... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

çarpıcı açıklamalar ve şok edici pozlar

dün takip etmeye başladığım flickr kızı için


Çok acayip fotoğraflarım çekilsin istiyorum. Acayip dedimse yani... Fesata bağlamayın. Öyle değil.

Fotojenik olduğumu düşünmemekle beraber, yüzüne bakılmaz, kaknem bir şahıs da olmadığımdan neredeyse eminim. Fotoğraf çekme düşkünü, instagram tutkunu ofis arkadaşlarım filan olmadığından, sanal alemlerde de iki yıllık fotoğraflarımla boy gösteriyorum hala. Ne bileyim, Kayhan'ın çektiği Bostancı lunaparkı fotoğraflarının (özellikle de benim salıncakta olduğum fotoğrafın) kimse eline su dökemez, ya da üç yıl kadar önce Yoncaköy'de kumlarda yürürken kardeşimin çektiği siyah beyaz fotoğrafım gibi bir tane daha yok. Ya da lisedeyken tramboline çıktığımda, okulun bahçesinde gülerken, son StepS'im baskıdan geldiğinde, ICAMES'te teknede, ofiste kameraya dil çıkarırken... İyi ki var o fotoğraflar.

Derdim fotoğraflarımı elaleme göstermek de değil.
Bazı fotoğrafların içindeki kendimi çok seviyorum sadece.

Fotoğraftaki kendilerimi sevdikçe de gerçektekiyle daha çok barışacağım.

boş / dolu

"Kızım sen deli misin allahaşkına, ne anlatıyorsun?"
dedi Berrak.

"Neden ya?"
dedim.

"Şikayet ettiğin ne varsa aynısından bir tane daha mı buldun? Bırak, bırak, boşver ya, çürütme içini."
dedi.

Haklıydı.


Sevmem yarım bırak(ıl)mayı.
Yapamadıklarım, yaptırılmadıklarım rahatsız eder beni.


Gel gör ki, bazen sabah gözümü açıyorum, mesela bir haftasonu, kalkmak istemiyorum, yatmaya devam etmek de istemiyorum. Kalkıyorum sonuçta, çünkü yatınca daha iyi bir şey olmayacak.

Beraber yapmayışımızdan rahatsızlık duymayacağım tek şey, mesela bir haftasonu, kalkmak.
Gibi.
Sanki.

think big

Stalking, yani hafif sapıklık ihtiva eden takip olayının eninde sonunda insanın kendisini çileden çıkaracağını, görmese daha iyi olacak şeylerle tekrar tekrar karşılaşmasına sebep olup mutsuz edeceğini düşünürdüm hep.

YANILMIŞIM.

Bir adamın sanal hesaplarında üç-beş dakika geçirince, onun çevrenizdeki insanlarca neden sevilmediğini, insanlara nesinin battığını anlıyorsunuz. Aniden gözünüz açılıyor. Sinirlisiniz, tabi ki ondan bu, herkese ve her şeye karşı koruyup durduğunuz, onun hakkında edilen laflara "yok aslında hiç öyle değildir o" dediğiniz adama karşı aldığınız cephe. Yoksa, o yıllardır yanlız'ı yalnış yazıyordu, hiç fark etmemiştiniz bile.

GERÇEKLERİ GÖRDÜNÜZ BELKİ DE.

Ve bir dahaki sefere gelip size "eski kız arkadaşım..."la başlayan cümleler kuracak olursa, ona gülüp, arkanızı dönüp gidebilirsiniz. Çünkü eski kız arkadaşından şikayet eden tüm tanıdıklarınız birleşse, onu tüm gerçek ve daha çok da sanal ortamlarına davet ve alet eden bu adam kadar etmezler.

Ya da yok ya, niye arkanızı dönüp gidesiniz ki? Hep salon kadını olacak değilsiniz, bu sefer iki çift laf edersiniz gitmeden. Mesela gözünüzün içine baka baka:

"SİZ ONU BEĞENMEZSİNİZ AMA, BENİ ESKİ KIZ ARKADAŞIM ADAM ETTİ"

dediğinde bir dahaki sefere, susmak, duymamış gibi yapmak, başka taraflara bakmak yerine aklınıza gelen ilk cümleyi söyleyebilirsiniz:

"BU MU ADAM OLMUŞ HALİN?"

Ah, bazı insanlar adamlık hakkında çok küçük düşünüyor.
Halbuki bizim yıllarca kendimize mihenk taşı edindiğimiz slogan, bunun tam tersiydi.

Anonim'in Saldırısı

Dün kulağımda müzikle evin merdivenlerini hoplaya zıplaya çıkarken yüzüm, bir arkadaşımın o hiç hoşlanmadığı küçümser ifadeyi aldı. Gözlerim kısıldı, dudağımın bir kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. "Tsshh..." dedim kendi kendime. "Çok üzüleceksin bir gün."

Bir kaset alıp içine iki şarkı çeksem mesela...

A yüzü: Gloria Gaynor - I Will Survive
B yüzü: Tina Turner - When The Heartache is Over


(Çünkü bu son şarkı, diğerinin gölgesinde kalmış ve hakkı verilmemiş bir şarkıdır.)

Kasetin kapağına mis gibi renkli kalemlerimle şunu yazsam:
gözümden düştün ya, nasıl mutluyum aklın almaz!


Sonra da kaseti, başına bir şey gelmesin diye baloncuklu bir zarfa koyup, işyerine yollasam...

Bu anonim saldırıyı pekala anlayıp, hiçbir anlam verememiş gibi davranman da beni zerre kadar ilgilendirmese...




İnsanlara tanımadıkları seni anlattıkça, sana tahammülüm azalıyor.
Ben Ibiza noktasına sonunda geldim.
Sen de bekle daha... Yakında sıfırlanacaksın.
♫


(@ladybyzv'e teşekkürler)

because penis in vagina


Hatırlamadığım bir yaşa ait bir diyalog var; sen de 8, ben diyeyim 10 yaşındaydım herhalde:

_ Peki bebekler nasıl oluyor anne?
_ 16 yaşına gelince de onu anlatırım kızım.
_ Üüüüf çok zaman var daha!

Aslında benim annem, aldığı eğitimin insan altyapılı olmasının da verdiği "normal bunlar ki" duruşuyla, 10-12 yaşlarında adet görme konseptini kuzenime (ve daha küçük olan bana) açık yüreklilikle anlatmış bir kadındır. Bugün ben rahat rahat "penis" diyebiliyorsam, bunun sebebi sadece Fizyoloji dersinin 26. bölümü olamaz yani. Irsi, ırsi.

Yine de, bebek oluşumu noktasında biraz utandığını sanıyorum. Anne sonuçta. Sağolsunlar, babamla kendilerini basmama izin verip bir çocukluk travması da yaşatmadılar bana hiç.

16 yaşımı bitirdikten sonra bir gün, annemin sözü geldi aklıma. O zamana kadar tabii ki her şeyi öğrenmiş, bazı şeyleri de hissetme fırsatı bulmuştum. Yok, aynaya sprey sıkıp tersten izleyince şifresiz olan Cine5'ten öğrenmiş değildim bildiklerimi. Cinsel eğitim dersi filan almıştık koca bir konferans salonunda.

Annemi kıstırdım mutfakta bir gün...

_ Anne, sen bana 16 yaşında bebeklerin nasıl olduğunu anlatacaktın ya...
_ ("Hassiktir hatırladı" ifadesiyle) Evet kızım.
_ Heh işte onu öğrendim ben.

Böyle kısa devre yaptırırlar adama.

İngilizce, sen kocaman bi çılgınsın!

Vatandaşa Sorduk: ASM

Tamamı @kitchest'in eseridir, satılamaz.


VATANDAŞA SORDUK: ADAPTIVE SITE MONITORING

(a.k.a. Prompt Monitoring)


İsmail Dübük / Ticari Taksi Şöförü

Şimdi vatandaş taksiye biniyor, keyfini yapmak istiyor. Misal yoldan gelmiş, 3 saattir uçakta, sigara içememiş. E birşey diyemiyorsun haliyle, “Kardeşim ticari taksi değil mi bu?”, diyor. Ben şahsen izin veriyorum. Şimdi bu ASM denen olay yani bilmiyorum, hayatımızda neleri değiştirecek. Gece tarifesi kalkınca işler toparlamıştı biraz, inşallah negatif bir etkisi olmaz. Zaten yevmiyeyi zor çıkarıyoruz.




Müge Merdane / Monitör

Yani açıkçası ben yüzde 100 esdivi yapmazsam içim rahat etmiyor. Merkezlerin durumu hepimizin malumu, iki dakika boş bırakmaya gelmiyor. Eskiden çalışmalarda kağıt siyaref vardı, güzel güzel dolduruyorlardı. Şimdi yok şifre, yok bilmemne derken.. Zaten ben pazarlamaya geçmek istiyorum.





Dr. Selma Telkadayıf / Medikal Müdür

Valla bizim çalışmaları CRO’ya veriyoruz, onlar yapıyor. Düzgün yapıyorlardır herhalde. Yani bizim çok anladığımız bir olay değil klinik araştırmalar, ama çok önemli. Ben şimdi bir mail yazıyorum CRO’ya, ASM’sini de yapsınlar. Bir eksiğimiz olmasın audit falan gelirse. Ha bir de Kastamonu Endokrinoloji’den Toygar Hoca sizin şu HALLEY çalışmasını sordu, hasta aldık mı orda biz? Klinik araştırmalar çok önemli.




Halil Boz / SAK Yetkilisi

Bu monitoring olayını çok karıştırdılar. Ha, aralarında bi fark kaldı, o farglan çogzel oldu. Messelam, herkeşin çalışmasına kimse karışamaz. Ben bu şekil monitoring yaparım, şu bayan şu şekil yapar, şu şekgil yapar. Özgürlüğü bidir. Ha, monitoring plan, kurban olduğum ya Resullallah’tan gelebilir amma, lakin ki, öyle değildir. Eyyorlamam bu kadar, şimdi bütün bunları bir egzel dosyasına girip size gönderiyorum.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!