... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Runaway Bride etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Runaway Bride etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

kocaman bir lastik

Ergen gibi. Özlem Tekin'in "biri var" klibindeki liseli kız gibi. Rengarenk. Rahat.

Kocaman ağzınla kocaman güler gibi.
Kitap okur gibi.
Kocaman bir lastiğin içinde sallanır gibi.
Heyecanlı. Eğlenceli.

Yüzüncü kez Runaway Bride izler, yüzüncü kez Martina McBride dinler, I Love You der gibi.



Totemdir.

Kaleci değişimi

_ Lost?
_ Yes, lost. You're so...
You're so lost, you don't even know what kind of eggs you like. Yes, yes!
_ What?
_ That's right. With the priest, you wanted scrambled. With the Dead Head,
it was fried. With the bug guy, it was poached. Now it's like,
"Oh, egg whites only. Thank you very much."
_ That is called changing your mind.
_ No, that's called not having a mind of your own.
(Runaway Bride)


İnsanların prim yapan değişimlerini hayretle izliyorum. Yok, yandaş medyaya veya ünlü birine giydirecek değilim, bildiğin sıradan insanlardan bahsediyorum. Saçını yarım toplayan cici kızların alternatif, tikilerin gotik olduğu ve bunun ekmeğini afiyetle yediği bir çağda yaşıyoruz. Seks çağına girmedik belki ama değişim çağına girdik, orası kesin.

Lakin...


O görüntülerin altındaki kafalar sabit. Fikirler, tilkiler sabit, onlar değişemiyor öyle saçını kestirmekle, marjinal giyinmekle veya envai renk oje sürmekle. Bir kızla bir erkeğin arasında sadece "yazışşş" olabileceğini iddia eden adamla dalga geçen zihniyet, bundan tam bir dakika sonra kalede kaleci varken nasıl gol atacağını sorgulamakla meşgul. Herkes liseli icabında. Radikaller serbest değil, radikaller dalga geçtikleri yaşam tarzlarının, karar verememelerin, "acaba o mu, bu mu"ların içine sıkışmış durumda. Sorsan herkes Samantha'yı tutuyor en çok ama her biri küçük birer Charlotte içten içe.

Kim takar arkadaşım, kim takmalı? Kim inanır size, daha dün kitaplarına sıkı sıkı sarılmış pastel renkler içinde koşuşturur, bembeyaz örtülü masalarda kibarca gülümserken bugün kendini-kanıtlamış-ama-kendi-halinde, morlar ve lağım faresi renkleri içinde uçuşmanıza; (ancak sokulacak bir kucak bulana kadar) ayaklarınızın üstünde durma iddialarınıza kim inanır? Ben inanmam, söyleyeyim, yemiyorum bunları. Bana kalsa üstünüze kırmızı bir çarpı atıp "Sahte!" yazar, gönderirim uzaya "Dikkat Kırılır!" Ama benim bunları yemem önemli değil. Sizi kimin yediği önemli.

Kaleci değişir, yerine yenisi gelir. Eski kalecinin kontratı, yeniyi bulana kadardır. Durum böyle ve böyle kalacak; forma rengi isterse bin kez değişsin.

Galatasaray 2-1 yenildi fenere biraz önce. Hııhı, ondan bahsediyorum.

Declaration of Dependence

(Dikkat! Bu bir müzik yazısı değildir.)

Hep arkadaşlıklarımın nerelerde koptuğunu (veya benim bu arkadaşlıkların neresinde kopup gittiğimi) düşünürüm; ve son günlerde kafamı meşgul eden kaygılarıma göz attığımda cevabı buldum sanırım:

Benimki öyle bir bağ ki, bu insanların da bana aynı bağla bağlı olmasına ihtiyacım var benim. Yaşamam için gerek şart gibi, hava gibi, su gibi dostluklarım var; benden vazgeçmelerine dayanamam sanıyorum, o yüzden vazgeçemesinler istiyorum. Her an her yerde olma isteğim biraz da bundan, , "herkes çok eğleniyor, bir ben kaçırıyorum her şeyi" düşüncesi de var tabi ama :)

ENSO'da bu oldu. Asıl üzüldüğüm, 1 numaralı formayı giymeyecek veya plaketi çakamayacak olmak değildi; o çok sevdiğim insanların bana eskisi kadar ihtiyaç duymayacaklarından, bana bağ(ım)lı olmayacaklarından korktum. Sürekli orada olsam daha güçlü olurdu ilişkilerim gibi, böyle olunca silinip gidecekmişim gibi geldi. Saçma mı? Evet. Endişelerimde haksız da çıktım tabi ki, ama bir dönem bunlardan başka bir şeye üzülemiyordum bile. İnsan ne garip yaratık...

Yoksa ben de biliyorum, örneğin iki adım öteye gidince birisi, aslında bir şey değişmeyeceğini. Yine de öğle arasında kim bana zorla kahve ısmarlatacak, diye soruyorum kendi kendime. Kim "hadi Viaport'a gidelim" diyecek? Kim olmayan usb'sini aldırmak için beni arkadaşının evine yollayıp bana sanki çok önemli bir şey yapmışım gibi dırdır etme fırsatı verecek? Kim bana kravat, gömlek seçtirecek; "her boku bilirsin" diye fikrimi soracak?

Özleyeceğim angaryaların yokluğu bana ağır geliyor, şimdiden. (Zaten hep daha iyi becermişimdir mutsuz olmayı, mutlu olmaktan)

Bu arada, hayır, kesinlikle çıkar ilişkilerine indirgemiyorum dostluklarımı. Zaten yaptığım şeylerin çoğu da bilinçsiz; neden yaptığımı daha yeni fark ettiğim ama i-na-nıl-maz keyif aldığım şeyler. Yoksa bile bile işkence çektirmiyorum kendime :)

Yalnız biraz önce şunu fark ettim dehşetle: Artık kendi ayakları üstünde duran, bana bağımlı olmayan insanlarla ilgili ne büyük kaygılarım var - Ben inanılmaz control freak bir anne olacağım, allahım! Sıkı, evhamlı, dırdırcı olmayacağım belki ama çocuğumu "bırakmamak" için ne taklalar atacağım, kesin. Rezalet!

Sonunda (eventually mi, ultimately mi) bir an gelecek ve hiçbir gizemim, merak uyandıran noktam kalmayacak. "Bir kere bile, tek bir kere bile kendin hakkında bir satır yazdığını görmedim. Bu hayatta kaybolmuş olan, bir tek ben değilim" der Maggie, Ike'a; Runaway Bride'da. Benim bütün yazılarım kendi etrafımda veya bendekiler etrafında dönüyor; demek ki tam aksine, ben de tam ortasındayım her şeyin, gel beni bul dercesine duruyorum, gizemsiz, merak uyandırmadan.


Vay anasını sayın seyirciler...

(14 Kasım 2009, Nişantaşı)

"maybe it's time"


MAGGIE
Do you think I flirt with Cory?

PEGGY
Good morning to you, too. You look good.

MAGGIE
Thank you. Do you think I flirt with Cory?

PEGGY
Yes.

MAGGIE
I don't mean it.

PEGGY
I know. I think sometimes you just sort of spaz-out with random excess flirtation energy and it just lands on anything male that moves.

MAGGIE
On anything male that moves? As opposed to anything male that doesn't move?

PEGGY
Like certain kinds of coral.

MAGGIE
I'm going to kill myself.

PEGGY
Why?

MAGGIE
Because you think I'm all like... "Hey man, check me out".

PEGGY
No, I think you're like, "I'm charming and mysterious in a way that even I don't understand and something about me is crying out for protection from a big man like you". Very hard to compete with. Especially to us married women who have lost our mystery.

MAGGIE
But you haven't lost your mystery! You're very mysterious!

PEGGY
No. I'm weird. Weird and mysterious are two different things.

MAGGIE
But I'm weird.

PEGGY
No. You're quirky. Quirky and weird are two different things.

MAGGIE
Peggy, there's distinct possibility that I might be profoundly and irreversibly screwed up. Despite that, I love you and I can promise that I will no longer flirt with Cory, and I beg your forgiveness.

PEGGY
I'm not worried about you and Cory or Cory and me or even that you're irreversibly screwed up. But, Maggie, you've been like this since we were kids. And I think now that you are aware of it and that it hurts people's feelings, maybe it's time to move on with your life and commit to someone of your own, like Bob, if he's the one.

(from "Runaway Bride")
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!