... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Başka bir meziyetin var mı?

O bulutlu gecenin saat ikisinde, hava süt gibiyken, fırsat bu fırsat deyip ellerimiz buruşana kadar çıkmadık havuzdan. Sırt üstü yatıp bulutları bir şeye benzetirken ben (çünkü ben bulutları çok pis benzetirim), adamın biri diğerine dedi ki:

_ Abi hiç çalışmak istemiyorum ya!

Gülümsedim, böyle serzenişlerde sadece benim bulunduğumu elbette sanmıyorum ama işinden memnun görünen insanlardan bunu duymak ilginç oluyor. Öteki dedi ki:

_ E okuduk işte, çalışıyoruz, para kazanıyoruz. Yayın tara, araştırma yap, oraya git, bununla konuş... Başka bir şey öğrendin mi? Ne yapacaksın çalışmayıp, başka bir meziyetin var mı?

"Ah civanlarım ya, yok mu başka meziyetiniz?" diye düşündüm ama ses edecek veya kendimi ele verecek kadar kendimi kaybedersem, azıcık özgürlüğüm de giderdi. Hissetti mi nedir, bana döndü meziyetsiz adam:

_ Ne yapardın sen mesela? 
dedi.

Hiçbir şey söylememek de gelmedi içimden. Mutsuzluğumun orta yerine soru işaretiyle dalmıştı. Bünyem reddediyordu "benim işim bu, hayatım da hep böyle geçecek işte, paramı kazanır, evime giderim, motivasyonum para, mühim olan da arabamı nereye park ettiğim" halini.

Ne anlatacaktım ki, gerçek hayatta hiç karşılığı olmayan bir hayali mevkiye çıkıp kendilerine eriştiğim zaman bana selam vermeyi büyüklüklerine yakıştıran bu insanlara? Onlar için ben önemsizdim; kartvizitlerindeki iki harf kendilerini yüceltiyor, başka bir meziyetlerinin olmayışını belli ki sırf bu yüzden dert etmiyorlardı. Beni hiç ciddiye almayacaklarına emindim.

_ Kitap yazarsam alırsınız.
dedim.

Beni hiç ciddiye almadılar. 


Yokyer

Hani "şu işi yapmaya harcadığın zamanı derslerine harcasan şimdiye bilimadamı olmuştun" diye bir düz mantık var ya... Bize ters o mantık. Fakat şöyle bir gerçek var ki, şu "kitap okuyamıyorum abi yea" dediğimiz ve bunun üstüne konuştuğumuz zamanların tümünde kitap okusak yavaş yavaş bir kitap bitirmiş olabilirdik gerçekten.

Bugün Onurlu ile konuştuğumuz bu konuyu, tam bu noktada balla kesip eve dönerken en son söylediğim şeyi düşündüm "tatilde bir kitap bitirdim sadece." Aslında az, benim için az ama olsun, istediğim kadar okudum. Işığım olsa geceleri de rahat rahat okuyabilirdim belki ama bir fenerin dibinde, iki büklümken zor oluyordu. Çocuk Kalbi de değilim neticede, iç paralayamam.

Olsun yahu, bir kitap bir kitaptır, hem kafam güzeldi ben nerelere gittim nerelere...
Öyle yerlere gittim ki, yoktular.

(04 Ocak 2011, İstanbul)

"O anda, sanki Leicester Meydanı'ndaki Odeon'un dev ekranında izliyormuş gibi, açık ve kesin bir şekilde onu gördü: hayatının geri kalanını. Bu gece Bilgisayar Hizmetleri'ndeki kızla eve gidecek, sevişeceklerdi; yarın cumartesi olduğu için sabahı yatakta geçireceklerdi. Sonra kalkıp birlikte Richard'ın kutularındaki eşyaları çıkaracak ve yerleştireceklerdi. Bir yıl, ya da daha az bir süre içinde, Richard Bilgisayar Hizmetleri'ndeki kızla evlenecek, bir terfi daha alacaktı; biri kız biri oğlan iki çocukları olacak ve banliyöye, Harrow'a ya da Croydon'a ya da Hampstead'e ya da çok, çok uzaktaki Reading'e taşınacaklardı.

Fena bir hayat olmayacaktı. Bunu da biliyordu. Bazen yapabileceğiniz hiçbir şey olmazdı."

Artık pek de yakın olmayan bir arkadaşın bizi nişanına davet edeceği endişesini üstümüzden atamadan, bir arkadaş daha mutlu haberi verdi dün: Yılbaşı gecesi bizi bırakıp evine dönerken Salacak'ta durup kız arkadaşına evlenme teklif etmişti.

Onlar için mutlu oldum, ve işte o kadar.

Böyle haberler bana, şu an yaşadığım hayatı aslında sevdiğimi hatırlatıyor. Başka türlüsünü nasıl da istemediğimi. Tek konusu kocası olan insanlardan hazzetmediğimi. Ya öyle olursam diye korktuğumu. (Ama yok lan, olmam dimi ben öyle? Olmam bence.)

Evlenme teklifleri, düğün planları, "gelecek yılbaşında Bursa'da bizdesiniz"ler gırla ve bana fenalık geliyor.

Şu yalnızlık nanesi olmasa, biriyle beraber olmak vallahi çok saçma.

"Hiçbir şey" dedi Richard. "Gerçekten hiçbir şey istemiyorum. Hem de hiçbir şey." O anda bunun ne kadar doğru olduğunu ve ne kadar ürkütücü bir şey haline geldiğini fark etti. "Her zaman istediğin bir şeye hiç sahip oldun mu? Ve sonra onun istediğin şey olmadığını anladın mı?"

Elinde hiçbir şey kalmadan -eşya, ev, anı ama başkalarında sana dair bir anı- başka bir yere yolculuk...

"Ne güzel olurdu" dedim. Oysa ne olacaktı işim, anılarım, onlarca yaka kartım, ENSO hediyemin arkasında yazanlar, yıllıklarım, günlüklerim... Ne çabuk bıraktım özenle biriktirdiklerimi?

Aslında mutsuz değilim, her şey olması gerektiği gibi oldu, öyle içten bir "keşke"m yok, kendi elimden gelenler için en azından. Ama yine de hayatımın oksijeni hızla tükeniyor, hissediyorum. Nefes almak zorlaşıyor. Sorguluyorum, şaşırmıyorum, çünkü biliyorum.

Ama hep de sorgulamıyorum.
Hep sorgularsam, bir gecenin bulutsuzluğu için nasıl şükredebilirim?
Nasıl hala şaşırabilirim?

Tüketene kadar içime çekesim var bu hayatı, doğal teneffüs. O arada, bu hayatı olduğu gibi kabullenmemi sağlayacak, beni bu basitlikte (bu basitlikle) mutlu edecek olanı bulursam, ne ala.

Yoksa ben de pılımı pırtımı isteyenlere dağıtıp, öyle yok olmak istiyorum.

"Aşağı İstanbul" kabulümdür.


(19 Kasım 2010, Fethiye - İstanbul yolu)

bulutluluk özlemi

Eve dönüyorduk, saat sabahın altısıydı. İlk kez kendi arabamın arka koltuğundaydım. Güneşin doğuşunu göremedik ama her yer benim son pilimle beceriksizce çektiğim aşağıdaki renkten, daha pembemsi bir tona doğru ilerliyordu.

Eve girdik, bilgisayar başına oturdum. Yazacak o kadar çok şey var ki, düşünecek o kadar çok şey var ki; tüm gün, kalabalık, yalnız. Her şey kafamda uçuşuyor, bazılarını tutup not ediyorum (mesela, dün deniz kenarında yatıp göğe bakarken keşke bembeyaz bulutlar olsa, gene hepsini bir şeye benzetsem dedim. Bulutluluk özlemi. Bulutlar hep bembeyaz, pof pof olsa bulutsuzluk özlemi'nin adı ne olurdu, onu düşündüm), diyorum ki otursam mı yalnız başıma evde biraz, birazını döksem mi, ama deniz beni çağırıyor, içim elvermiyor tatilimden, tatilden daha az önemli -mi?- ve daha çok fırsat bulduğum bir şey için, -yazmak için- yemek.

Yazamadım, kapattım bilgisayarı, uyudum.

Saat 2 oldu, uyandım. İş aramış, güç aramış, Ahmet aramış -kız arkadaşına evlenme teklif edeceği gün bizi Bursa'ya çağırmak için!-, Kaan denize gitmiş, Gürcan televizyonda bir Nuri Alço filmi bulmuş... Bilgisayar yine koltuğun üstünde, yine beni çağırıyor, yok abi, mutlak sessizlik lazım bana. Mutlak yalnızlık, o da çok zor değil.

Yazamıyorum, kapatıyorum bilgisayarı, onun yerine denize atlıyor ve dalıp gidiyorum, uzaklaşıyorum.

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!