... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

angarya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
angarya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ara vermeye inanmam...

Ara vermeye inanmam ama bir güç var. İnsanı yazmaktan alıkoyan bir güç. Kendi kendine beklentilerini arttıran, artık ne olursa olsun yazayım itkisini kuvvetlendirirken bir yandan da dur, düşün, plan yap, sıraya diz, diyen.

Bende pis bir huy vardır. Bir dersin bir yerinde "aha bu konu önemli" dediğim anda dinlemekten vazgeçerim, tabi ki fark etmeyerek. İnsanlarla tanışırken dinlemem gereken tek şey olan isimlerine çoğu kez dikkat etmeyişim de aynı sebepten olsa gerek. Bir de, önemli işlerin arasına soktuğum safsatalar var; bunlar da işten çoğu kez çıkamama sebebimdir. Angarya olan, yani yine yapılacak olan ama görece önceliksiz işleri, o gün bitmesi gereken işin önüne yığarım mutlaka ve önce onları yaparım. Saçma mı? Elbette.

Kendimi konsantre olmaya zorlamadığım zamanlarda daha dikkatli ve daha üretken oluyorum.

Bu tatile yüksek beklentiyle girdim yazı konusunda. Bekleyen maillere yanıt vermek, bir-iki işle ilgili ufak araştırmalar yapmak, bolca okumak ve kafamı yazı anlamında rahatlatmaktı niyetim. Ama araya başka şeyler girdi, yine. Bu sefer angarya olan şeyler değil ama! Elzem şeyler, tatil gibi; arkadaşlar, Bozcaada, çok içmek, geceyarısı kumsal oturmaları veya saatlerce araba kullanmaları, Amasra, aile gibi... Hepsi çok önemli, hiçbiri bilgisayarla yarım saat geçirmeme engel olmayan şeyler.

Hala Amasra'dayım ama herkes yattı, saat 02:03, The Sims Social'da şimdilik tüm enerjimi bitirdim, tüm görselleri tek bir yere topladım, harddiski düzenledim, twitter açmıyorum, yarın iş yok... Mazeretim kalmadı.

Peki. Başlıyoruz.

"Çok parası olup çalışacaklara" ithafen

Biri bana gelip "çok param olsa yine de çalışırım" derse ağzına kürekle vururum, o kadar söylüyorum.

"Bu raporları coverletter'ların arkasına ne zamandan beri koyuyorduk, hatırlıyor musunuz?"

İşte bu, birazdan çok ağlamama sebep olacak gülme krizime neden olan soruydu.

O kadar saçma, o kadar gereksiz detaylarla dolu bir iş yapıyorum ki; bunu benden iyi kimse yapamazdı, eminim buna. Ben olsam bana verirdim tüm bu işleri ve başka kimseye güvenmezdim, benim de kimseye güvenmemem bundan: Aklı yerinde olan kimse aklında tutmaz bu kadar şeyi.

İşin kötüsü de ne, biliyor musunuz? Ciddi bir iş yapıyoruz. Gerçekten dikkat edilmesi gereken, gözden kaçan bir advers olayın yarın öbür gün bir insanın ölümüne neden olabileceği veya doğru girilmiş bir verinin birinin hayatını kurtarabileceği bir iş yapıyoruz. Yaptığımız iş kutsal.

İşte bu gerçek, beni yavaş yavaş öldürüyor. Çünkü derinlerde bir yerde, yapıyor olmamız gereken işi seviyorum. Bu yığının altında amacımızı hatırlamak, enkazın altında nefes almak gibi her geçen gün zorlaşıyor ve ben bazen, nefes alamıyorum.

Gerçekten dikkat etmem gereken şeyleri bilmeme rağmen şirketin veya başka otoritelerin uydurduğu angaryaların gerçekten dikkat etmem gerekenlere odaklanamayacak kadar zamanımı almasından; her çalışmayı döneminde değerlendirmek gerektiğini idrak edememiş emir kullarının başıma ördüğü saçmasapan işlerle günlerce uğraşmaktan; kendimle veya dünyayla ilgili bir şey yerine, kimsenin işine yaramayacak bir bilgiyi aylarca hatırlamak zorunda olmaktan ve unutamamaktan ve en kötüsü de, bu sayfayı buruşturup istediği sayfayı arayacak gücü kendimde bulamamaktan nefret ediyorum. Hani veciz söz vardır ya; hah işte Tanrı bana ne değiştirme cesareti, ne kabullenme gücü, ne de bilgelik vermiş; sürüklenip gidiyorum.

Ve, tüm bunları işimin arasında yazıyor olmaktan ötürü hiçbir beis duymuyorum. Bu on beş dakikalar benim sigara molam, o kadar.

Çıldırıyorum, yeminle. Bu sefer arkamdan kimse gelmesin, işe soktuğum söylenen insanların başına ördüğüm çoraplar yeter. Artık iyi örnek olamayacağım.

Biliyorum, bir şeyler yapmam lazım...

Declaration of Dependence

(Dikkat! Bu bir müzik yazısı değildir.)

Hep arkadaşlıklarımın nerelerde koptuğunu (veya benim bu arkadaşlıkların neresinde kopup gittiğimi) düşünürüm; ve son günlerde kafamı meşgul eden kaygılarıma göz attığımda cevabı buldum sanırım:

Benimki öyle bir bağ ki, bu insanların da bana aynı bağla bağlı olmasına ihtiyacım var benim. Yaşamam için gerek şart gibi, hava gibi, su gibi dostluklarım var; benden vazgeçmelerine dayanamam sanıyorum, o yüzden vazgeçemesinler istiyorum. Her an her yerde olma isteğim biraz da bundan, , "herkes çok eğleniyor, bir ben kaçırıyorum her şeyi" düşüncesi de var tabi ama :)

ENSO'da bu oldu. Asıl üzüldüğüm, 1 numaralı formayı giymeyecek veya plaketi çakamayacak olmak değildi; o çok sevdiğim insanların bana eskisi kadar ihtiyaç duymayacaklarından, bana bağ(ım)lı olmayacaklarından korktum. Sürekli orada olsam daha güçlü olurdu ilişkilerim gibi, böyle olunca silinip gidecekmişim gibi geldi. Saçma mı? Evet. Endişelerimde haksız da çıktım tabi ki, ama bir dönem bunlardan başka bir şeye üzülemiyordum bile. İnsan ne garip yaratık...

Yoksa ben de biliyorum, örneğin iki adım öteye gidince birisi, aslında bir şey değişmeyeceğini. Yine de öğle arasında kim bana zorla kahve ısmarlatacak, diye soruyorum kendi kendime. Kim "hadi Viaport'a gidelim" diyecek? Kim olmayan usb'sini aldırmak için beni arkadaşının evine yollayıp bana sanki çok önemli bir şey yapmışım gibi dırdır etme fırsatı verecek? Kim bana kravat, gömlek seçtirecek; "her boku bilirsin" diye fikrimi soracak?

Özleyeceğim angaryaların yokluğu bana ağır geliyor, şimdiden. (Zaten hep daha iyi becermişimdir mutsuz olmayı, mutlu olmaktan)

Bu arada, hayır, kesinlikle çıkar ilişkilerine indirgemiyorum dostluklarımı. Zaten yaptığım şeylerin çoğu da bilinçsiz; neden yaptığımı daha yeni fark ettiğim ama i-na-nıl-maz keyif aldığım şeyler. Yoksa bile bile işkence çektirmiyorum kendime :)

Yalnız biraz önce şunu fark ettim dehşetle: Artık kendi ayakları üstünde duran, bana bağımlı olmayan insanlarla ilgili ne büyük kaygılarım var - Ben inanılmaz control freak bir anne olacağım, allahım! Sıkı, evhamlı, dırdırcı olmayacağım belki ama çocuğumu "bırakmamak" için ne taklalar atacağım, kesin. Rezalet!

Sonunda (eventually mi, ultimately mi) bir an gelecek ve hiçbir gizemim, merak uyandıran noktam kalmayacak. "Bir kere bile, tek bir kere bile kendin hakkında bir satır yazdığını görmedim. Bu hayatta kaybolmuş olan, bir tek ben değilim" der Maggie, Ike'a; Runaway Bride'da. Benim bütün yazılarım kendi etrafımda veya bendekiler etrafında dönüyor; demek ki tam aksine, ben de tam ortasındayım her şeyin, gel beni bul dercesine duruyorum, gizemsiz, merak uyandırmadan.


Vay anasını sayın seyirciler...

(14 Kasım 2009, Nişantaşı)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!