... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

otel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
otel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hijo de la luna


Bravo helpdesk, şahane tamir etmişsin bilgisayarımı. Sayende artık internete girebiliyorum, ama uyduruk explorer 6'nın herhangi bir linkine tıklayamıyorum. Fotoğraf bile yükleyemedim şuraya günlerce. Aferin helpdesk! Pop-up blockerdan betersin.

Dünkü çırpınışlarımdan, küfürlerden sadeleştirilmiş bir kuple okudunuz. Havada uçan internete haraç kesilen ülkemin süpersonik, süperlüks, süperalles otellerinden birinde daha konakladım: Hilton.

Söylemişimdir, Hilton'da bir gece kalıp kafamda fileyle ister duşta ister küvette banyo yapmaktansa, bir çadırda dört gece kalıp banyo yapmam daha iyi! Yok daha neler diyenler gelsin, son tatilimi anlatayım. Hatta son tatilimi anlatayım ben ya... Neyse o başka yazının konusu.

Ne diyordum, hah, lüks otellerden hazzetmem. Kahvaltıları dışında (ki normalde kahvaltı etmeyen biri olarak uykumdan 10 dakikayı veriyorum o kahvaltılara ben) kendimi sürekli miles&smiles elit kulüp üyesi gibi hissettirmeleri hoşuma gitmez. Rahatsız olmam, ama birçok şeyi de orada olmaya tercih ederim. Kendi evime çıktıktan sonra da cazibelerinin iyiden iyiye azaldığını söylememe gerek yok herhalde.

Sonuç itibariyle giremediğim internete 26 lira kaptırmamak için interneti iptal etme araması yaptım. "Welcome" diye açılan telefonda "if you want to continue in English... si vous voulez continuer en Français..." diye dünya dillerini dinledikten sonra teee 8'e basıp Türkçe bilen muhattabımı bekledim. Bekleme müziklerine hasta oluşum da başka yazının konusu.

"Hello!" sesi geldi karşı taraftan. Beklemediğiniz bir anda gelince birden unuttuğunuz dile ana dil denmez, çok iyi deyin siz CV'lerdeki İngilizce bilgilerine. "Yok orda Türkçe bilen kişi?" tadında bir şey geveledim, umutluydum fakat heyhat! Tabi ki yoktu.

Yabancı dile karşı olan Boğaziçi Otonomu, sana sesleniyorum: Arkadaşım diyorum, lan! diyorum. Ancak sistemi içerden çökermek gibi tırt bir ifadeyle açıklanabilecek bir itkiyle Boğaziçi'ne girip sonra da yabancı dilde eğitimi eleştirmeye hiç saygım yok, olmadı da şimdiye kadar. Aslında, yaratıcı afişleri ve sloganları hariç adam yerine bile koymuyorum desem yeridir alancıları. Kariyer Günleri'ne söven birkaç tatlı su sosyalistinin mezun olur olmaz Mercedes'e, P&G'ye kapağı atışlarındaki rahatlığı da gördüm, biraz da ondan. Benim baktığım yerden daha net görülüyordu demek ki her şey. Sonuçta, evet yabancı dilde eğitimi destekliyorum tabi ki. Hale bakın, İngilizce bilmiyorsanız fazladan 26 lira ödemeye mahkumsunuz. Dimi. Yani önce Hilton kapansın, sonra görüşelim sevgili otonom.

Sigara içilmeyen kattaki odamda perdelerin bunca grileşmesi için kaç yıl geçmesi gerekir, manzarayı görmek için perdeleri açarken bunu düşündüm. Belki de Hilton, perde grileşmesinin sigaraya bağlı olmadığını klinik deneylerle kanıtlıyordur?

Neyse canım. Ben uyuzdum, huysuzdum, 5 gündür ertelediğim mail atma işini yine halledemediğim için gergindim, her şeye saplayabilecek durumdaydım. Sanırım şukunu verdiğim tek şey oteltanıtımvideosukanalında hijo de la luna çalmasıydı. Ne iyi geldi o bana...

Öyle.

Hala da uyuzum, huysuzum, her şeye saplayabilecek durumdayım. Sabah 06:30'da bir otel lobisinde, 07:00'de kapalı bir üniversite departmanındaydım, yanımda bir doktor "işte burayı böyle seviyorum, hiç hasta yokken, brrr" diyordu ve ben "nereye düştüm böyle" diye geçiriyordum içimden; saat 09:00'da otelde, ağzımı bariz bir şekilde arayan bir müdürle kahvaltı ediyordum; saat 11:00'de uçakta uyumaya, 13:00'te direksiyonda uyumamaya, saat 20:00'de işten çıkmaya, 21:00'de ise eve dönmeye çalışıyordum.

Ve hala yatmadım. Yalnızım, düşünüyorum, inanılmaz yorgun, çok mutsuz, azıcık umutluyum.

Ve yarın sabah da Ankara'ya gidiyorum.

Miles&Smiles eliti değilim gençler, olmam için bana kaç mil lazım, bilmiyorum. Mehh...
Olmak da istemiyorum.

(12-13 Aralık 2010, Adana-İstanbul)

Doğru Yol

Politik değil. Laik.

şu köşe otel köşesi

yeterince uğraşırsanız ankara'da, bir otelde ve yalnız olmanın da iyi tarafını bulabilirsiniz.

Duş Almak Hiç Bu Kadar Zor Olmamıştı!

Bursa'ya olağan ziyaretlerimden biri, iki günlük bir ziyaret olmak zorunda kaldı ve ben bu ziyaret sırasında Ahmet'imin beni götürdüğü Çağrışan'da rakı-mangal keyfinin yanı sıra, kaldığım otelde iyi de bir gülme şansı buldum.

Ya aslında hiçbir şey söylenemez bununla ilgili; o yüzden duşa buyrun, diyorum:

Duş almak hiç bu kadar zor olmamıştı - bu ne lan?
Hiç güleceğim yoktu Gönlüferah Otel, sağolasın! :)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!