak)
bu, yılın şarkısıdır diyebilirim Onurlu'nun izinde...


Düşündüm de, neredeyse tüm yazılarım "abi ben anlamıyorum yaa" diye başlasa yeriymiş. Aşk meşk işlerinin nasıl döndüğünü anlamıyorum, insanların müzik zevksizliğini anlamıyorum, birine anne veya abi olmadan nasıl arkadaş olunuyor onu anlamıyorum, ilişkiler neden değişiyor ve neden sadece ben umursuyorum bunu; aileme neden laf anlatamıyorum, bu kızlar niye böyle, kadın şöförler niye şöyle... Anlamıyorum. Basbayağı saf mıyım neyim?

Buna rağmen herhangi bir yazımı anlamak, anlaşmak veya türevleri diye yaftalamayışım da kayda değer bir ironi olsa gerek. Ahanda bu yazıya yapıştırıverdim onu da.

Bu kadar anlamadığım şey olduğu için mi yoksa bu kadar şeyi anlamamama rağmen mi hayatım zor geliyor bana, zordan da öte dar geliyor, onu çözemedim. Gene yapamadığım bir şey, bak.

Ignorance is bliss arkadaşım: Hayatı, aşkı, kafaya takılan her şeyi çiçek böcek, güneş bulut sanıp / sayıp rahat olmak da vardı. Oldu mu, olmadı.

Hala uğraş, hala. Öp, sarıl, yolla; doyama, mesaj at bi de. İstediğini aldın mı, yok. Kuzenin dediği gibi "ben onu dönünce görücem" mi, veya belki ağız tadıyla bi kapı açık, arkanı dön ve çık bile diyemeden bitti gitti mi bu iş...

Bugün bugündür ya, bunun hesabı kitabı olur mu, o yüzden "ben seni gitmeden görürüm bi daha bence".

Alooo - yüreğimde zincirler kırılıyor, duydun mu, nokta.

(03 Ağustos 2010, Ortaköy-Taksim)

taş

bi yerlerde bi taş yerinde oynadı.

aklıma biri düştü dedim, kimse beni ciddiye almadı ya hani,
kelebek gibi kanat çırptım da -kendimce-, kimse fark etmedi ya hani...
onun gibi, ama tam değil.

aşk, meşk yok.
başka bir şey bu
(benim ol yine başka biçimde)

küçük kızlığımı mı kaybettim,
erkekliğe mi adım attım,
dişiliğimi mi kazandım?

yerinden oynayan taş ben miyim?
bu heyelanın sebebi, ben miyim?

Ağustos dönemleri, dedeler ve torunlar

Vakti zamanında öğrenmiştim; 1-2-3 Ağustos'ta sınava girilir, sınava hangi gün girdiğinin nereye çıkacağına veya üç kuvvetten hangisinin neferi olacağına pek etkisi olmaz. 10 Ağustos'ta yerler belli olur, 12 Ağustos teslim.

Kadınların erkeklere göre, doğaları gereği daha cesur olmaları gerekiyor demiş bilimadamları. O yüzden aslında daha iyi araba kullanmalılar, daha başarılı birer rallici olmalılar diye devam etmişler. Araba kullanmanın kadınların erkeklerden daha kötü olduğu tek konu olduğunu iddia edebilirim kendimi de harcamak pahasına (bu bilimadamlarının şehirde bir kadın şöförle karşılaştığını hiç sanmıyorum). Lakin, kadınlar bence de erkeklere göre, hayatın birçok alanında daha cesur. Elbette ki her iki cins de izole ortamda olmalı ki diğer etkenleri göz ardı edebilelim, ceteris paribus.

Askerlik, erkeklerin bu iddiaya karşı çıkarken kullandığı ilk ve belki tek argümandır. "Ben askerliğimi doğuda komando olarak yaptım"cıları ve benzerlerini bir yana bırakıyorum; işin içinde fiziksel ve zihinsel birçok yara olduğunda işler hakkında ahkam kesilmemesi gereken bir hal alıyor. Ama... Birçok arkadaşım askerliğini oldukça rahat; rakısını yudumlar, istediği zaman çarşı iznine çıkar halde, bilgisayar başında veya yüzlerce film izleyerek yaptı. Eminim evlerin olmamaktan ötürü sıkılıyorlardı, eminim zor bir yanı da vardı ama diyebilirim ki, o askeri beklemenin daha değişik bir zorluğu var.

Nefes: Vatan Sağolsun'u izlerken, ben hiç asker beklememişim diye düşünmüştüm. Birinin hayatından her gün endişe etmenin ve gerçek anlamda gün saymanın ne demek olduğunu -neyse ki- hiç bilmediğimi. Bizim için sadece, 'uzun dönem' uzakta olmak zordu... Herkes için zor işte, uzun dönem askerlik bir insanın hayatından, pek bir şey yapmadan, vasıfsız eleman gibi çalışıp yarı-vasıflı maaşı alarak takriben bir yıl eksilmesi demek; babalar'ın deyimiyle "dünyanın en kötü insan kaynakları yönetimi." Ve onun devamı, CV'de bir sözcüğü değiştirip tekrar iş arama, bulma, alışma...

Benim için çok geride kaldı bu günler. Her dönem tanıdığım bir sürü insan askere gidiyor, hepsinin haberini alıyorum, çoğunlukla iyi yerlere çıkıyorlar, vay köftehor diyerek yolluyoruz onları, geri geliyorlar, hayatlarına devam ediyorlar, hayatımıza devam ediyoruz; birkaç askerlik anısı, birkaç askerlik arkadaşı ve içinde bulunduğumuz 300küsürlü dönemlerde "vay, dede!", "vay, torun!" nidaları hayatlarına, hayatımıza eklenmiş olarak.

Bugün 2 Ağustos ve benim bir hafta sonra da içim içimi yiyecek, hafifçe de olsa. Küçük bir kıvılcımım vardı, o da askere gidiyor. Haftasonu bir vedayı daha çok olmam gereken -ve açıkçası olmak istediğim- bir yer için feda edeceğim belki de, haberim yok henüz. Almadığım birtakım cevapları bu aya bağladım; ben bir kere daha bekler miydim, beklemeye değeceğine emin miydim, bekleyecek bir şey var mıydı... Hiç öğrenmedim. Bugünün geleceğini bildiğim için zorlamadım da. Bilmemeye tutundum, ne yalan söyleyeyim; bu askerlik bir mazeretti sanki ilgi görmeyişime. Kendim dahil kimsenin kafasını karıştırmama gerek yoktu.

Hayırlı tezkereler diyelim burdan doğru, çok istesem de, yüzüne söyleyecek fırsatım olmaz belki.

beyaz zakkum, beyaz akşam sefası

21:15 Kabataş vapurunda, yaprak kımıldamayan bir haftasonunun son saatlerinde, evime varmaya çalışıyorum. Gerçekten de çalışıyorum; üst katta, dışarıda ayakta durmak için kendime bulduğum yerin çapını etrafa korkutucu bakışlar atarak ve yere koyduğum çantamı milim milim iterek genişlettim, yere oturuverdim. Bir şeyler karaladım, insanlar bana bakıp beni her şeyi not alan bir deli veya mühim bi şahsiyet sandı. İlk gruba 'bir yaklaşık' diyerek alkışlıyorum kendilerini.

Bir vapurda en son yere oturduğum zaman, adaya vardığımda evimin bahçesinde mangal yapmış, fakat anahtarım olmadığı için içeri girememiştim. Evet, sanırım en son o zaman yere oturmak zorunda kalmıştım. Kalmıştık. Bunu vapurdayken hiç düşünmedim.

Hallelujah dinledim, gözlerim kapalı. Galiba gülümsedim, ki hiç adetim değildir kendi kendime gülümsemek eğer ortada gülünecek bariz bir şey, bir Uykusuz dergisi, bir Cem Yılmaz esprisi, bir muhabbet, komik bir şarkı veya kötü akibeti henüz ortaya çıkmamış bir aşk yoksa. Garipti, sanırım huzura erdim kısa bir süreliğine. Telefonumun çalmayışına, elimin telefona gitmemeye alışışına, eve gidiyor oluşuma, uzun bir zaman yine yalnız olacak oluşuma sevindim. Sevinecek ne çok isim fiil varmış meğer ve bunların yarın beni üzebilecek olması da ne garip...

Gerçek hayatın 4 dakika 9 saniyesi, ada vapurunda 50 dakikaya karşılık geliyormuş. Aklınızda bulunsun.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!